Wednesday, November 08, 2006
Tıkanıp Kaldığında Hayat...
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla ''tanışmalı, yeni keşifler yapacak.... ', 'Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu
Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç
Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı!
(Nur BATUR)
Bir hikaye
"İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pismiş. Usta öğrencilerden birine dönüp:
''Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?'' diye sormuş.
''Pis olanı,'' diye yanıt vermiş öğrenci.
Hiç de değil! demiş usta. ''Temiz olanı. ', 'Yanında duran arkadaşının pis olduğunu gören adam: O pis olduğuna göre ben de pis olmalıyım, gidip yıkanmam gerek, diye düşünür. Oysa pis olan, yanındaki arkadaşının temiz olduğunu görerek şöyle düşünür: O temiz olduğuna göre ben de öyle olmalıyım. Öyleyse yıkanmama gerek yok.''
Bunun üzerine usta konuşmasına şöyle devam etmiş: ''İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pismiş. ''Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?''
''Temiz olan,'' diye yanıt vermiş öğrencisi, heyecanla.
''Kesinlikle hayır! Pis olanı tabii ki. Ellerinin is içinde kaldığını görüp, kendi kendine şöyle diyecektir: Pisim! Gidip yıkanmam gerekecek. Öte yandan temiz olan ellerinin temiz olduğunu görüp kendi kendine şöyle diyecektir: Pis olmadığıma göre gidip yıkanmama gerek yok...
Sana bir sorum daha olacak,'' diye sürdürmüş usta. ''İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pismiş. ''Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?''
Öğrenci artık anlamış olduğundan emin: ''Temiz ve pis olan!'' diye haykırmış.
''Yanlış!'' dite bağırmış usta. Anlamadığın şey şu, eğer iki adam bir bacadan iniyorlarsa, birisinin pis, öbürünün ise temiz olması imkansızdır. Her ikisinin de pis olmaktan başka şansları yoktur.
Eğer bir soru yanlış sorulursa, tüm yanıtlar yanlış verilir.
''Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?'' diye sormuş.
''Pis olanı,'' diye yanıt vermiş öğrenci.
Hiç de değil! demiş usta. ''Temiz olanı. ', 'Yanında duran arkadaşının pis olduğunu gören adam: O pis olduğuna göre ben de pis olmalıyım, gidip yıkanmam gerek, diye düşünür. Oysa pis olan, yanındaki arkadaşının temiz olduğunu görerek şöyle düşünür: O temiz olduğuna göre ben de öyle olmalıyım. Öyleyse yıkanmama gerek yok.''
Bunun üzerine usta konuşmasına şöyle devam etmiş: ''İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pismiş. ''Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?''
''Temiz olan,'' diye yanıt vermiş öğrencisi, heyecanla.
''Kesinlikle hayır! Pis olanı tabii ki. Ellerinin is içinde kaldığını görüp, kendi kendine şöyle diyecektir: Pisim! Gidip yıkanmam gerekecek. Öte yandan temiz olan ellerinin temiz olduğunu görüp kendi kendine şöyle diyecektir: Pis olmadığıma göre gidip yıkanmama gerek yok...
Sana bir sorum daha olacak,'' diye sürdürmüş usta. ''İki adam bir bacadan aşağı iniyorlarmış. Biri temiz, öbürü pismiş. ''Sence içlerinden hangisi yıkanmaya gidecek?''
Öğrenci artık anlamış olduğundan emin: ''Temiz ve pis olan!'' diye haykırmış.
''Yanlış!'' dite bağırmış usta. Anlamadığın şey şu, eğer iki adam bir bacadan iniyorlarsa, birisinin pis, öbürünün ise temiz olması imkansızdır. Her ikisinin de pis olmaktan başka şansları yoktur.
Eğer bir soru yanlış sorulursa, tüm yanıtlar yanlış verilir.
HEMEN
Yüzünü yıkadığında, gerçek yüzünü görebiliyor musun?
Yemek yerken, evrendeki döngüleri anımsıyor musun?
Yürüdüğünde, dünyanın döndüğünü duyumsayabiliyor musun?
Çalışırken, yaptığın işten mutlu musun?
Konuştuğunda, aklına gelen sadece cin fikirlik mi?', 'Alışveriş yaparken, ihtiyaçlarının ne olduğundan emin misin?
Acı çeken insanlarla karşılaştığında, yardım eli uzatıyor musun?
İkilem içindeyken, uyuma varmaya çalışıyor musun?
Ailenle birlikte iken, yardımsever misin?
Sorunlarla başa çıkarken, uzgörü yeteneğin var mı?
Azimli misin?
İşin bittiğinde, dinlenmek için zaman ayırıyor musun?
Dinlenirken, kafanı da dinliyor musun?
Uyurken, boşluğa kendini öylece bırakabiliyor musun?
‘var’lar yetmiyor, ‘yok’ olanı arıyorsun bu da huzuru ıralıyor senden
sürekli. ama doymayana son olur mu, neden sonsuza yüklersin ki umudu ?
nesneye odaklanma, öznede kal.
çoğalma, dağılma, hep özünde kal.
ve zaman yaratma hedef peşinde
‘hemen’de, ‘şimdi’ de kal, ‘an’da kal.
BELKİ....
Belki, Tanrı yanlış insanlarla tanışmamızı istedi doğru insanı tanımadan önce, böylece en sonunda doğru insanla tanışdığımızda, bu hediyenin ne yüce olduğunu anlamamız için.', 'Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur, fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki, bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile.
Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığınız, tek bir kelime etmediğiniz, ve giderken bunun hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunu düşündüğünüz kişilerde saklıdır.
Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde anladığımız doğru olabilir, fakat elimize gelene kadar neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur.
Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir. Sevgiye karşılık beklemeyin; Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.
Birine çarpılmak için bir an yeterlidir, birinden hoşlanmak bir saat, ve birini sevmek içinde bir gün yeterlidir, ama birini unutmak ise bir ömür sürer.
Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe aldanmayın; yok olur gidebilir. Sizi güldüren birini seçin çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey bir gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz.
Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var, ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz, ve sızı mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun.
Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.
En mutlu kişiler, her şeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan her şeyin değerini en iyi bilenlerdir.
Mutluluk, ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar, ve çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına giren her insanın önemini takdir edenlerdir.
En parlak gelecek, unutulmuş bir geçmişin üstünde yükselir, geçmişinizdeki kalp kırıklıklarını ve hataları silmezseniz hayatın içinde ilerleme şansınız olmaz.
Doğumunuzda siz ağlarken çevrenizdeki herkes gülüyordu, öyle bir hayat yaşayın ki öldüğünüzde gülen siz olun, ağlayan da çevrenizdekiler.
Kaynağı bilinmiyor.
NİRVANA'' YA ULAŞMAK
Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, yarınki yaşamımız da bugünkü düşüncelerimizin ürünüdür. Yaşam aklın eseridir. Aynen araba tekerleklerinin atları izlemesi gibi saf olmayan akılla davranan kişiyi de acılar takip eder. Hayat acılardan ibarettir. Bugünkü "Sonuç" dediğimiz olgular geçmişin "Neden"leridir, yarınki sonuçlar da bugünkü nedenlerdir. Acıların nedeni tutkulardır, arzulardır. İnsanın hiç bitmeyen tutkuları ve arzuları. Sınırsız mülkiyet edinme, daha fazlasına en çoğuna sahip olma hırsı. Acı verir insana, elde edememe, sahip olamama duygusu, arzuların karşılanmaması elem verir, acı çeker insan.', 'Sidharta Guatama söylemiş bunları, bilinen adıyla BUDDHA. Acılardan kurtuluş reçetesini ise, iki bin beş yüz yıl önce yazdı . Bu acılardan kurtulma reçetesi "Sekiz yollu patika" dan oluşmakta. Sekiz yollu patikayı bilmek ise kurtuluşun ve özgürlüğünün başlangıcı oluyor. "İnancın, kararların, sözlerin, edimlerin, emellerin, içebakışın, düşüncelerin, duyumların." İşte senin sekiz yollu patikandı. Tüm bu özellikleri, doğru kullandığın takdirde, seni dış dünyaya karşı kullanacağın koruyucu kalkanların olacakdır. Bu özellikler gerçek yüzünü, acımasızlığını sana asla göstermeyen dış dünyaya karşı seni koruyacak olan özelliklerdir.
Arzularına egemen olabilirsen, bilgisizlikten kurtulabilirsen, kendini başkalarına yardıma adayabilirsen, düşman bildiklerini sevebilirsen, başkasını kendin gibi görebilirsen, işte sen kendi kurtuluşunu sağlama yolunda adım atmışsın demektir. Bunlar aslında bize yabancı değil. Yunus Emre’yi hatırlayın. Yunustaki Tanrıya ulaşma arzusu VUSLAT, burada NİRVANA. Sınırsız arzularına gem vurabilirsen Nirvana’ya ulaşabileceksin. Buddha’nın anlamı ise "Aydınlanmış" tır. Çevresine ışık saçan bir aydınlanmış.
Huntington un iddia ettiği, üçüncü büyük savaşa neden olacak olan komplo teorisini öğrendikten sonra, dünya kupası derken ilgi alanımız birden doğu dinlerine kaydı. Bu arada Pakistan ve Hindistan savaşının çıkması için provakasyonlar sürüyor. Neden savaş çıkması gerekiyor? Kimse ikna olmuyor. Dinsel gerekçeler, toprak talepleri artık çocuklar bile inanmasa da bağnaz dinciliğin küreselleşmeyi engelleyen bir unsur olduğu kabul görüyor. Öte yandan paylaşılmak istenen nedir?.. . Bu arada "Budizm" ile tanışmış olduk. Çünkü Buda’ya inananların bakışı yalnızca barış için. Dünyanın en çok inanan sayısı olan bir öğreti bu.
Hindistan’ın yaygın dini HİNDUİZM’in kast sistemine bir tepki belki. Ruha inanmayan, neden sonuç diyalektiğine inanan bir öğreti. Ne ekersen onu biçersin gibi... Doğu dinleri genelde çok huzur verici bir iç yapıya sahip aslında . Şanslılar. Öğretilerinde acı ve işkence dolu öbür dünya şiddetinden yoksunluğuyla huzur veren bir yapıları var genelde. Cehennem korkutmalarıyla yaşarken zehir etmiyorlar hayatı en azından.
"Zehirli bir okla yaralanan insan; okun zehirinin özelliğini yapısını nereden geldiğini sormaz" der Buddha "Yalnızca oku vucudundan çıkarmanın çaresine bakar, birisinden yardım ister, insan hiçbir zaman öğrenemeyeceği sıkıntılara girmemeli", der.
İnsanın, kısa ömrünü dünyanın ne olduğunu anlamaya çalışmakla fikir yürütmekle geçirmemeyi öneren, farklı bir yolu ZEN BUDİZM adı altında özellikle Japonya’da yaygın bir inanış. Yer yüzündeki yaşam acılardan başka bir şey getirmez der "Buddha", bu acıların nedeni sınırsız açlıktır, zevk ve eğlence düşkünlüğü, sınırsız mal hırsı, çok yakından bildiğimiz mülkiyet edinme hırsıdır. Yaşamak için gereksiz mülk edinme isteğinin aşırı hırsıdır. Artık değer hırsızlığıdır.
Buda ile ilgili şöyle bir hikaye var:
Bir gün bir kadının çocuğu ölüyor ve bilge olarak söz edilen Buddha’nın yanına gidiyor,
"Ne olur yavrumu bana getir sen yüce bilgesin, bana yavrumu geri getir!..diye sızlanır.
“Peki", der Buddha "Ama önce bana kasabada ölüm girmemiş bir evden bazı baharatlar getirmen gerek. " Kadın heves ve umutla çıkar ve ölümün uğramadığı evi aramaya başlar. Hangi kapıyı çalsa aldığı cevap aynı olur. Ya annesi ya babası ya çocuğu, ablası, amcası, nineleri her evde ölüm var...
Kapısından ölüm girmemiş evi ısrarla aylarca arar... Sonunda gerçeği farkeder ve "Affet beni Buddha" der. "Affedecek bir şey yok sen anlaman gerekeni geç anladın, ama anladın...
Doğum acıdır, hayat acıyla başlar, ölüm acıdır, hayat acıyla biter, yaşlılık acıdır, gençliğe imrenirsin, gençlik tutkudur, yaşlıların iktidarını istersin, sevilmemek acıdır, sevmek de acı verir, ayrılık acıdır. Acıların yok edilmesinin yolu ise insanın ihtiraslarını, dünyevi tutkularını yok edebilmesidir. Yüreğindeki kör ihtirası yok eden, hiçbir çıkar beklemeyen insan, dünyasal isteklerini ortadan kaldıran insanın bencilliği yok olur. O insan olgunluğa ulaşmıştır artık. O olgunluk ise Nirvana dır. Bize aslında hiç de yabancı olmayan düşüncelerdir bunlar, Mevlana ile Yunus’la zaten bildiğimiz şeyler.
O zaman, doğru olanın evrenselliğini ortaya çıkarmakta bir sıkıntımız var. Örneğin Budizmin temel öğeleri özellikle Alevi kültürümüzde ve genel İslam inancında bildiğimiz benzer öğretiler, hiç yabancı değil. Hiçbir canlıyı öldürmeyeceksin, başkasının malını çalmayacaksın, zina yapmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, merhametli olacaksın, hakaretleri bağışlayacaksın, başkasına özveride bulunacaksın, başkasının acısına ortak olacaksın, kendine ayırdığını önce başkası için vereceksin... İki bin beş yüzyıl öncesinden gelen bir öğreti...
Arzularına egemen olabilirsen, bilgisizlikten kurtulabilirsen, kendini başkalarına yardıma adayabilirsen, düşman bildiklerini sevebilirsen, başkasını kendin gibi görebilirsen, işte sen kendi kurtuluşunu sağlama yolunda adım atmışsın demektir. Bunlar aslında bize yabancı değil. Yunus Emre’yi hatırlayın. Yunustaki Tanrıya ulaşma arzusu VUSLAT, burada NİRVANA. Sınırsız arzularına gem vurabilirsen Nirvana’ya ulaşabileceksin. Buddha’nın anlamı ise "Aydınlanmış" tır. Çevresine ışık saçan bir aydınlanmış.
Huntington un iddia ettiği, üçüncü büyük savaşa neden olacak olan komplo teorisini öğrendikten sonra, dünya kupası derken ilgi alanımız birden doğu dinlerine kaydı. Bu arada Pakistan ve Hindistan savaşının çıkması için provakasyonlar sürüyor. Neden savaş çıkması gerekiyor? Kimse ikna olmuyor. Dinsel gerekçeler, toprak talepleri artık çocuklar bile inanmasa da bağnaz dinciliğin küreselleşmeyi engelleyen bir unsur olduğu kabul görüyor. Öte yandan paylaşılmak istenen nedir?.. . Bu arada "Budizm" ile tanışmış olduk. Çünkü Buda’ya inananların bakışı yalnızca barış için. Dünyanın en çok inanan sayısı olan bir öğreti bu.
Hindistan’ın yaygın dini HİNDUİZM’in kast sistemine bir tepki belki. Ruha inanmayan, neden sonuç diyalektiğine inanan bir öğreti. Ne ekersen onu biçersin gibi... Doğu dinleri genelde çok huzur verici bir iç yapıya sahip aslında . Şanslılar. Öğretilerinde acı ve işkence dolu öbür dünya şiddetinden yoksunluğuyla huzur veren bir yapıları var genelde. Cehennem korkutmalarıyla yaşarken zehir etmiyorlar hayatı en azından.
"Zehirli bir okla yaralanan insan; okun zehirinin özelliğini yapısını nereden geldiğini sormaz" der Buddha "Yalnızca oku vucudundan çıkarmanın çaresine bakar, birisinden yardım ister, insan hiçbir zaman öğrenemeyeceği sıkıntılara girmemeli", der.
İnsanın, kısa ömrünü dünyanın ne olduğunu anlamaya çalışmakla fikir yürütmekle geçirmemeyi öneren, farklı bir yolu ZEN BUDİZM adı altında özellikle Japonya’da yaygın bir inanış. Yer yüzündeki yaşam acılardan başka bir şey getirmez der "Buddha", bu acıların nedeni sınırsız açlıktır, zevk ve eğlence düşkünlüğü, sınırsız mal hırsı, çok yakından bildiğimiz mülkiyet edinme hırsıdır. Yaşamak için gereksiz mülk edinme isteğinin aşırı hırsıdır. Artık değer hırsızlığıdır.
Buda ile ilgili şöyle bir hikaye var:
Bir gün bir kadının çocuğu ölüyor ve bilge olarak söz edilen Buddha’nın yanına gidiyor,
"Ne olur yavrumu bana getir sen yüce bilgesin, bana yavrumu geri getir!..diye sızlanır.
“Peki", der Buddha "Ama önce bana kasabada ölüm girmemiş bir evden bazı baharatlar getirmen gerek. " Kadın heves ve umutla çıkar ve ölümün uğramadığı evi aramaya başlar. Hangi kapıyı çalsa aldığı cevap aynı olur. Ya annesi ya babası ya çocuğu, ablası, amcası, nineleri her evde ölüm var...
Kapısından ölüm girmemiş evi ısrarla aylarca arar... Sonunda gerçeği farkeder ve "Affet beni Buddha" der. "Affedecek bir şey yok sen anlaman gerekeni geç anladın, ama anladın...
Doğum acıdır, hayat acıyla başlar, ölüm acıdır, hayat acıyla biter, yaşlılık acıdır, gençliğe imrenirsin, gençlik tutkudur, yaşlıların iktidarını istersin, sevilmemek acıdır, sevmek de acı verir, ayrılık acıdır. Acıların yok edilmesinin yolu ise insanın ihtiraslarını, dünyevi tutkularını yok edebilmesidir. Yüreğindeki kör ihtirası yok eden, hiçbir çıkar beklemeyen insan, dünyasal isteklerini ortadan kaldıran insanın bencilliği yok olur. O insan olgunluğa ulaşmıştır artık. O olgunluk ise Nirvana dır. Bize aslında hiç de yabancı olmayan düşüncelerdir bunlar, Mevlana ile Yunus’la zaten bildiğimiz şeyler.
O zaman, doğru olanın evrenselliğini ortaya çıkarmakta bir sıkıntımız var. Örneğin Budizmin temel öğeleri özellikle Alevi kültürümüzde ve genel İslam inancında bildiğimiz benzer öğretiler, hiç yabancı değil. Hiçbir canlıyı öldürmeyeceksin, başkasının malını çalmayacaksın, zina yapmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, merhametli olacaksın, hakaretleri bağışlayacaksın, başkasına özveride bulunacaksın, başkasının acısına ortak olacaksın, kendine ayırdığını önce başkası için vereceksin... İki bin beş yüzyıl öncesinden gelen bir öğreti...
KARMA FELSEFESİ – 1
Karma, tekrar doğuş, progresyon veya parapsikolojinin herhangi bir diğer unsurunu tartışma amacım, sizi çok heyecan verici bir alandan haberdar etmek içindir. Niyetim hiç kimseyi kendi inançlarıma döndürmek ya da tekrardoğuş olayına sadece bir cevabın olduğunu dogmatik biçimde ilan etmek değildir. Bir ipnoterapist olarak çalışırken, açık fikirli olmayı öğrendim. Kavramlarım ve fikirlerim zaman içinde değişti ve yeni fikirler ve teoriler geliştikçe, tekrar değişecekler. Bu yazı ve içerdiği bilgi yetişmemin, kişiliğimin, meraklarımın ve tecrübelerimin bir ifadesidir.', 'Karma, sadece sebep ve sonuçtur. Eğer bir pencereye bir taş atar ve bir delik açarsanız, bir sebep (taş atmak) ve bir sonuç (camın kırılması)elde edersiniz. Mevcut olan her sonuç bellibir sebebe sahiptir. Eğer hayatınız, mali durumunuz, ilişkileriniz, sağlığınız, vs. hakkında mutlu değilseniz, o zaman bunun bir sebeplerinin olduğunu kabul etmeniz gerekir.
Bu sebepler geçmiş hayatlarınıza dayanabilir. Şuuraltı zihniniz bu sebeplerin hepsini hatırlar.
Çünkü mükemmel bir hafıza bankasına sahiptir. Şuuraltı zihin ölümden sonra da hayatta kalır, dolayısıyla yeni bir hayat sadece bir bedeni diğeri ile değiştirmekten ibarettir. Aynı şuuraltına sahipsinizdir; ancak, o artık bazı dersler almış ve ruhsal bakımdan gelişmiştir.
Bu ve bütün geçmiş hayatlarınızda yapmış veya yapmamış olduğunuz her şey, gelecek hayatlarda olduğu kadar bu hayatınızda da belirli sonuçlar yaratacaktır. Karma kanunları mükemmel biçimde adildir. Ruh her zaman hür iradeye sahiptir. Karma edinmiş olduğunuz sonuçlara ve gitmeyi seçtiğiniz yollara bağlı olarak mutluluk veya üzüntü getirebilir. Karmanın amacı ödüllendirme veya cezalandırma değildir. Amacı şuuraltını eğitmek onu saflaştırmaktır. Şuuraltı bir kez saflaştığında, karmaya veya sıkça söylediğimiz gibi "karmik çembere" ihtiyacı olmaz. Karma çemberi, daha öceki hayatlarda edindiğimiz tüm negatifliği (veya pozitifliği) dengelemek üzere yaşadığımız hayatlar zinciridir.
Karma çemberinin bilançosu veya nihai sonucu, sıfırdır. Edindiğimiz tüm pozitif sebepler, edindiğimiz bütün negatif sebepleri sildiğinde ve öğrenmemiz gereken tüm dersleri öğrendiğimizde, karma çemberimizi tamamlarız. Bilanço sıfırdır ve şuuraltı saflaşmıştır.
Öğrenmek için tekrar geri gitmenize gerek kalmaz. Bununla beraber, hayatlarımızdaki belirli sınavlara negatif biçimde (nefret, öç isteği, kıskançlık, alınganlık vb. ile) tepki verirsek, derslerimizi öğrenmemiş ve sınavdan geçememişiz demektir. Bu durumda bu sınavı, bu veya bir başka gelecek hayatta tekrar vermemiz gerekecektir.
Bu sebepler geçmiş hayatlarınıza dayanabilir. Şuuraltı zihniniz bu sebeplerin hepsini hatırlar.
Çünkü mükemmel bir hafıza bankasına sahiptir. Şuuraltı zihin ölümden sonra da hayatta kalır, dolayısıyla yeni bir hayat sadece bir bedeni diğeri ile değiştirmekten ibarettir. Aynı şuuraltına sahipsinizdir; ancak, o artık bazı dersler almış ve ruhsal bakımdan gelişmiştir.
Bu ve bütün geçmiş hayatlarınızda yapmış veya yapmamış olduğunuz her şey, gelecek hayatlarda olduğu kadar bu hayatınızda da belirli sonuçlar yaratacaktır. Karma kanunları mükemmel biçimde adildir. Ruh her zaman hür iradeye sahiptir. Karma edinmiş olduğunuz sonuçlara ve gitmeyi seçtiğiniz yollara bağlı olarak mutluluk veya üzüntü getirebilir. Karmanın amacı ödüllendirme veya cezalandırma değildir. Amacı şuuraltını eğitmek onu saflaştırmaktır. Şuuraltı bir kez saflaştığında, karmaya veya sıkça söylediğimiz gibi "karmik çembere" ihtiyacı olmaz. Karma çemberi, daha öceki hayatlarda edindiğimiz tüm negatifliği (veya pozitifliği) dengelemek üzere yaşadığımız hayatlar zinciridir.
Karma çemberinin bilançosu veya nihai sonucu, sıfırdır. Edindiğimiz tüm pozitif sebepler, edindiğimiz bütün negatif sebepleri sildiğinde ve öğrenmemiz gereken tüm dersleri öğrendiğimizde, karma çemberimizi tamamlarız. Bilanço sıfırdır ve şuuraltı saflaşmıştır.
Öğrenmek için tekrar geri gitmenize gerek kalmaz. Bununla beraber, hayatlarımızdaki belirli sınavlara negatif biçimde (nefret, öç isteği, kıskançlık, alınganlık vb. ile) tepki verirsek, derslerimizi öğrenmemiş ve sınavdan geçememişiz demektir. Bu durumda bu sınavı, bu veya bir başka gelecek hayatta tekrar vermemiz gerekecektir.
HUZURUN KIYMETINI BILMEK
Bir padişah, acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş,geminin mihnetini tatmamıştı. Korkudan ağlamaya, inlemeye başladı.
Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar ama, bir türlü sakinleşmedi.
Sonunda padişahın keyfi kaçtı.
Herkes aciz bir vaziyetteyken, gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı, "Müsaade buyurursanız ben onu sustururum" dedi. Padişah da"Lütfetmiş olursunuz" dedi.
Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, yaşlı adama"Bu işteki hikmet nedir?" diye sordu.
Yaşlı adam cevap verdi:
"Köle, evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâket görmeyen kimse,huzurun kıymetini bilemez."
Monday, November 06, 2006
dedikodu
Şehrin zengini, dedikoduculuğu ile meşhur birini yemeğe davet etmiş. Başlamadan da adama bir kese altın verip 'Senin dedikoducu olduğunu söylediler, al bu altınları, sakın ha benim hakkımda konuşma...' demiş. Gözleri parlayan adam 'Baş üstüne efendim...' deyip keseyi cebe atmış. Yemeğin sonunda ortaya bir tepsi baklava ile turşu getirmişler. Ev sahibi başlamış baklavayla turşuyu birlikte yemeye. Bir turşu, bir baklava atıyor ağzına. Dedikoducu adam bakmış bakmış sonunda 'Aman beyim demiş al sen şu altınlarını geri, ben bunun dedikodusunu yapmazsam çatlarım...'
Düşüncelerimiz hayatımıza yön verir
Düsüncelerimiz hayatimiza yön vermektedir.Bu;etkisi hepimiz icin gecerli olan bir yasadir. Bu yasayla uyumlanmak yoluyla gelecegimizi;kendi hayal gücümüze,tasarilarimiza gore yasamamiz mümkündür.', 'Düsüncelerin kendilerine benzer fiiller ve olaylar olusturabilmesinin sebebi, sempatizasyon kanunudur. Belirli bir nitelikteki enerji;kendi titresimine sahip enerjileri kendine ceker,onlarla bütünlesir. Enerjilerin kendilerine benzer enerjilerle biraraya gelisini;fikrimize,gönlümüze uygun insanlarla dost olma egilimimize benzetebiliriz.Ayni sekilde düsüncelerimiz de kendilerine benzer titresim niteligine sahip enerji ve düsüncelerle biraraya gelmek egilimindedirler.Ancak bu biraraya gelisler,bosa bir toplanis degildir. Biz bu düsünceler üzerinde durdukca onlar bize geri yansimaya baslarlar.Tabii ki,en basta bir düsünce enerjisiyle baslayan sürec,bize geri dönerken kendine benzer titresimlerle rezonansa gecmis ve güclenmistir. Sonucunda da bizler,bu düsüncelere uygun fiillerle karsilasmaya baslariz. Aklimiza yerlestirdigimiz her yeni kavram,deneyimlerimizde yeni bir olaylar dizisi olarak kendini gösterir.
Bu ilkeye gore,hayatimizla ilgili olarak en cok düsündügümüz,en güclü bicimde inandigimiz veya hayalimizde en canli sekilde canlandirdigimiz seyi kendimize cekeriz.Olumsuz duygular icindeyken,kendimizi korku dolu, güvensiz hissettigimiz anlarda ;kacinmaya calistigimiz deneyim ve kisileri kendimize ceker ve sonra da ‘’Bunlar da hep beni buluyor!’’ diye yakiniriz.Halbuki; olumsuz düsünerek; olumsuz titresimlere sahip yeni düsünceleri ve enerjileri kendimize cekmekteyiz.Bu olumsuzluklardan kurtulmanin tek yolu;yakinmaya devam etmek yerine düsünüsümüzün niteligini hemen degistirmektir.
Bizden yayilan her türlü enerji,bize geri yansiyacaktir.Bu;evrensel enerjinin,hayat icinde uygulamasini en cok gördügümüz ama en cok bilmezden geldigimiz niteligidir.Yaptigimiz hareket pozitif,negative veya nötr olabilir. Ancak bizler yaptigimiz islerin pozitif degerde mi,yoksa negative degerde mi oldugunu genellikle farkedemeyiz. Cünkü sebep-sonuc yasasi kaotik bir tarzda islemektedir.Bir sebebin sonucu,hemen bire bir ortaya cikmaz ama bu hareketimiz kozmik enerji icinde dönüsümlere, etkilesimlere sebep olmaya baslamistir;er veya gec bize geri dönecektir.
RUH VE MADDE-TEMMUZ 2001
KEŞKE
Bu sözcük olmasaydı eğer, herhalde insanlar çok daha mutlu olurdu! Ama ne yazık ki hayat “keşke”ler arasında geçiyor! Ne yaparsak yapalım gözümüzü arkada bırakacak bir keşke oluyor! Keşke şu işi yapsaydım,keşke başka bir şeyi seçseydim, keşke şunu söyleseydim, bunu söylemeseydim! keşke... keşke... keşke...', 'Aslında geriye dönüp bakmak öyle anlamsız ki! Ah etmek, vah etmek öyle gereksiz ki! Zamanı geri döndüremez, o güne geri gidemezsiniz! O zaman “keşke” diye dövünmenin ne anlamı var değil mi? Hayatım boyunca yaşadığım en güzel günü sorduklarında “bugün” derim. Yaşadığım an ise şu andır! Nasılsın sorusuna verdiğim cevap ise şudur “daha iyi olamazdım”. Neden? Çünkü dün geçti, asla geri gelmez! Yarın gelecek! Ama benim için ne getireceği ya da ne götüreceği belli mi? Dün de yarın da benim değil!Ama bugün benim! Şu an benim! O zaman “Yaşasın bugün”. Bir de şu sözü söylesem iyi olur: “Dün, iptal edilmiş bir çektir. Yarın, umut vaat eden bir senettir. Bugün, nakit paradır, kullanın.” Aslında en güzeli düşünmek, kararı verene kadar! Bir kararı verip uyguladın mı
“keşke meşke” demeyeceksin artık! Hayatta “iyi ki” dediklerimiz “keşke” dediklerimizden her zaman fazla olsun! Artık atalım hayatımızdan şu “keşke”leri! Attığımız her keşke bizi mutluluğa bir adım daha yaklaştıracaktır! “Keşke”leri “İyi ki”lere çevirmek için; ilk önce hayallerinizi ertelemeyin. Yaşamınıza renk katacağına inandığınız hiçbir şeyi ertelemeyin. Ruhunuzu, beyninizi geliştirecek, zenginleştirecek kültür ve sanat uğraşlarıyla olabildiğince erken tanışın. Sakın ertelemeyin. Sevmeyi, eğlenmeyi, hele hele gülmeyi asla ertelemeyin.
Gözlerime göz değmeden
Seyredebilsem doğayı
İçime sindirebilsem
O yeşilliği, maviyi keşke
Kor ateşleri elime alabilsem
Bulutları elimle dağıtabilsem
Yağmuru kuraklığa gönderebilsem
Hepsini yapabilsem keşke
Geceleri yıldızları toplasam
Onlarla sek sek oynasam
Sabah olmadan çabucak
Seyretmek için yerine takabilsem
Sonra çiçekleri kopartmadan öpebilsem keşke
Denizlerden yakamoz toplasam
Saçlarına taksam
Otları ezmeden bir kısrak gibi
Tarlalardan dörtnala sana gelsem
Gelebilsem keşke...
Dalları koparmadan salıncak kursam
Gökyüzüne uçsam...Uçsam keşke...
Çılgın aşklar yaşasam
Aşkı dostlarıma anlatsam
Sevmeyi sevilmeyi öğretebilsem
Bu rüya olmadan yaşadıklarım
Güne senin sesinle başlasam keşke......
Gerçekten enfes bir şiir! Bu şiirde yazan keşkelerin hepsini yapabiliriz aslında! Denemek gerekiyor! Dene...dene...dene...Bıkmadan usanmadan... Umarım hayatımızın bundan sonrasında keşkeleri atar yerlerine en güzel mutlulukları koyarız!
Unutma!!!
Her zaman gülümse,hatta bu acı verse bile, dudaklarından tebessüm eksik olmasın!
Her zaman ve her yerde eline geçen bütün mutluluğu yakala! En ufak bir parçasının elinden kaçmasına izin verme!
Yaşa! Her şeyden önce yaşa ve günlerini, sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için laf olsun diye geçirme!
Eğer aşkı tanıyacak kadar şanslıysan bütün kalbin,ruhun ve bedeninle sev!
Ve bu dünyadan sevdiklerine “Seni seviyorum” demeden gitme. Çünkü, benim için en büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat sürmektir. Bundan daha kötüsü de, bu dünyadan sevdiklerime “Seni seviyorum” diyemeden gitmektir.
“keşke meşke” demeyeceksin artık! Hayatta “iyi ki” dediklerimiz “keşke” dediklerimizden her zaman fazla olsun! Artık atalım hayatımızdan şu “keşke”leri! Attığımız her keşke bizi mutluluğa bir adım daha yaklaştıracaktır! “Keşke”leri “İyi ki”lere çevirmek için; ilk önce hayallerinizi ertelemeyin. Yaşamınıza renk katacağına inandığınız hiçbir şeyi ertelemeyin. Ruhunuzu, beyninizi geliştirecek, zenginleştirecek kültür ve sanat uğraşlarıyla olabildiğince erken tanışın. Sakın ertelemeyin. Sevmeyi, eğlenmeyi, hele hele gülmeyi asla ertelemeyin.
Gözlerime göz değmeden
Seyredebilsem doğayı
İçime sindirebilsem
O yeşilliği, maviyi keşke
Kor ateşleri elime alabilsem
Bulutları elimle dağıtabilsem
Yağmuru kuraklığa gönderebilsem
Hepsini yapabilsem keşke
Geceleri yıldızları toplasam
Onlarla sek sek oynasam
Sabah olmadan çabucak
Seyretmek için yerine takabilsem
Sonra çiçekleri kopartmadan öpebilsem keşke
Denizlerden yakamoz toplasam
Saçlarına taksam
Otları ezmeden bir kısrak gibi
Tarlalardan dörtnala sana gelsem
Gelebilsem keşke...
Dalları koparmadan salıncak kursam
Gökyüzüne uçsam...Uçsam keşke...
Çılgın aşklar yaşasam
Aşkı dostlarıma anlatsam
Sevmeyi sevilmeyi öğretebilsem
Bu rüya olmadan yaşadıklarım
Güne senin sesinle başlasam keşke......
Gerçekten enfes bir şiir! Bu şiirde yazan keşkelerin hepsini yapabiliriz aslında! Denemek gerekiyor! Dene...dene...dene...Bıkmadan usanmadan... Umarım hayatımızın bundan sonrasında keşkeleri atar yerlerine en güzel mutlulukları koyarız!
Unutma!!!
Her zaman gülümse,hatta bu acı verse bile, dudaklarından tebessüm eksik olmasın!
Her zaman ve her yerde eline geçen bütün mutluluğu yakala! En ufak bir parçasının elinden kaçmasına izin verme!
Yaşa! Her şeyden önce yaşa ve günlerini, sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için laf olsun diye geçirme!
Eğer aşkı tanıyacak kadar şanslıysan bütün kalbin,ruhun ve bedeninle sev!
Ve bu dünyadan sevdiklerine “Seni seviyorum” demeden gitme. Çünkü, benim için en büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat sürmektir. Bundan daha kötüsü de, bu dünyadan sevdiklerime “Seni seviyorum” diyemeden gitmektir.
Yaşamın Hediyeleri
Şu anda olduğunuz noktayı düşünün. Yaşamın içinde bulunduğunuz noktadan filan bahsetmiyorum, fiziksel olarak, hatta coğrafi olarak bulunduğunuz yeri Büyük ihtimalle ya evde, ya işyerinizde bilgisayarınızın başında oturuyorsunuz. Bulunduğunuz enlem ve boylama nasıl geldiniz? Bu sabah uyandığınızdan beri yaptığınız hangi tercihler sizi buraya getirdi?', 'Peki daha önce? Örneğin bundan birkaç hafta önce verdiğiniz hangi karar sizin burada olmanızı sağladı acaba? Belki de bundan üç gün önce evde oturmayıp da arkadaşınızın davetini kabul etseydiniz, gittiğiniz restoranda hemen arkanızdaki masadaki burnu kırmızı adamın hapşırması sonucu ortama saçılan grip mikropları yüzünden şimdi evde hasta yatıyor
olacaktınız.
Peki ya daha önce verdiğimiz kararlar, sağa değil de sola dönmeler, şimdi değil de on dakika sonra çıkmalar, evden çıkmışken bir şey unutup geri dönmeler? Ve hatta üzerinde düşüne düşüne verdiğiniz kararlar? Bir de başınıza gelen olaylar, ve onların sonucunda verdiğiniz kararlar...
Bu noktaya gelmek için, ister coğrafi, ister psikolojik, ister yaşam durumu olarak nasıl uğraştığınızın farkında mısınız? Burada olmayı mükemmel biçimde zamanladığınızın farkında mısınız? Bu yazıyı şu anda okuyor olmak için çok uzun bir yoldan geldiniz, yorulmuş olsanız gerek.
Dönüm noktaları
“Hatırla” ve “Yuvaya Dönüş” adlı mükemmel kitapların yazarı Steve Rotler, aylık bülteninin son sayısında bu konuya değinmiş. Başımıza gelen her olay, her dönüm noktası, acı ve tatlısıyla bizi bu ana getirdi. Bazı çok iyi sandığımız olaylar daha sonra hiç ummadığımız
sonuçlar doğurdu, bazı felaketler ise yaşamımızda başımıza gelen en iyi şeyler oldular. Ve hepsi, kolektif bir biçimde, sizi buraya, şu ana, şimdiye, şu anda olduğunuz kişiye taşıdılar. Ve bütün bu anlar, olaylar, size çok değerli hediyeler verdiler. Size şu anınızı verdiler.
Size benim yaptığım ve çok yararlandığım bu alıştırmayı paylaşmak istiyorum. Bu alıştırmaya dört gününüzü ayırın. Üç gün boyunca, beş – on dakika bile olsa, oturun ve yaşamınızı değiştiren olayları, tercihleri, kararları yazın bir kağıda. Her gün kısa da olsa bir zaman ayırın.
Dördüncü gün, her olayın içerdiği hediyeleri, bu olaylar olmasaydı yaşamınızda elde edemeyeceğiniz fırsatları, büyüme ve gelişme olasılıklarını başta ne kadar olumsuz gözükseler bile bu olaylar sayesinde kazandığınız değerleri yazın. Sonra bu olayların gerçekleşmesinde rol oynayan insanları yazın yanlarına. Bu insanların size verdiği hediyelerin farkında mısınız? Bu insanlar, sizin şu anda olduğunuz insan olmanızda, bulunduğunuz yere gelmenizde ne büyük rol oynamışlar, görüyor musunuz?
Eminim ki bu deneyimlerden bazılarını yaşamayı hiç istemediniz. Hatta bazıları size acı verdi. Ama fark etmeniz gereken şey, bu çok acı gibi gözüken olayların size sağladığı o kadar fırsat ve hediye var ki! Ancak bunu görebilmek için zaten gerçekleşmiş ve sizin ne yaparsanız yapın
artık var olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğiniz bu olaylara direnmeyi bırakmanız, onları kabul etmeniz, ve her ne kadar onların olmamasını tercih ettiysek de, bu olayların yarattığı iyilikleri de görmeye çalışmamız gerekiyor.
O kurtulmaya, hatta saklamaya çalıştığınız, yokmuş gibi davrandığınız acınız var ya... Onu ancak bu şekilde iyileştirebilirsiniz. Ondan saklanmaktan vazgeçin. Deneyimle kavga etmeyi bırakın. Önce acıya evet deyin, sonra onun size verdiği mesajları kabul edin. Size sağladığı
fırsatları görün. Eğer bunu yapmaya direniyorsanız, kendinize şu soruyu sorun: “Neden acımdan vazgeçmek bu kadar zor benim için?”
Tabi sadece zor deneyimlerden bahsetmiyorum. Bazı deneyimler, hatta bir çoğu daha baştan keyifli olabilir. Veya en zor anınızda, hiç ummadığınız biri size yapılabilecek en büyük yardımı yapmış, en önemli desteği vermiş olabilir; belki de küçücük bir gülümseme, bir dokunuşla. Veya ne dediğinin farkına varmadan öyle bir laf etmiştir ki dünyanız değişmiştir. Bütün bu insanları listenize eklemeyi unutmayın.
Hediyeleri paketleyin...
Malum yılbaşı önümüz, kimlere, ne yılbaşı hediyesi vereyim diye düşünüyorsanız... İşte size bir liste. Verebileceğiniz tek gerçek hediye ise onların size verdiği hediyeleri geri vermek, yani onlara sevgiyle teşekkür etmek. Çünkü her hediye, aslında onu verene aittir. Ve
verdiğimiz her hediye o hediyenin bulunduğu yeri bizden bir parça yapar. Yaşamınızdaki olaylardan almış olduğunuz hediyelere, vereceğiniz sevgi dolu teşekkürlerle yanıt verin bir anlamda onları geri verin, ve artık özgürleşin.
Bu teşekkürler kısa bir telefon konuşması, bir e-posta mesajı, ufak bir kart olabilir. Eğer vefat etmiş biriyse, veya ulaşamayacağınız bir insansa, ona zihninizden de teşekkür etmeyi deneyebilirsiniz. Her verdiğiniz hediyede daha da özgürleşecek, daha da hafifleyecek, daha da
zenginleşeceksiniz. Çünkü verdiğiniz teşekkür ve sevgi, size fazlasıyla geri dönecek. Biliyorum, çünkü denedim!
Bu haftaki ödevimiz, yaşamımızı etkileyen insanlara şu anki bize yaptıkları katkı için teşekkür etmek.
www.marfields.com dan alıntıdır..
Yanılgı…
Kendi biricik varlığımıza öylesine yoğunlaşıyoruz ki bazen, etrafta olup bitenlere sağırlaşıyoruz. Sanıyoruz ki, dünya yalnız bizim için dönüyor. Güneş, yalnız bizi mutlu etmek için doğuyor. Gece, yalnız bizim hüznümüzü örtüyor.
Yanılgı…
Varlıklarıyla bizi heyecanlandıran, iyilikleriyle yüreğimizi yatıştıran insanlar var. Az ya da çok. Bizim yanımızda, uzağımızda ama mutlaka bizim dünyamızın içinde, bizimle bir şekilde ilintili olan. ', 'Dünya onların da etrafında dönüyor, yıldızlar onların dilekleri için de kayıyor.
Bizim onları, hatta yalnız onları da değil kimseleri görmez olduğumuz zamanlarda; onlar da tam bizimle sosyalleşmeyi, normalleşmeyi umuyordur. Ama biz o denli sağır ve körüzdür ki, dışımızdan gelen hiçbir sesi duymaz, hiçbir görüntüyü ayırt edemeyiz. Varsa yoksa biz, benliğimiz, kendi derinliğimiz…
Böyle daldığım bir anda ben de kendime, uyandım. Baktım ki hayal kırıkları birikmiş sağımda, solumda. Zehirli sarmaşıklar boy atmış, kendilerinden başka hiçbir canlıya yaşam hakkı tanımayan otlar sarmış özenle baktığım arka bahçemi. “Huzur mu istiyordun, işe koyul!” dedim kendime.
İşinin ehli hamarat bir bahçıvan gibi yolmaya başladım otları. Zehirli sarmaşıkların kökünü birer birer kestim. Etrafa dağılmış kırık hayal parçacıklarını topladım, yaraları yeni iyileşmiş ellerimi tekrar kanatmamaya özen göstererek. Beyaz güllerime yer açtım yeniden!..
Yaşamın herkes için zor olduğunu biliyorum. O kadar kolay ki, siz her şeyin yolunda olduğunu sanırken tökezleyip düşmek. Birdenbire çevrenizden hayat çekiliverir, ölümü çağırır her çığlığınız. Başarısızlık kuşatır sizi, sanki her şey aksi gider. Elinizde kalır uzandıklarınız…
“Bu kadarı fazla!” dersiniz, ağırlaşmış gövdenizi taşımakta zorlanan güvensiz bacaklarınız titrerken. Kalabalıkların neşe içinde gülüşmeleri çarpar inadına gözünüze. Herkes mutludur sizden başka. Ama neden siz?!.
Öyle yalnızsınızdır ki ve öyle çaresiz. Yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. İşin kötüsü yeniden başlayacak enerjiniz de tükenmiştir artık. Başınız dönmeye başlar. Hızla dipsiz bir karanlığın içine doğru çekildiğinizi hissedersiniz. Teslim oldunuz. Yenildiniz. Kaybettiniz. Artık bitti!
Derken…Bir insan nefesinin sıcaklığı kuşatır çevrenizi. Güven veren bir elin uzandığını görürsünüz. El yaklaşır, kanı çekilmiş parmaklarınızı kavrar. Bilmediğiniz, ummadığınız bir enerjinin ruhunuzla birlikte tüm bedeninizi kuşattığını duyarsınız. Dosttur size enerjinizi geri veren el. Yüzünü hiç görmeseniz de yanınızdadır ya, bu bile yeter!..
Hızla uzaklaşır teslimiyet duygusu sizden. Yeniden dersiniz, yeniden deneyeceğim. Yenile yenile yine, yenilene yenilene deneyeceğim. Bu benim yaşamım. Ve ben ona sahip çıkacağım. Biliyorum ki artık yalnız değilim!..
Arka bahçeleri ihmal etmemek gerek. Günün yirmi dört saati aynada kendini seyreden, yaşamı gözünden kaçırır. İçinizde aradığınız huzur, belki hemen yanınızdadır. Yeter ki görmeyi bilin, kapatmayın sıkıca kulaklarınızı. Bilin ki bazen önemsemediğiniz bir el, işte bu işlere de yarar…
KARMA FELSEFESİ
Kadim Yahudilik
İbrani tarihçi Josephus, Yahudiler arasında üç felsefe tarikatı bulunduğunu belirtir. Bunlar, Esseniler, Farisiler ve Saddukiler olarak adlandırılır. Saddukiler beden öldüğünde ruhunda öldüğüne inanmaktaydı; ancak hem Esseniler hem de Farisiler tekrar doğuşa inanmaktaydı.
Philo Judaeus (i. ö. 20-i. s. 54) DeSomniis''te şöyle der: "hava ruhlarla doludur. Dünyaya en yakın olanlar diğer bedenlere dönmek üzere, onların içinde yaşamayı arzulayarak fani bedenlere bağlanmak için alçalırlar. " ', 'Kabala, İbrani kutsal metinlerinin ardında gizlenen bilgeliği temsil eden kutsal bir metindir. Orta Çağın rabbileri tarafından, daha eski doktrinlerden çıkartılmıştır. Tekrardoğuş Kabala''da sık sık görülür ve Hassidilikte daha da geliştirilmiştir. Bu öğretilere göre tüm insan ruhları ilk insandan (Adem Kadmon) gelen ortak bir kökene sahiptir. Adem''in ruhunun (nitzotzoth) parçaları, her bir tekil ruhu oluşturur. Adem''in ilk günahı, üst ve alt ruhları bir karışıklığa sokmuştur. Bunun sonucunda, her ruh tanrıya dönmeden önce bir dizi bedenlenmeden geçmelidir.
Kadim Yahudiler Musa''nın, Adem oğlu Habil''in yeniden bedenlenişi olduğuna inanırlardı. Mesihleri ise Adem''in ta kendisinin ikinci kez bedenlenişiydi, ki zaten Davud olarak ikinci kez gelmiştir.
Roma
Şair Ennius Romalıları Karmayla tanıştırdı. Kayıtlar adlı eserinde Ennius, Homer''in kendisine bir rüyada göründüğünü ve ona, kendilerinin bu iki bedenin aslında aynı ruha sahip olduğunu söylediğini anltır. Virgil (i. ö. 70-19) Aenid''de şöyle der: Tüm bu ruhlar, bin yıl boyunca öteye göçtükten sonra, büyük bir düzen içindeki ilahi olanlar tarafından, Lethean nehrine çağrılırlar. Bu yolla önceki dünya hayatını unutur hale gelirler ve canlı bedenlere tekrar dönmeye istekli, dünyanın kapalı alemlerini tekrar ziyaret ederler.
Hristiyanlık
Origen adlı ilk dönem Hristiyan filozofu (i. s. 185-254), tarihçiler tarafından kilisenin kurucu babalarının en önde geleni olarak düşünülmektedir. Contra Celsum adlı eserinde, Origen şöyle der: Her ruhun belirli gizemli sebeplerden dolayı bir bedene girdiği ve daha önceki fiillerine göre girdiği, mantığa son derece uygun değil midir? Yapısı gereği maddi ve görünür olmayan ruh, o yerin yapısına uygun olan bir bedene sahip olmadan hiçbir maddi yerde mevcut olamaz, buna göre, bir zamanlar gerekli olup da şimdi çıkardığı bedeni şu anki değişmiş halinde yeterli olmadığından, bir ikincisi ile değiştirilir.
Aziz Agustine (i. s. 354-430) Contra Academicos''unda, Eflatun''un tekrardoğuşunu şu şekilde anlatır: En saf ve tüm felsefelerin en parlağı olan Eflatun''un mesajı en azından hatanın karanlığını dağıtmış ve artık esasen Plotinus''ta parlamaktadır. O, Eflatun''un, üstadına o kadar çok benzeyen bir takipcisidir ki insan onların birlikte yaşadıklarını ya da onları ayıran uzun bir zaman süresi olduğundan-Eflatun''un Plotinus''ta tekrardoğduğunu düşünmektedir.
İsa''nın ölümünden 500 yıl kadar sonra Hristiyan doktrini, özelliklede ruhun yeniden mevcudiyeti meselesi üstünde birçok tartışma ortaya çıkmıştır. Karanlık çağlar boyunca, tekrardoğuş doktrini gizlenmiş ama neyse ki kaybolmamıştır. Aykırı Hristiyan gruplar reenkarnasyon ve Karma kavramlarını Batıda canlı tutmuşlardır.
İ. S. 529 da İmparator Jüstinyen Atina''daki Yeni-Eflatunculuk okulunu kapadı ve Yeni Eflatuncuların geri kalanını sürdürdü. Yaklaşık bin yıl kadar aykırı Hristiyanlar hariç, reenkarnasyon kavramı Hristiyan Avrupa''da gözden kayboldu. 15. yüzyılda Floransa/İtalya''da Medici sülalesinin koruması altında Eflatun''un öğretileri ve reenkarnasyon kavramı yeniden canlandı.
George Gemistus (1355-1450), Eflatun''u Batı dünyasına yeniden takdim eden kişi olarak tanınır. Gemistus şöyle yazar: Biz, ruhlarımız ölümsüz ve ebedi kalır. . . fani bir zarfa bağlanarak, tanrılar tarafından şimdi bir bedene sonra bir başkasına, insan mizacındaki fani ve ölümsüz öğelerin birliği bütünün birliğine katkıda bulunabilsin diye yollanır.
Birleşik Devletler''de Teozofi
Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde, New York kentinde BayanH. P. Blavatsky, Albay H. S. Olcott, William Q. Judge ve diğerleri tarafından Teozofi Derneği kuruldu. Bu derneğin kuruluşu, modern Batı dünyasında reenkarnasyon ve ilgili kavramların araştırılması ve incelenmesi için ilk yaygın hareketi işaret etmekteydi. Bu hareket din, felsefe ve psikolojinin bir sentezini sunmaktaydı.
Doğuda tekrardoğuş, tekrardoğuş çemberinden olabildiğince çabuk kurtulmak ve nirvanaya varmak için bir araç olarak düşünülmekteydi. Batılılar dünya hayatına dönüşü bir kefaret ya da kişinin kendini saf olmayan şeylerden arındırması olarak düşünmekteydi. Teozofistler reenkarnasyonu, sonsuz bir evrende büyüme ve gelişme için sonsuz olasılıklar olması gerektiğini öne sürerek, tekamülün evrensel kanunu olarak görmekteydi. Dolayısıyla kişinin, yeni tekrardoğuş çemberlerine olan ihtiyacı hiç tükenmezdi. H. P. Blavatsky (1831-1891) görüşlerini şöyle dile etiriyor:
Metampsikoz(reenkarnasyon) doktrini bilim adamlarınca alay edilerek ve ilahiyatçılarca reddedilerek karşılandı; ancak, maddenin tahrip edilmezliği ve ruhun ölümsüzlüğüne uygulanışı daha uygun biçimde anlaşılabilseydi bunu yüce bir kavram olduğu algılanabilirdi.
TEKRARDOĞUŞ ve KARMAYI ÖZETLERSEK
Karma "etki" veya "tepki" anlamına gelir. Bunu tanımlamanın bir diğer yolu da karmayı sebep ve sonuç olarak anlatmaktır. Diğer dinler gibi, Hristiyanlarda, "Başkalarına, size davranılmasını istediğiniz biçimde davranın" derler. Hristiyan felsefesi bu sebep ve sonucu tek bir hayat süresince meydana gelirmiş gibi ele almaktadır. Karma ve tekrardoğus takipçileri ise bunu hayattan hayata taşırlar.
Karma kanunu herhangi bir tekil varlığının belirli bir hayat süresine, kendi karmik çemberini en iyi biçimde kullanmak üzere, kesinkes belirli şartlar ve kesinkes belirli yetenekler ile doğduğunu belirtir. Bu nitelikler, önceki bedenlenmelerin sonucudur.
Karşılık (telâfi) kanunu bütün karmik çembere hükmeder. Dolayısıyla ruh, daha önceki hayat sürelerinin olaylarından bu hayat süresince yararlanabilir veya ıstırap çekebilir.
Karma kanununun, öğrencileri için çok avantajı vardır. Bu ortamı hak etmiş gibi görünmeyen insanlar tarafından deneyimlenen hayal kırıklıkları ve engeller için bir anlayış sunmaktadır. İkincisi, İsa''nın ve diğer tüm dinsel liderlerin öğretileri için daha bilimsel bir açıklama sunmaktadır. Üçüncüsü, bencil, düşüncesiz ve zararlı fiiller için bir men edici yan taşımaktadır. Dördüncü olarak da kanun, düzen ve bir ahlâki amaç anlayışının hüküm sürdüğü düzenli bir evrene inanmayı sağlamaktadır.
Tekrardoğus ve karma hakkındaki en cazip niteliklerden biri, yeni hayatlarda mücadelelerle karşılaşma fırsatı ve kişinin kendi kaderi üstünde büyük ölçüde kontrol edinmesidir. Bu da, sebep ve sonuç kanunları üstüne dayanan bir tekâmül kavramı olarak "Ne ekersen, onu biçersin"dir.
Bruce Goldberg
İbrani tarihçi Josephus, Yahudiler arasında üç felsefe tarikatı bulunduğunu belirtir. Bunlar, Esseniler, Farisiler ve Saddukiler olarak adlandırılır. Saddukiler beden öldüğünde ruhunda öldüğüne inanmaktaydı; ancak hem Esseniler hem de Farisiler tekrar doğuşa inanmaktaydı.
Philo Judaeus (i. ö. 20-i. s. 54) DeSomniis''te şöyle der: "hava ruhlarla doludur. Dünyaya en yakın olanlar diğer bedenlere dönmek üzere, onların içinde yaşamayı arzulayarak fani bedenlere bağlanmak için alçalırlar. " ', 'Kabala, İbrani kutsal metinlerinin ardında gizlenen bilgeliği temsil eden kutsal bir metindir. Orta Çağın rabbileri tarafından, daha eski doktrinlerden çıkartılmıştır. Tekrardoğuş Kabala''da sık sık görülür ve Hassidilikte daha da geliştirilmiştir. Bu öğretilere göre tüm insan ruhları ilk insandan (Adem Kadmon) gelen ortak bir kökene sahiptir. Adem''in ruhunun (nitzotzoth) parçaları, her bir tekil ruhu oluşturur. Adem''in ilk günahı, üst ve alt ruhları bir karışıklığa sokmuştur. Bunun sonucunda, her ruh tanrıya dönmeden önce bir dizi bedenlenmeden geçmelidir.
Kadim Yahudiler Musa''nın, Adem oğlu Habil''in yeniden bedenlenişi olduğuna inanırlardı. Mesihleri ise Adem''in ta kendisinin ikinci kez bedenlenişiydi, ki zaten Davud olarak ikinci kez gelmiştir.
Roma
Şair Ennius Romalıları Karmayla tanıştırdı. Kayıtlar adlı eserinde Ennius, Homer''in kendisine bir rüyada göründüğünü ve ona, kendilerinin bu iki bedenin aslında aynı ruha sahip olduğunu söylediğini anltır. Virgil (i. ö. 70-19) Aenid''de şöyle der: Tüm bu ruhlar, bin yıl boyunca öteye göçtükten sonra, büyük bir düzen içindeki ilahi olanlar tarafından, Lethean nehrine çağrılırlar. Bu yolla önceki dünya hayatını unutur hale gelirler ve canlı bedenlere tekrar dönmeye istekli, dünyanın kapalı alemlerini tekrar ziyaret ederler.
Hristiyanlık
Origen adlı ilk dönem Hristiyan filozofu (i. s. 185-254), tarihçiler tarafından kilisenin kurucu babalarının en önde geleni olarak düşünülmektedir. Contra Celsum adlı eserinde, Origen şöyle der: Her ruhun belirli gizemli sebeplerden dolayı bir bedene girdiği ve daha önceki fiillerine göre girdiği, mantığa son derece uygun değil midir? Yapısı gereği maddi ve görünür olmayan ruh, o yerin yapısına uygun olan bir bedene sahip olmadan hiçbir maddi yerde mevcut olamaz, buna göre, bir zamanlar gerekli olup da şimdi çıkardığı bedeni şu anki değişmiş halinde yeterli olmadığından, bir ikincisi ile değiştirilir.
Aziz Agustine (i. s. 354-430) Contra Academicos''unda, Eflatun''un tekrardoğuşunu şu şekilde anlatır: En saf ve tüm felsefelerin en parlağı olan Eflatun''un mesajı en azından hatanın karanlığını dağıtmış ve artık esasen Plotinus''ta parlamaktadır. O, Eflatun''un, üstadına o kadar çok benzeyen bir takipcisidir ki insan onların birlikte yaşadıklarını ya da onları ayıran uzun bir zaman süresi olduğundan-Eflatun''un Plotinus''ta tekrardoğduğunu düşünmektedir.
İsa''nın ölümünden 500 yıl kadar sonra Hristiyan doktrini, özelliklede ruhun yeniden mevcudiyeti meselesi üstünde birçok tartışma ortaya çıkmıştır. Karanlık çağlar boyunca, tekrardoğuş doktrini gizlenmiş ama neyse ki kaybolmamıştır. Aykırı Hristiyan gruplar reenkarnasyon ve Karma kavramlarını Batıda canlı tutmuşlardır.
İ. S. 529 da İmparator Jüstinyen Atina''daki Yeni-Eflatunculuk okulunu kapadı ve Yeni Eflatuncuların geri kalanını sürdürdü. Yaklaşık bin yıl kadar aykırı Hristiyanlar hariç, reenkarnasyon kavramı Hristiyan Avrupa''da gözden kayboldu. 15. yüzyılda Floransa/İtalya''da Medici sülalesinin koruması altında Eflatun''un öğretileri ve reenkarnasyon kavramı yeniden canlandı.
George Gemistus (1355-1450), Eflatun''u Batı dünyasına yeniden takdim eden kişi olarak tanınır. Gemistus şöyle yazar: Biz, ruhlarımız ölümsüz ve ebedi kalır. . . fani bir zarfa bağlanarak, tanrılar tarafından şimdi bir bedene sonra bir başkasına, insan mizacındaki fani ve ölümsüz öğelerin birliği bütünün birliğine katkıda bulunabilsin diye yollanır.
Birleşik Devletler''de Teozofi
Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde, New York kentinde BayanH. P. Blavatsky, Albay H. S. Olcott, William Q. Judge ve diğerleri tarafından Teozofi Derneği kuruldu. Bu derneğin kuruluşu, modern Batı dünyasında reenkarnasyon ve ilgili kavramların araştırılması ve incelenmesi için ilk yaygın hareketi işaret etmekteydi. Bu hareket din, felsefe ve psikolojinin bir sentezini sunmaktaydı.
Doğuda tekrardoğuş, tekrardoğuş çemberinden olabildiğince çabuk kurtulmak ve nirvanaya varmak için bir araç olarak düşünülmekteydi. Batılılar dünya hayatına dönüşü bir kefaret ya da kişinin kendini saf olmayan şeylerden arındırması olarak düşünmekteydi. Teozofistler reenkarnasyonu, sonsuz bir evrende büyüme ve gelişme için sonsuz olasılıklar olması gerektiğini öne sürerek, tekamülün evrensel kanunu olarak görmekteydi. Dolayısıyla kişinin, yeni tekrardoğuş çemberlerine olan ihtiyacı hiç tükenmezdi. H. P. Blavatsky (1831-1891) görüşlerini şöyle dile etiriyor:
Metampsikoz(reenkarnasyon) doktrini bilim adamlarınca alay edilerek ve ilahiyatçılarca reddedilerek karşılandı; ancak, maddenin tahrip edilmezliği ve ruhun ölümsüzlüğüne uygulanışı daha uygun biçimde anlaşılabilseydi bunu yüce bir kavram olduğu algılanabilirdi.
TEKRARDOĞUŞ ve KARMAYI ÖZETLERSEK
Karma "etki" veya "tepki" anlamına gelir. Bunu tanımlamanın bir diğer yolu da karmayı sebep ve sonuç olarak anlatmaktır. Diğer dinler gibi, Hristiyanlarda, "Başkalarına, size davranılmasını istediğiniz biçimde davranın" derler. Hristiyan felsefesi bu sebep ve sonucu tek bir hayat süresince meydana gelirmiş gibi ele almaktadır. Karma ve tekrardoğus takipçileri ise bunu hayattan hayata taşırlar.
Karma kanunu herhangi bir tekil varlığının belirli bir hayat süresine, kendi karmik çemberini en iyi biçimde kullanmak üzere, kesinkes belirli şartlar ve kesinkes belirli yetenekler ile doğduğunu belirtir. Bu nitelikler, önceki bedenlenmelerin sonucudur.
Karşılık (telâfi) kanunu bütün karmik çembere hükmeder. Dolayısıyla ruh, daha önceki hayat sürelerinin olaylarından bu hayat süresince yararlanabilir veya ıstırap çekebilir.
Karma kanununun, öğrencileri için çok avantajı vardır. Bu ortamı hak etmiş gibi görünmeyen insanlar tarafından deneyimlenen hayal kırıklıkları ve engeller için bir anlayış sunmaktadır. İkincisi, İsa''nın ve diğer tüm dinsel liderlerin öğretileri için daha bilimsel bir açıklama sunmaktadır. Üçüncüsü, bencil, düşüncesiz ve zararlı fiiller için bir men edici yan taşımaktadır. Dördüncü olarak da kanun, düzen ve bir ahlâki amaç anlayışının hüküm sürdüğü düzenli bir evrene inanmayı sağlamaktadır.
Tekrardoğus ve karma hakkındaki en cazip niteliklerden biri, yeni hayatlarda mücadelelerle karşılaşma fırsatı ve kişinin kendi kaderi üstünde büyük ölçüde kontrol edinmesidir. Bu da, sebep ve sonuç kanunları üstüne dayanan bir tekâmül kavramı olarak "Ne ekersen, onu biçersin"dir.
Bruce Goldberg
Thursday, November 02, 2006
BILGE KISI
Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak, onlara vasiyette bulunur:
- "Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 deveyi paylaştırmak istiyorum.
Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum."
Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler.', 'Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler.
Çünkü 17 sayısı ne 2'' ye, ne 3'' e, ne de 9'' a bölünebilir.
"Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli, yaşlı bilgesi gelir!" diye düşünüp, ona giderek, danışırlar.
Bilge kişi -"Benim bir devem var, onu da alıp, yeniden hesap yapın!" der.
Bu cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler.
Önce ikiye bölerler, büyük oğul 9 develik payını alır.
Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortanca oğul alır.
Daha sonra dokuza böldüklerinde 2 deveyi de küçük oğul alır.
Ama, bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır, yine.
Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yaşlı bilgeye başvururlar.
Bilge kişi güler ve: -"İyi öyleyse!" der.
"Sorununuz çözümlendiğine göre, ben de devemi geri alayım."
Bilge kişi tıpkı bilgi gibi katalizör olarak olaya girer, çözümü sağladıktan sonra olaydan çıkar.
Sorunu çözmede insanlara yardımcı olur, ama kendinden de bir şey eksilmez.
Özellikle sevgi ve bilgi verdikçe azalmayan, daha da çok artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.
İşte bilgelik ve bilge kişi budur.
- "Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 deveyi paylaştırmak istiyorum.
Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum."
Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler.', 'Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler.
Çünkü 17 sayısı ne 2'' ye, ne 3'' e, ne de 9'' a bölünebilir.
"Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli, yaşlı bilgesi gelir!" diye düşünüp, ona giderek, danışırlar.
Bilge kişi -"Benim bir devem var, onu da alıp, yeniden hesap yapın!" der.
Bu cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler.
Önce ikiye bölerler, büyük oğul 9 develik payını alır.
Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortanca oğul alır.
Daha sonra dokuza böldüklerinde 2 deveyi de küçük oğul alır.
Ama, bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır, yine.
Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yaşlı bilgeye başvururlar.
Bilge kişi güler ve: -"İyi öyleyse!" der.
"Sorununuz çözümlendiğine göre, ben de devemi geri alayım."
Bilge kişi tıpkı bilgi gibi katalizör olarak olaya girer, çözümü sağladıktan sonra olaydan çıkar.
Sorunu çözmede insanlara yardımcı olur, ama kendinden de bir şey eksilmez.
Özellikle sevgi ve bilgi verdikçe azalmayan, daha da çok artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.
İşte bilgelik ve bilge kişi budur.
Çok çalışmak reva mı?
NewYork''ta bir yayinevinde redaktor olarak calişan 51 yaşindaki George Turklebaum, gecirdigi kalp krizi sonucu hayatini kaybetmiş.. peki bu olayin diger milyonlarca kalp kriziyle olumden farki nedir derseniz: ', '23 kişiyle birarada caliştigi acik ofiste, adamin kalp krizinden gittigi tam 5 gun sonra birisinin yanina gidip ''iyi misin?'' diye sormasiyla farkedilmiş..
Patronu, şirkette 30 yildir calişan George''un sabah ofise en erken gelip akşam en gec cikan eleman oldugunu, etrafindakilerle konuşmadan butun gun sadece işiyle ilgilendigini soylemiş.. bu nedenle de, her zamanki gibi masasinda bir yazi okudugu sirada kalbi durarak öldügünde kimsenin dikkatini cekmemiş..
Bu olaydan cikarmamiz gereken ders: Kendinizi paralarcasina calişmayin..kimse farketmiyor :)
Patronu, şirkette 30 yildir calişan George''un sabah ofise en erken gelip akşam en gec cikan eleman oldugunu, etrafindakilerle konuşmadan butun gun sadece işiyle ilgilendigini soylemiş.. bu nedenle de, her zamanki gibi masasinda bir yazi okudugu sirada kalbi durarak öldügünde kimsenin dikkatini cekmemiş..
Bu olaydan cikarmamiz gereken ders: Kendinizi paralarcasina calişmayin..kimse farketmiyor :)
Dansta adab-i muaseret kuralları
Bu yazı, İnkılap Kitabevi''nin 1940 basımı Modern Adab-ı Muaşeret isimli kitabından alıntıdır.
Dansta Erkek Nelere Dikkat Etmelidir?
Takdim edilmeden bir kadını dansa kaldırmayınız.', 'Daima ve hele sıcak havalarda mutlaka eldivenle dans ediniz.
Göz işareti ile, baş sallayarak, el kaldırarak dansa kaldırmak ayıptır.
Dansa kaldırmak için kadının yanına kadar gitmek ve evli ise bizzat kendinden, bir genç kızsa, büyüğünden müsaade alarak dansa davet etmek lazımdır.
Dansa, önünü ilikleyerek, davet olunur.
Danstan sonra kadının eli öpülmez.
Dansı yapınca kadını yerine kadar götürmek ve hürmetle ve hafifçe eğilip selamlamak lazımdır. Dansta kadın belinden tutulmaz, kucaklanmaz, çok sıkılmaz, kendine çekilmez, saç saça, baş başa, yüz yüze, yanak yanağa gelinmez.
Kocalı kadınlarla kocası orada iken manidar olacak konuşmalar caiz değildir.
Bir kadını arkadaşlara gösteriş yapmak için alet etmek terbiyesizliktir.
Kadını fazla konuşturmak, döndürmek, sarsmak, eğmek velevki dans icabı da olsa muaşeretsizliktir.
Gebe kadın dansa kaldırılmaz.
Ailenin bir hatası yüzünden gelmiş olan (18) yaşından aşağı mektepli kızlar, çocuklar dansa kaldırılmaz.
Alay ve şaka için çok ihtiyarlar dansa kaldırılmaz.
Mütemadiyen dansa kaldırmayınız.
Mütemadiyen aynı kadınla dans etmeyiniz.
Dans etmeden önce kadının el uzatmasını bekleyiniz.
Dansı yarıda bırakmayınız.
Bilmediğiniz dansa kalkmayınız.
Damınıza büfeden ikram ediniz. Fakat bunda da ifrata gitmeyiniz.
Banyo yapmadan dans etmeyiniz.
Size emanet edilmiş damı zamanında evine döndürünüz.
Kadını terletmeyiniz, müşkül vaziyetlere sokmayınız, dans ederken kahkahayla gülmeyiniz, hızlı konuşmayınız, kavga etmeyiniz.
Dans ederken pek laubali hareket, ihmalkar tavır çok ayıptır.
Karınız, kızınız veya böyle çok yakınlarınızdan biri dahi olsa; dikkatle, ihtimam ve itinayla dans etmek terbiye icabıdır.
ETKİLİ SUNUŞ
Yazarı : Christian E. BINGAMAN
Yayınevi : Rota Yayınları
1.BÖLÜM - SUNUŞLAR NEDEN YAPILIR?
Sunuş, bir topluluk önünde konuşma forumudur. Bir organizasyon adına içeride ya da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar ikna etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,"Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz" ya da "Fiyatları yükseltmemiz lazım" ya da "Biz sizin için çalışıyoruz" veya "ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir" gibi geliştirmeye çalışır.', 'İçe yönelik sunuşlar genellikle enformasyon yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında bilgi paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.
Sunuş bir iletişim kanalıdır. Organizasyonun büyüklüğü, karmaşıklığı ve yönetim felsefesi sunuş gerektiren olayların yapısını ve türünü belirler. Sunuşlar çok çehrelidir. Konuşmacı, dinleyiciler, amaç, zaman, yer ve konu bunların tümü sunuşun etkinliğine katkıda bulunur. Bu yüzden, konuşmacının iletişim sürecinin karmaşıklığının ve dinamiklerinin bilincinde olması önem taşır.
BİR GRUP ÖNÜNDE KONUŞMA KORKUSUNU HAFİFLETMEK
Şirket içinde bir sunu yapmanın düşüncesi bile midenizde kramplar oluşturuyor, ağzınızı kurutuyor, terlemenize neden oluyor ve bacaklarınızı titretiyor mu? Eğer durum buysa, yalnız değilsiniz. Çoğu insan topluluk önünde konuşmaktan korkar. Bu korkuyu insanları gerçeklikten kaçmaya yönelten algılanmış bir tehdit meydana getirir.. Korku, algılanmış tehditle orantılı ya da orantısız olabilir.
Kendisini yaratan nedenle orantılı olan korku, sizi olumlu ve yapıcı bir şeyler yapmaya yöneltir.
Buna karşılık orantısız korkular psikolojik ve duygusal bakımdan zararlıdır. Bir sunuş yapma korkusu algılanan tehditle genellikle orantılı olur. Konuşmacılar çoğunlukla; birincisi anlayış arayarak, ikincisi korkuyu yapıcı eyleme dönüştürerek -görevi üstlenerek- stresi yönetirler.
İLETİŞİM SÜRECİ
Etkili iletişim iki yönlü bir süreçtir; bir verici ile bir alıcı arasındaki düşünce alış verişidir. Konuşmacı (verici) olarak göreviniz, dinleyicilerin (alıcı) mesajı anladıklarından emin oluncaya kadar bitmez. Dinleyicilerden bir mesaj aldığınız zaman, bu mesajı anladığınızı dinleyicileri ikna edecek bir biçimde ifade edinceye kadar göreviniz tamamlanmaz. Verici ve alıcı eş zamanlı biçimde mesajı süzgeçten geçirir.
Süzgeçten geçirme işleminin sonucu şudur; Alıcı mesajı vericinin kastettiği biçimde algılamayabilir.
Dinleyicinin anlayışını zenginleştirecek müdahelerde bulunmak amacıyla sunuşun planlanmış düzenini değiştirmek için, konuşmacıların iletişim dinamiklerinin bilincinde olması gerekir. Örneğin, bir konuşmacı mesajı yeniden ifade edebilir, örneklere başvurabilir, diyagramlar çizebilir, dinleyicilerin duygularını yansıtabilir ve özetleme yapabilir. Sözcüklerin herkes için mutlaka aynı şeyi ifade etmeyeceğini unutmayın. algılama kişisel birşeydir.
İLETİŞİMİN ÖĞELERİ
Sözlü sunuşların yapılmasında yer alan iletişim öğeleri konuşma, dinleme, geri besleme (sözlü veya sözsüz) ve soru sormaktır.
Konuşma: Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır. Sesli anlatımın başlıca öğeleri ses hacmi, ses perdesi, tonlama, kalite, hız, lehçe ve stildir.
Ses Hacmi: Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler. Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.
Ses Perdesi: Etkili konuşmacılar anlamı güçlendirmek ve kullandıkları sözcüklere canlılık kazandırmak amacıyla seslerini alçaltır ya da yükseltir. Ses perdesinin uygun kullanımı anlamı berraklaştırır.
Hız: Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.
Kalite: Kalite, kişinin sesinin kendine özgülüğünü anlatır. Ama duygusal ve fiziksel durumlarda etkide bulunur.
Tonlama ve Telaffuz: Tonlama, konuşma seslerinin yapısını anlatır. Telaffuz ise seslerin sözcükler içinde kaynaşmasıdır.
Stil: En çekici stil sohbet biçiminde olanıdır. Bu, ezbere, kendiliğinden konuşmak demek değildir. Tam tersine dinleyicilerden herbirine sanki kendisine konuşuluyormuş duygusunu veren bir konuşma tarzıdır.
Dinleme: Etkili iletişim hem dinlemeye hem de konuşmaya bağlıdır. İki tür -pasif ve aktif- dinleme vardır. Pasif dinleme dikkatli suskunluğu ve en az yanıt vermeyi kullanır. Diğer kişinin fikirlerini istediği gibi ifade etmesine izin verir. Konuşmacı uzunca bir sözlü etkileşim beklemez. Suskunluk ya da tek bir sözcük yeterli olabilir. Bazen sözsüz bir karşılık daha uygun düşer.
Aktif dinleme daha zordur. Dinlerken karşımızdaki kişinin dilini, hızını ve konuşmasının içeriğini izlememiz gerekir. Aktif dinleme karşınızdakinin duygularını paylaşarak dinlemektir.
Geri Besleme: Geri besleme kişiye başkalarını nasıl etkilediği konusunda bilgi verir. İki tür geri besleme vardır.
Sözlü geri besleme ses perdesi, ses tonu ve konuşma hızıyla birlikte kullanılan sözcükleri kapsar. Sözlü anlatım konuşmacının başlıca mesajını dinleyicilere aktarır. Sesin kontrol edilmesi ses hacmi, ses perdesi, hız, nitelik, telaffuz ve stil üzerinde yoğunlaşarak başarılır.
Ses perdesi değişmesi bir sözcüğe genel anlamından daha güçlü bir anlam verir.
Sözsüz geri besleme, yani beden dili; yüz ifadelerini, göz temasını, duruşu, jestleri, fiziksel mekanı ve zamanı kapsar. Konuşmacının vücut hareketleri dinleyiciye gönderilen ikinci dereceden mesaja katkıda bulunur.
Yüz kasları ve gözler belki de vücudun diğer kısımlarından daha fazla sözsüz mesaj iletir. Örneğin, bir kaşın havaya kalkması şaşkınlık, gözlerin açılması hayret, tavana bakma derin düşüncelere dalma, yere bakma günlük hayaller kurma anlamına gelebilir. Yüz ifadeleri ve göz hareketleri dinleyenlere konuşmacının onlarla iletişim kurmak isteyip istemediğini ve mesajı anlamalarına ilgi duyup duymadığını anlatır. Dinleyenlerin mesajı anlamadığını düşünüyorsanız, konuyu yeniden anlatmanız ya da tekrar etmeniz veya karışıklığı düzeltmek için belki de bir örnek vermeniz gerekir.
Beden Dili: Konuşmacı kürsüye ya da podyuma yaklaşırken dinleyicide ilk izlenimini oluşturur. En iyi strateji emin adımlarla yürümek, notları hızlı bir şekilde düzenlemek, dinleyicilere bir göz atmak ve derin bir nefes alarak konuşmaya başlamaktır.
Öne arkaya sallanmak, ağırlığı bir bacaktan ötekine vermek ve gereksiz yere podyumun gerisine doğru gitmek dinleyicinin dikkatini dağıtır. Jestler el ve kollarla yapılan vücut hareketleridir. Genellikle konuşmacının kendini konuya kaptırması sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru yöneltirken konuşmacı kollarını göğsüne kavuşturarak durursa, dinleyiciler konuşmacının soruyu önemsemeyerek, savunmaya geçtiğini ya da başka sorular dinlemek istemediğini düşünebilir.
Poz. konuşmacının duruş biçimidir. Dimdik durmak ya da kendini koyuvermek dinleyiciye ayrı ayrı mesajlar verir. Konuşmacı fiziksel olarak rahat edebileceği şekilde, gergin olmayan bir çeviklik ve kontrol duygusu yaratarak durmalıdır. Ayaklar birbirine yakın olmalı ve ağırlık iki ayağa da eşit olarak dağılmalıdır.
Oturma Düzeni: Bir sunuş için oturma yerlerinin fiziksel düzenlenmesi bir mesaj verir ve dinleyicilerde bir tepki yaratır. Konuşmacının niyeti hazır bulunan herkesin aktif katılımını sağlamaksa, bu durumda oturma düzeninin bu mesajı vermesi gerekir.
Sunuş Programı: Dinleyicilerin zamanının en az sizinki kadar değerli olduğunu unutmayın. Başlangıç ve bitiş zamanları en küçük noktasına kadar belirlenmelidir. Ne olursa olsun, programa bağlı kalınmalıdır. Konuşmaya geç başlarsanız ya da önceden belirtilen zamanlarda ara verilmezse, bu durum konuşma konunuzu gölgede bırakabilir.
Sorular ve Cevaplar
İki tür -dolaylı ve dolaysız- soru vardır. Dolayısıyla sorular özgül bir konuyu ortaya atar. Bu sorular "evet", "hayır", şeklinde ya da kısa olarak cevaplanabilir. Dolaysız bir soruya şu örnek verilebilir: "Önceki slaytta gösterilen satış hacmi sadece Ocak ayına mı aittir?"
Dolaylı sorular açık uçludur. Cevap vermeden önce düşünmek gerekir. Örneğin, şu soru "Önceki slaytta gösterilen satış rakamlarına nasıl ulaştınız?"
Sorular şu işlevleri yerine getirir:
* Nedenleri saptamak.
* Tepkileri açığa çıkarmak.
* Öneriler almak.
* Dikkati yoğunlaştırmak.
* Geri besleme elde etmek.
* Zıt görüşleri ortaya atmak.
* Yaratıcılığı kamçılamak.
* Tartışma yaratmak.
* Mutabakatı sınamak.
* Performansı eleştirmek.
* Yeni alanlar keşfetmek.
* Anlama derecesini değerlendirmek.
Özanlayış
Öz anlayışınız kendi görme biçiminizdir. Bir sistem içinde kendimizi belli bir hiyerarşik düzeye koyarız. Birçok sistemin öğesi olduğumuz için kendimizi gördüğümüz düzey sistemden sisteme değişebilir. Son olarak hepimizin bir özel bir de genel yanı bulunmaktadır. Özel ve genel davranışlarımızın dört boyutu vardır:
1) Kendimizin bildiği ve başkasının bilmesine izin vermediği davranış.
2) Kendimizin bildiği ama başkalarına açık olmayan davranış.(derin duygular, fikirler)
3) Kendimizin bilmediği ama başkalarının gözlediği davranışlar.
4) Kendimizin bilmediği ve başkalarına da açık olmayan davranışlar.
Geri besleme (sözlü veya sözsüz), kendimizin bilmediği bu davranışların farkına varmamıza yardımcı olmak için başkaları tarafından yürütülen bir girişimdir.
Kendini Açığa Vurma
Açığa vurma sayesinde kendimizin bir parçasını başkalarıyla paylaşma konusunda serbestçe kararlar alırız. Kendimizi daha iyi anlamamız için kendimizi başkalarıyla paylaşmamıza gerek vardır. Kendini açığa vurma ancak kendinizi başkalarına gösterdiğiniz zaman ortaya çıkar. Bunun riskli olacağı korkusundan kurtulun. Bereket versin ki ödüller risklere ağır basar. Kendinizi açığa vurma süreci boyunca olgunlaşırsınız.
Kendini Analiz Etme
Kendinizi sürekli ve dürüst bir şekilde sınavdan geçirmenizi kapsar. Bunu yaparken aşağıdaki soruları yanıtlamak yardımcı olabilir:
1. Temel değerlerim neler?
2. Bu değerlerin herbiri benim için ne kadar önemli?
3. İhtiyaçlarım neler?
4. Bu ihtiyaçlardan hangileri karşılanıyor?
5. Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?
6. Güçlü yanlarım ne?
7. Gelişme alanlarım hangileri?
8. Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?
Olumlu bir öz anlayışa sahip olduğunuz zaman daha etkili bir konuşmacı olacaksınız.
Özet
Bu bölümde, etkili sunuşlar yapma konusunda sizi içsel olarak hazırlamaları bakımından iletişim süreci ve öz anlayışı inceledik.
2.BÖLÜM - SUNUŞLAR NİÇİN PLANLANMALI?
Planlama etkili bir sunuşun anahtarıdır. Planlama çok yönlüdür. En azından aşağıdaki noktaların belirlenmesini kapsar:
1. Sunuşun amacı.
2. Konuşmacının hedefi.
3. Dinleyicilerin rolü ve ihtiyaçları.
4. Lojistik: Ne zaman? Nerede? Kim?
5. Donanım ve materyaller.
6. Maliyetler.
7. Sunuşa yaklaşım.
8. Sunuşun içeriği.
Konuşmacının Hedefleri
Konuşmacının iki hedef dizisi bulunur: Sunuşun hedefleri ve kendi hedefleri. Bazı kişisel hedefler sunuşun etkisini arttırır. Bunun örnekleri şunlardır:
* Saygı, inanç ve güven uyandırmak.
* Geri beslemeden öğrenmek.
* Soruları daha iyi kullanmak.
* Özgüven oluşturmak.
* Aktif bir dinleyici olmak.
Sunuşun etkisini azaltan kişisel hedeflere de şu örnekler verilebilir:
* Bu uzmanlığa sahip tek kişi olduğunu göstermek.
* Terfi etmek.
* Başka birisini kötü göstermek.
* Övgü almak.
* Kişisel konumunu yükseltmek.
Dinleyicinin Hedefleri
Bir kişiden bir sunuşa katılması istendiğinde, çoğunlukla Şu iki kendiliğinden tepkiden birisini gösterir: "Harika!" ya da "Zamanımı boşa harcamayacağım."
Dinleyicinin Rolü
1. Bölümde sunuşun iletişime yönelik bir forum olduğunu belirttik.
Dinleyicinin rolü pasif değildir. Dinleyici sözlü ve sözsüz olarak enformasyon gönderir.
Dinleyici Nedir?
Dinleyici, özel bir amaçla bir araya getirilmiş insan grubudur. Dinleyiciler arasındaki tek ortak bağ bu olabilir. Bir sunuş sırasında, her zaman iki çeşit karşılıklı etkileşim görülür:
1) Dinleyicilerin arasında etkileşim.
2) Dinleyicilerle konuşmacı arasındaki etkileşim.
Dinleyici Analizi
Dinleyici analizi kendinize şu soruları sormaktan ibarettir:
1. Dinleyici grubu oluşturacak insanlar hakkında ne biliyorum?
2. Bu insanlar hakkında nasıl daha çok şey öğrenebilirim?
3. Bu bilgileri sunuşun etkili olma olasılığını arttırmak için nasıl kullanabilirim?
Dinleyiciyi analiz etmede yardımcı olacak bilgiler şunlardır:
1. Gelecek insan sayısı.
2. Geleceklerin isimleri.
3. Geleceklerin konumları.
4. Temsil edilen bölümler.
5. Bölüm yöneticilerinin sayısı.
6. Yardımcı personel sayısı.
7. Geleceklerin cinsiyeti.
8. Geleceklerin yaş ortalaması ve kıdem durumu.
9. Karar alma gücüne sahip insan sayısı.
10. Sunuşun konusuna çok ilgi duyan insan sayısı.
11. Sunuşun konusuna çok az ilgi duyan insan sayısı.
Sunuş Ortamı
Kötü bir sunuş ortamı çok istekli dinleyicilerin bile hevesini kırabilir. Fiziksel düzenleme, dikkat dağıtıcı dış etkiler ve dinleyicilerin kalabalığı sunuş ortamına etkide bulunur.
Fiziksel Düzenleme. Dinleyicilerin nasıl oturacağını, mekanın büyüklüğünü ve kullanılacak araçları önceden belirlemek, sunuş sırasında problemleri en aza indirir. Bilinmeyen değişkenler ne kadar azsa özgüvenimiz o kadar artacaktır. Sadece ödevinizi yapmadığınızın açıkça görüldüğü durumlar dinleyiciyi çileden çıkarabilir.
Dış Etkiler. Siren, trafik, koridor konuşmaları ve vantilatörün yarattığı gürültüler dinleyicinin dikkatini dağıtır. Dikkat dağılması anlık bir durum ise, sesinizi ve/ya da vücut pozisyonuzu ayarlayıp konuşmaya devam edin. Gürültü, devam etmeyi olanaksızlaştıracak kadar sinir bozucuysa zorunlu bazı ayarlamalarla yetinmek daha iyidir.
Dinleyici Kalabalığı.
Dinleyicilerin kalabalıklığı sunuşun ne kadar biçimsel olacağını belirler.
Öğrenme
Bir sunuş dinleyicilere bilgi mesajı verir. Yetişkinlerin öğrenimi konusunda önde gelen otoritelerden birisi olan Dr. Malcolm Knowles, Yetişkin Öğrenci: İhmal Edilmiş bir tür adlı kitabında, neredeyse 20.yy. lın ortalarına kadar, "hem çocukların hem yetişkinlerin eğitimi için tek bir teorik yapı vardı: pedagoloji.
Pedagoloji
Pedagoloji, "çocukları eğitme sanatı ve bilimi" olarak tanımlanır. Bunun kökenleri romanın yıkılışına kadar gider. romanın düşüşünden sonra, bu varsayımlar putperestlik olarak görüldü ve 7. yy. da yasaklandı.
Pedagolojinin mesajı şudur: "Bu böyledir, buna inan ve bunu hatırla".
Andragoloji
"Andragoloji", yetişkinleri eğitme teorisini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yetişkin eğitiminin mesajı şöyledir: "İşte sana bilgi, bunu al ve sana yararlı olacağını düşünüyorsan kullan".
Deneysel Öğrenme mi, Konferans mı?
Yetişkinler en iyi deneysel olarak yani, birşeyle bağlantı kurarak ya da bir şey yaparak öğrenirler.
Deneysel öğrenimin çeşitli düzeylerini bir sunuşa aktarmanın sayısız rolü bulunmaktadır. Kuşkusuz, deneysel sunuşlar geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken iki değişken, mevcut zaman ve dinleyicilerin esneklik derecesidir.
3. BÖLÜM - SUNUŞUN ÖĞELERİ
Mesajlar bir çok yoldan (sözlü sunuşlar, resimler, doğa) iletilir.
Sunuş Hazırlamanın Dokuz Aşaması
1. Sunuş analizini yapma.
2. Veri toplama.
3. Verilerin düzenlemesini yapma.
4. Sunuşun planını çıkarma.
5. Metni yazma.
6. Görsel yardımcıları kararlaştırma.
7. Metni konuşmaya dökme.
8. Sunuşu prova etme.
9. Sunuşu yapma.
Veri Toplama
Konuşmacı: Bilgi deponuzdaki verileri etkili biçimde hatırlamanın yolu beyin fırtınasıdır.
Organizasyonun Dosyaları: Şirketin dosyaları sunuş geliştirmek için mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Notlar, mektuplar, politika ile ilgili yöntem ve broşürler raporlar, istatistikler gibi şeylerin tümü potansiyel bilgi kaynaklarıdır.
Görüşmeler: Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gösterilen ilk tepki bilen birisine sormaktır. Aynı ilke bir sunuş için veri toplamada da geçerlidir.
Verilerin Düzenlenmesi
Sunuşun hedefleri açık ve konuşmacının hitabetleri iyi olsa bile, içerik iyi düzenlenmemişse dinleyiciler hayal kırıklığına uğrayacak ve zaman yitireceklerdir. konuşmacı elindeki verileri düzenli olarak aktarırsa böyle bir sorun olmayacaktır.
Kilit Düşünce
Kilit noktaları belirlemeden önce, konuşmacının kilit düşünceyle ilgili bir ifade geliştirmesi gerekir. Kilit noktalar buradan çıkarılır. Kilit düşünce, etrafında kilit noktaların geliştirileceği sunuşun özüdür.
Kilit Noktalar
Kilit noktalar, kilit düşüncelerden çıkarılır. Larry Samovar ve Jack Mills kilit noktaların seçilmesi ve ifade edilmesi için bir dizi yol göstermişlerdir:
1. Her nokta kilit düşün cenin bir ürünü olmalıdır.
2. Her nokta öteki kilit noktalardan farklı olmalıdır.
3. Kilit noktalar kilit düşünceyi yeterince tartışmalıdır.
Ana Noktaların Sıralanması
Verileri düzenlemenin birkaç değişik yolu bulunmaktadır:
1. Kronolojik. Eğer ana noktalar en iyi kronolojik sıraya göre geliştiriliyorsa bunları ortaya çıkacakları zamana göre sıralayın.
2. Tarihsel. Eğer ana noktalar bir dönem meydana gelen değişikliklerle birlikte arka plan bilgisi de veriyorlarsa, sıralama tarihsel olmalıdır.
3. Mekansal. Örneğin bir şirketin bölge ya da yöreye dayalı çalışmalarının tartışılması hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılır.
4. Konuya Göre. Bu düzenleme konuyu mantıksal ya da doğal bileşenlerine ayırır.
5. Problem Çözümü. Bu düzenleme bir problemi, problemin nedeninin analizini ve önerilen Bir çözümü ortaya koyar.
Plan Çıkarma
Bir plan iki temel amaca hizmet eder. Fikirleri planda hiyerarşik bir sıraya koymak için semboller kullanılır. Ortaya çıkan plan şuna benzer:
I. Ana nokta
A. Kilit nokta
1. Destekleyici veri
2. Destekleyici veri
B. Kilit nokta
II. Ana nokta
Bu plandaki her bölüm yalnızca bir fikri gösterir.
Metin Yazma
Uzunluğu ne olursa olsun sunuş asla ezberden yapılmamalıdır; Çünkü sunuşun dinamikleri çok karmaşıktır. Ama notlara da çok fazla bağlı kalmayın. Notlar sadece hafızayı canlandırır.
Yazılı Metni Geliştirme
Yazılı metin sözlü sunuştan farklıdır. Hem mesajı ham sunulacak görsel metaryelleri tanımlar. Yazılı metin kendi kendine yeterlidir. Sözlü sunuş olmadan da anlaşılabilir.
Yazılı Metnin Bölümleri
Yazılı metinde, plandaki dört bölüme denk düşen dört bölüm bulunur.
Giriş: Dinleyicilerin konuşmacıyla ilgili ilk izlenimlerine katkıda bulunur. Bazı konuşmacılar dinleyicinin dikkatini hemen konunun üstüne yoğunlaştıracak bir cümleyle başlarlar. Dinleticiye yönelmek ya da neden bir araya getirildiklerinden söz etmek dinleyiciyi anında konunun içine çekecektir.
Kilit Düşünce: Kilit düşünce sunuşun hedefidir. Sunuşun neyi gerçekleştireceğini söyler.
Gelişme: Bu kısım hem plandaki her bir noktanın ayrıntılarının tartışılmasını, hem de kilit noktayı destekleyici veriler içerir.
Sonuç ya da Kapanış: Etkili olması için sonuç bölümü dinleyicinin dikkatini iletilen mesaja yöneltmeli ve dinleyicilere bir tamamlanmışlık duygusu vermelidir.
Son Taslağı Hazırlama: Askerlikle ilgili bir deyişte olduğu gibi: "Onlara ne söylemeye geldiğinizi söyleyin, söyleyeceklerinizi söyleyin ve arkasından ne söylediğinizi söyleyin." Bu bir sunuşun yapısı içinde geçerlidir.
Görsel Yardımcıları Belirleme: Bazı konuşmacılar önce yaratıcı ve ilginç görsel araçları seçip, daha sonra da sunuşu bunları kapsayacak şekilde yazma yanlışına düşüyor. Bu, süreci tersine çevirir. Doğru sıra sunuşu yazmak, sonra hangi görsel araçların kullanılacağına karar vermektir.
METNİ KONUŞMAYA DÖNÜŞTÜRME
Yazılı bir sunuşun dili ve stili, sözlü bir sunuşun dili ve stiliyle aynı olamaz. Bu nedenle sözlü sunuş yapmadan önce yazılı metni konuşma stiline çevirmeniz gerekir. Bir konuşma stili geliştirmek için önerilen bazı ilkeler şunlardır:
1. Şahıs zamirleri kullanın.
2. Kısaltmalar kullanın.
3. Günlük sözcüklere dayanın
4. Kısa ama çok fazla olmayan bağlaçlar kullanın.
5. Argo, jargon ve akrostiklerden kaçının.
6. Olumlu sözcükler kullanın.
7. Cümleleriniz kısa olsun.
Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır ve tek tek her dinleyicide sadece kendisine konuşuluyormuş hissi uyandırır.
4. BÖLÜM
Görsel Araçların Kullanılması - Görsel Araçlar Sunuşlara
Nasıl Katkıda Bulunur?
Görsel araçlar fikirleri güçlendirir, berraklaştırır ve açıklığa kavuşturur.
Sunuşa Yardımcı Araçlar
Sunuşa yardımcı araçlar üç kategoriye ayrılır: sessiz görsel araçların kapsamına yazı tahtaları, yazı levhası, projeksiyonlar gibi görsel araçlar girer. İşitsel araçlar teyp, makaralı teyp ve plakları kapsar.
Prejoksiyonlar: Projeksiyonlar ya da saydam göstericiler hem küçük hem de orta büyüklükteki dinleyici grupları için elverişlidir. Etkili olması için net ve okunaklı olmalıdır.
Konuşmacının dia üzerindeki belirli noktaları göstermesi için bir çubuk kullanması gerekir.
Slaytlar: Slaytlar, renk, fotoğraf, film ve çizim kullanmak için mükemmel araçlardır. Işıkların açılıp kapanması sırasında dinleyicinin dikkati dağılacağından, konuşmacı bu anlarda akışı nasıl koruyacağını planlamalıdır.
Filmler: Film, bir teoriyi, kavramı, tekniği ya da süreci pekiştirmenin iyi bir yoludur. Konuşmacı sunuşun mesajını desteklemek amacıyla filmi iyi analiz etmelidir
Yazı Tahtaları: Siyah zemine beyaz, yeşil zemine sarı renkli tebeşir daha iyi gider. El yazısı da okunaklı olmalıdır. En büyük dezavantajı tahta silinince bilginin yok olmasıdır.
Yazı Levhası: Yazı levhası bir yazı sehpasına, duvara ya da tahtaya iliştirilebilen büyük boy boş kağıtlardan meydana gelir.
Yazılı Materyal: Yazılı materyaller; görsel araçlarda ya da sunuş sırasında sunulan metaryelin kopyalarını ek bilgileri, istatistiksel verileri ve hatta sunuş metnini içerebilir.
Grafikler: Grafikler sessiz görsel araçların bir biçimidir. Çoğu kez bir konu bazı grafik türlerini kullanarak daha iyi aydınlatılabilir.
Telekonferans: Masrafların yükselmesi nedeniyle değişik coğrafi bölgelerde yaşayan insanlar arasında bağlantı kurmak için telekonferans yöntemi kullanılıyor. Telekonferans, ayrı yerlerdeki bireylerin, karşılıklı etkileşim amacıyla telekominikasyon sistemlerinden yararlanmasıdır.
5. BÖLÜM
KONUŞMACININ LİDERLİK ROLÜ
GRUP DAVRANIŞLARI
Grup davranışları bir gruptaki tek tek bireylerin sergilediği davranışların bir bileşkesidir. Sadece bir grubun üyesi olmakla grup davranışı hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Her grup yaşam süresi boyunca bir parça değişir ve gelişir. Buna "grup dinamikleri" denilmektedir.
Grup Dinamiklerinin Öğeleri
Grup dinamiklerine katkıda bulunan belli başlı altı öğe mevcuttur: misyon, normlar, yapı, roller, liderlik ve iletişim.
Gruplar ister gönüllü ister gönülsüz kurulsun, bir amacı başarmak için oluşur. Kendi misyonlarını kendileri belirleyebilir ya da misyon grubun dışındaki bir güç tarafından önceden belirlenebilir. Her grubun özgül değer ve standartları vardır. Misyonunu başarıyla yerine getirmek için grubun izlediği süreci böylesi değerler ve standartlar yönlendirir. Bu süreçte lider çok önemli bir rol oynar. Etkili ve verimli grup performansı iletişimle doğrudan ilintilidir.
Grup Üretkenliği
Grup üretkenliğini etkileyen iki faktör bulunmaktadır. Birincisi, grup içindeki her bir bireyin tutumu grubun oluşturacağı sonuçları etkiler. İkincisi, grup üretkenliği bir bütün olarak grubun kollektif davranışına bağlıdır.
Bireysel Davranış.
1) Grup üyeliğine isteğiniz dışında seçilmiş olsanız bile aktif bir katılım gösterip göstermeyeceğinizi kararlaştıracak olan kişi sizsiniz
2) Rol özdeşmesidir. Bazı bireyler ait oldukları grupta lider olmak için güçlü bir istek taşır.
3) kabullenmedir. Kendinizi grubun bir parçası olarak görüyor musunuz? Grup sizi bir üye olarak kabul ediyor mu?
4) sevgidir. Düşünceli ve sevecen davranış, kendi kendine motive olmuş, özsaygıya sahip ve aktif katılım göstermeye aday bir kişi olmanın işaretidir. Bir sunuşa katılma payınızı bu konuların her birini ne kadar iyi çözdüğünüz belirler.
Kollektif Davranış.
Bir grubun performansını etkileyen ikinci faktör, üyelerin grup üretkenliğinin önündeki engellerle nasıl başa çıktığıdır.
Karar Alma
Sunuş bir karar alma ihtiyacını doğurabilir. Grup kararları iki kategoriye -süreç ve görev- ayrılır. Süreç kararları bir görevin nasıl başarılacağını kararlaştırır. Görev kararları ise doğrudan grubun ortaya koyduğu ürünle bağlantılıdır. Grup kararları otoriteye çoğunluğa ya da mutabakata dayalı olarak alınabilir. Otoriter bir karar, özel bir birey ya da bireyler tarafından alınır.
Problem Çözme
Etkili problem çözümü mantıksal bir atak planını izler.
LİDERLİK
Bir lider grubun amacına ulaşılmasını kolaylaştırdığı zaman etkili olur. Konuşmacı kişisel saldırılara kutuplaşmaya ve düşmanlığa engel olmalıdır.
Liderlik Yaklaşımları
Esas olarak iki liderlik yaklaşımı -dolaysız ve dolaylı- bulunmaktadır. Sunuşlarda her ikisi de geçerlidir. Dolaysız liderlik yaklaşımında konuşmacı; dinleyici, konuyu ve sunuştan çıkan sonucu mutlak olarak kontrolü altında tutar. Sadece sunuşta nelerin yer alacağını belirlemekle kalmaz, sunuşun yönünü ve vurgusunu da belirler. Dolaylı liderlik dinleyicilerin daha fazla kontrol sahibi olmasına izin verir.
Sorumluluk
Dinleyiciler konuşmacının belirli rolleri yerine getirmesini beklerler. Konuşmacının sadece üç temel sorumluluğu -kolaylaştırma, özendirme ve kontrol etme- vardır. Konuşkan dinleyicilerin tartışmaya egemen olmasını engellemeli ve konuşmacının konuşmayı hedefe yönelik tutması gerekir.
Güven Oluşturma
Webster''s New Collegiate Dictionary, "güven"i şöyle tanımlıyor: "Birisinin ya da birşeyin karakterine, yeteneğine, gücüne veya gerçekliğine kesin biçimde bel bağlama." Güve iki yönlü bir süreçtir. Güven duyan kimseye güven duyulur.
Mizah
Çoğu sonuçlar mizaha başvurmak için fırsatlar meydana getirir. Sunuşlarda mizaha başvurmanın iki yol gösterici ilkesi vardır. Dinleyicilerin oluşturduğu gülüşmelere katılın ve kişisel hatalarınıza gülün.
DINLEYİCİLERİ SUNUŞA KATMA
Dinleyiciyi Konuşmaya Teşvik Etme
Birincisi, hedeflerinizi (sunuşla ve dinleyicilerle ilgili hedeflerinizi ) önceden analiz edin. İkincisi, tüm sunuşu planlayın. Üçüncüsü, konunuzu tanıtmak için yeterince zaman ayırın. Giriş önemlidir! Bu, konuşmacı ve dinleyicilerin kendilerine alışmasını sağlayan bir süreçtir. Dördüncüsü, soru ve cevaplar, grup tartışmaları, görsel araçlar, örnek olay incelemeleri ve rol canlandırması rolüyle mesajı hayata geçirmeleri için dinleyicilere bir şans tanıyın.
Dinleyici yanıtları
Aktif ve uygun biçimde karşılıklı etkileşime girenler, bir şey söylemeyenler söz konusudur. Öte yandan, konuşma üzerinde tekel kuranlar tüm konuşmaları kendileri yapmak ister. Konuyu değiştirmek ya da tartışmaya yeni bir konu sokuşturmak isteyenlere yandan dolananlar deniyor.
Konuşmacının Yanıtları
konuşmacılar iddialı insanlardır. Katılımı özendirmekte anahtar konuşmacının tutumudur.
BEKLENMEYENİ YÖNETME: Dinleyici Davranışları
Düşman Katılımcı:
Düşmanlık bir protesto ifadesidir. Birey konuyu konuşmacıyı organizasyonu ya da kişisel baskıları protesto ediyor olabilir. Düşmanlık konuşmacıda korku duyguları uyandırabilir. Bu düşmanca durumu yönetmenin en iyi yolu nedir? Dinleyici düşmanlığını yönetmek önce, özkontrolü korumayı; sonra da düşman katılımcı üzerinde kontrol kurup sürdürmeyi gerektirir. Düşmanca tavrı kontrol etmek için, kişisel düşmanlığı dağıtmaya çalışın. Düşman katılımcıdan kaçmak ya da onu önemsememek sadece sunuştan birşeyler alıp götürür.
Gönülsüz Katılımcı.
Sunuşta olmayı istemeyen bir dinleyici genellikle sandalyeye yayılma bir şeyler karalama ya da uyuklama gibi pasif sözsüz davranışlar sergileyecektir. Bazı insanlar konuşmacı kim olursa olsun ya da mesaj ne kadar değerli olursa olsun sunuşlara katılmaktan heyecan duymaya bilir.
Yayınevi : Rota Yayınları
1.BÖLÜM - SUNUŞLAR NEDEN YAPILIR?
Sunuş, bir topluluk önünde konuşma forumudur. Bir organizasyon adına içeride ya da dışarıda sunuş yapılabilir. Dış sunuşlar ikna etmeye yöneliktir. Bunlar özel tutumlar örneğin,"Toplumun gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz" ya da "Fiyatları yükseltmemiz lazım" ya da "Biz sizin için çalışıyoruz" veya "ürünlerimiz tamamen doğal maddeler içermektedir" gibi geliştirmeye çalışır.', 'İçe yönelik sunuşlar genellikle enformasyon yaymak amacıyla verilir. Bunlar; bolümler, yöneticilerle astları, kıdemli işçilerle genç işçiler arasında bilgi paylaştırmanın bir aracı işlevini görür. İç sunuşlara örnek olarak brifingler, tanışmalar ve eğitim etkinlikleri verilebilir.
Sunuş bir iletişim kanalıdır. Organizasyonun büyüklüğü, karmaşıklığı ve yönetim felsefesi sunuş gerektiren olayların yapısını ve türünü belirler. Sunuşlar çok çehrelidir. Konuşmacı, dinleyiciler, amaç, zaman, yer ve konu bunların tümü sunuşun etkinliğine katkıda bulunur. Bu yüzden, konuşmacının iletişim sürecinin karmaşıklığının ve dinamiklerinin bilincinde olması önem taşır.
BİR GRUP ÖNÜNDE KONUŞMA KORKUSUNU HAFİFLETMEK
Şirket içinde bir sunu yapmanın düşüncesi bile midenizde kramplar oluşturuyor, ağzınızı kurutuyor, terlemenize neden oluyor ve bacaklarınızı titretiyor mu? Eğer durum buysa, yalnız değilsiniz. Çoğu insan topluluk önünde konuşmaktan korkar. Bu korkuyu insanları gerçeklikten kaçmaya yönelten algılanmış bir tehdit meydana getirir.. Korku, algılanmış tehditle orantılı ya da orantısız olabilir.
Kendisini yaratan nedenle orantılı olan korku, sizi olumlu ve yapıcı bir şeyler yapmaya yöneltir.
Buna karşılık orantısız korkular psikolojik ve duygusal bakımdan zararlıdır. Bir sunuş yapma korkusu algılanan tehditle genellikle orantılı olur. Konuşmacılar çoğunlukla; birincisi anlayış arayarak, ikincisi korkuyu yapıcı eyleme dönüştürerek -görevi üstlenerek- stresi yönetirler.
İLETİŞİM SÜRECİ
Etkili iletişim iki yönlü bir süreçtir; bir verici ile bir alıcı arasındaki düşünce alış verişidir. Konuşmacı (verici) olarak göreviniz, dinleyicilerin (alıcı) mesajı anladıklarından emin oluncaya kadar bitmez. Dinleyicilerden bir mesaj aldığınız zaman, bu mesajı anladığınızı dinleyicileri ikna edecek bir biçimde ifade edinceye kadar göreviniz tamamlanmaz. Verici ve alıcı eş zamanlı biçimde mesajı süzgeçten geçirir.
Süzgeçten geçirme işleminin sonucu şudur; Alıcı mesajı vericinin kastettiği biçimde algılamayabilir.
Dinleyicinin anlayışını zenginleştirecek müdahelerde bulunmak amacıyla sunuşun planlanmış düzenini değiştirmek için, konuşmacıların iletişim dinamiklerinin bilincinde olması gerekir. Örneğin, bir konuşmacı mesajı yeniden ifade edebilir, örneklere başvurabilir, diyagramlar çizebilir, dinleyicilerin duygularını yansıtabilir ve özetleme yapabilir. Sözcüklerin herkes için mutlaka aynı şeyi ifade etmeyeceğini unutmayın. algılama kişisel birşeydir.
İLETİŞİMİN ÖĞELERİ
Sözlü sunuşların yapılmasında yer alan iletişim öğeleri konuşma, dinleme, geri besleme (sözlü veya sözsüz) ve soru sormaktır.
Konuşma: Sesiniz tutumunuzu, duygularınızı ve iç durumunuzu yansıtır. İç dünyanızın bir aynasıdır. Sesli anlatımın başlıca öğeleri ses hacmi, ses perdesi, tonlama, kalite, hız, lehçe ve stildir.
Ses Hacmi: Yüksek ses, fikirleri vurgulamak amacıyla etkili biçimde kullanılabilir. Buna karşılık, gereksiz yere sesi yükseltmek mesajdan çok şey götürebilir ve dinleyicileri kızdırabilir. Öte yandan bazı insanlar çok yumuşak konuşur. Sanki odada dinleyicilerin olduğunun farkında bile değildirler. Ses hacmi ya da tonunda hiçbir değişiklik olmadığından bunların konuşma biçimleri monotondur. Sonuç olarak dinleyiciler hayallere dalıp uyuklayabilir ya da sinirlenebilir.
Ses Perdesi: Etkili konuşmacılar anlamı güçlendirmek ve kullandıkları sözcüklere canlılık kazandırmak amacıyla seslerini alçaltır ya da yükseltir. Ses perdesinin uygun kullanımı anlamı berraklaştırır.
Hız: Konuşmacının sözcükleri söyleme hızının farkında olması ve bunu kontrol etmesi gerekir. Konu karmaşık olduğu zaman konuşma hızı düşürülmelidir.
Kalite: Kalite, kişinin sesinin kendine özgülüğünü anlatır. Ama duygusal ve fiziksel durumlarda etkide bulunur.
Tonlama ve Telaffuz: Tonlama, konuşma seslerinin yapısını anlatır. Telaffuz ise seslerin sözcükler içinde kaynaşmasıdır.
Stil: En çekici stil sohbet biçiminde olanıdır. Bu, ezbere, kendiliğinden konuşmak demek değildir. Tam tersine dinleyicilerden herbirine sanki kendisine konuşuluyormuş duygusunu veren bir konuşma tarzıdır.
Dinleme: Etkili iletişim hem dinlemeye hem de konuşmaya bağlıdır. İki tür -pasif ve aktif- dinleme vardır. Pasif dinleme dikkatli suskunluğu ve en az yanıt vermeyi kullanır. Diğer kişinin fikirlerini istediği gibi ifade etmesine izin verir. Konuşmacı uzunca bir sözlü etkileşim beklemez. Suskunluk ya da tek bir sözcük yeterli olabilir. Bazen sözsüz bir karşılık daha uygun düşer.
Aktif dinleme daha zordur. Dinlerken karşımızdaki kişinin dilini, hızını ve konuşmasının içeriğini izlememiz gerekir. Aktif dinleme karşınızdakinin duygularını paylaşarak dinlemektir.
Geri Besleme: Geri besleme kişiye başkalarını nasıl etkilediği konusunda bilgi verir. İki tür geri besleme vardır.
Sözlü geri besleme ses perdesi, ses tonu ve konuşma hızıyla birlikte kullanılan sözcükleri kapsar. Sözlü anlatım konuşmacının başlıca mesajını dinleyicilere aktarır. Sesin kontrol edilmesi ses hacmi, ses perdesi, hız, nitelik, telaffuz ve stil üzerinde yoğunlaşarak başarılır.
Ses perdesi değişmesi bir sözcüğe genel anlamından daha güçlü bir anlam verir.
Sözsüz geri besleme, yani beden dili; yüz ifadelerini, göz temasını, duruşu, jestleri, fiziksel mekanı ve zamanı kapsar. Konuşmacının vücut hareketleri dinleyiciye gönderilen ikinci dereceden mesaja katkıda bulunur.
Yüz kasları ve gözler belki de vücudun diğer kısımlarından daha fazla sözsüz mesaj iletir. Örneğin, bir kaşın havaya kalkması şaşkınlık, gözlerin açılması hayret, tavana bakma derin düşüncelere dalma, yere bakma günlük hayaller kurma anlamına gelebilir. Yüz ifadeleri ve göz hareketleri dinleyenlere konuşmacının onlarla iletişim kurmak isteyip istemediğini ve mesajı anlamalarına ilgi duyup duymadığını anlatır. Dinleyenlerin mesajı anlamadığını düşünüyorsanız, konuyu yeniden anlatmanız ya da tekrar etmeniz veya karışıklığı düzeltmek için belki de bir örnek vermeniz gerekir.
Beden Dili: Konuşmacı kürsüye ya da podyuma yaklaşırken dinleyicide ilk izlenimini oluşturur. En iyi strateji emin adımlarla yürümek, notları hızlı bir şekilde düzenlemek, dinleyicilere bir göz atmak ve derin bir nefes alarak konuşmaya başlamaktır.
Öne arkaya sallanmak, ağırlığı bir bacaktan ötekine vermek ve gereksiz yere podyumun gerisine doğru gitmek dinleyicinin dikkatini dağıtır. Jestler el ve kollarla yapılan vücut hareketleridir. Genellikle konuşmacının kendini konuya kaptırması sonucu kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, dinleyicilerden biri konuşmacıya bir soru yöneltirken konuşmacı kollarını göğsüne kavuşturarak durursa, dinleyiciler konuşmacının soruyu önemsemeyerek, savunmaya geçtiğini ya da başka sorular dinlemek istemediğini düşünebilir.
Poz. konuşmacının duruş biçimidir. Dimdik durmak ya da kendini koyuvermek dinleyiciye ayrı ayrı mesajlar verir. Konuşmacı fiziksel olarak rahat edebileceği şekilde, gergin olmayan bir çeviklik ve kontrol duygusu yaratarak durmalıdır. Ayaklar birbirine yakın olmalı ve ağırlık iki ayağa da eşit olarak dağılmalıdır.
Oturma Düzeni: Bir sunuş için oturma yerlerinin fiziksel düzenlenmesi bir mesaj verir ve dinleyicilerde bir tepki yaratır. Konuşmacının niyeti hazır bulunan herkesin aktif katılımını sağlamaksa, bu durumda oturma düzeninin bu mesajı vermesi gerekir.
Sunuş Programı: Dinleyicilerin zamanının en az sizinki kadar değerli olduğunu unutmayın. Başlangıç ve bitiş zamanları en küçük noktasına kadar belirlenmelidir. Ne olursa olsun, programa bağlı kalınmalıdır. Konuşmaya geç başlarsanız ya da önceden belirtilen zamanlarda ara verilmezse, bu durum konuşma konunuzu gölgede bırakabilir.
Sorular ve Cevaplar
İki tür -dolaylı ve dolaysız- soru vardır. Dolayısıyla sorular özgül bir konuyu ortaya atar. Bu sorular "evet", "hayır", şeklinde ya da kısa olarak cevaplanabilir. Dolaysız bir soruya şu örnek verilebilir: "Önceki slaytta gösterilen satış hacmi sadece Ocak ayına mı aittir?"
Dolaylı sorular açık uçludur. Cevap vermeden önce düşünmek gerekir. Örneğin, şu soru "Önceki slaytta gösterilen satış rakamlarına nasıl ulaştınız?"
Sorular şu işlevleri yerine getirir:
* Nedenleri saptamak.
* Tepkileri açığa çıkarmak.
* Öneriler almak.
* Dikkati yoğunlaştırmak.
* Geri besleme elde etmek.
* Zıt görüşleri ortaya atmak.
* Yaratıcılığı kamçılamak.
* Tartışma yaratmak.
* Mutabakatı sınamak.
* Performansı eleştirmek.
* Yeni alanlar keşfetmek.
* Anlama derecesini değerlendirmek.
Özanlayış
Öz anlayışınız kendi görme biçiminizdir. Bir sistem içinde kendimizi belli bir hiyerarşik düzeye koyarız. Birçok sistemin öğesi olduğumuz için kendimizi gördüğümüz düzey sistemden sisteme değişebilir. Son olarak hepimizin bir özel bir de genel yanı bulunmaktadır. Özel ve genel davranışlarımızın dört boyutu vardır:
1) Kendimizin bildiği ve başkasının bilmesine izin vermediği davranış.
2) Kendimizin bildiği ama başkalarına açık olmayan davranış.(derin duygular, fikirler)
3) Kendimizin bilmediği ama başkalarının gözlediği davranışlar.
4) Kendimizin bilmediği ve başkalarına da açık olmayan davranışlar.
Geri besleme (sözlü veya sözsüz), kendimizin bilmediği bu davranışların farkına varmamıza yardımcı olmak için başkaları tarafından yürütülen bir girişimdir.
Kendini Açığa Vurma
Açığa vurma sayesinde kendimizin bir parçasını başkalarıyla paylaşma konusunda serbestçe kararlar alırız. Kendimizi daha iyi anlamamız için kendimizi başkalarıyla paylaşmamıza gerek vardır. Kendini açığa vurma ancak kendinizi başkalarına gösterdiğiniz zaman ortaya çıkar. Bunun riskli olacağı korkusundan kurtulun. Bereket versin ki ödüller risklere ağır basar. Kendinizi açığa vurma süreci boyunca olgunlaşırsınız.
Kendini Analiz Etme
Kendinizi sürekli ve dürüst bir şekilde sınavdan geçirmenizi kapsar. Bunu yaparken aşağıdaki soruları yanıtlamak yardımcı olabilir:
1. Temel değerlerim neler?
2. Bu değerlerin herbiri benim için ne kadar önemli?
3. İhtiyaçlarım neler?
4. Bu ihtiyaçlardan hangileri karşılanıyor?
5. Karşılanmayan ihtiyaçlarım nasıl karşılanabilir?
6. Güçlü yanlarım ne?
7. Gelişme alanlarım hangileri?
8. Bu alanları nasıl bir güce dönüştürebilirim?
Olumlu bir öz anlayışa sahip olduğunuz zaman daha etkili bir konuşmacı olacaksınız.
Özet
Bu bölümde, etkili sunuşlar yapma konusunda sizi içsel olarak hazırlamaları bakımından iletişim süreci ve öz anlayışı inceledik.
2.BÖLÜM - SUNUŞLAR NİÇİN PLANLANMALI?
Planlama etkili bir sunuşun anahtarıdır. Planlama çok yönlüdür. En azından aşağıdaki noktaların belirlenmesini kapsar:
1. Sunuşun amacı.
2. Konuşmacının hedefi.
3. Dinleyicilerin rolü ve ihtiyaçları.
4. Lojistik: Ne zaman? Nerede? Kim?
5. Donanım ve materyaller.
6. Maliyetler.
7. Sunuşa yaklaşım.
8. Sunuşun içeriği.
Konuşmacının Hedefleri
Konuşmacının iki hedef dizisi bulunur: Sunuşun hedefleri ve kendi hedefleri. Bazı kişisel hedefler sunuşun etkisini arttırır. Bunun örnekleri şunlardır:
* Saygı, inanç ve güven uyandırmak.
* Geri beslemeden öğrenmek.
* Soruları daha iyi kullanmak.
* Özgüven oluşturmak.
* Aktif bir dinleyici olmak.
Sunuşun etkisini azaltan kişisel hedeflere de şu örnekler verilebilir:
* Bu uzmanlığa sahip tek kişi olduğunu göstermek.
* Terfi etmek.
* Başka birisini kötü göstermek.
* Övgü almak.
* Kişisel konumunu yükseltmek.
Dinleyicinin Hedefleri
Bir kişiden bir sunuşa katılması istendiğinde, çoğunlukla Şu iki kendiliğinden tepkiden birisini gösterir: "Harika!" ya da "Zamanımı boşa harcamayacağım."
Dinleyicinin Rolü
1. Bölümde sunuşun iletişime yönelik bir forum olduğunu belirttik.
Dinleyicinin rolü pasif değildir. Dinleyici sözlü ve sözsüz olarak enformasyon gönderir.
Dinleyici Nedir?
Dinleyici, özel bir amaçla bir araya getirilmiş insan grubudur. Dinleyiciler arasındaki tek ortak bağ bu olabilir. Bir sunuş sırasında, her zaman iki çeşit karşılıklı etkileşim görülür:
1) Dinleyicilerin arasında etkileşim.
2) Dinleyicilerle konuşmacı arasındaki etkileşim.
Dinleyici Analizi
Dinleyici analizi kendinize şu soruları sormaktan ibarettir:
1. Dinleyici grubu oluşturacak insanlar hakkında ne biliyorum?
2. Bu insanlar hakkında nasıl daha çok şey öğrenebilirim?
3. Bu bilgileri sunuşun etkili olma olasılığını arttırmak için nasıl kullanabilirim?
Dinleyiciyi analiz etmede yardımcı olacak bilgiler şunlardır:
1. Gelecek insan sayısı.
2. Geleceklerin isimleri.
3. Geleceklerin konumları.
4. Temsil edilen bölümler.
5. Bölüm yöneticilerinin sayısı.
6. Yardımcı personel sayısı.
7. Geleceklerin cinsiyeti.
8. Geleceklerin yaş ortalaması ve kıdem durumu.
9. Karar alma gücüne sahip insan sayısı.
10. Sunuşun konusuna çok ilgi duyan insan sayısı.
11. Sunuşun konusuna çok az ilgi duyan insan sayısı.
Sunuş Ortamı
Kötü bir sunuş ortamı çok istekli dinleyicilerin bile hevesini kırabilir. Fiziksel düzenleme, dikkat dağıtıcı dış etkiler ve dinleyicilerin kalabalığı sunuş ortamına etkide bulunur.
Fiziksel Düzenleme. Dinleyicilerin nasıl oturacağını, mekanın büyüklüğünü ve kullanılacak araçları önceden belirlemek, sunuş sırasında problemleri en aza indirir. Bilinmeyen değişkenler ne kadar azsa özgüvenimiz o kadar artacaktır. Sadece ödevinizi yapmadığınızın açıkça görüldüğü durumlar dinleyiciyi çileden çıkarabilir.
Dış Etkiler. Siren, trafik, koridor konuşmaları ve vantilatörün yarattığı gürültüler dinleyicinin dikkatini dağıtır. Dikkat dağılması anlık bir durum ise, sesinizi ve/ya da vücut pozisyonuzu ayarlayıp konuşmaya devam edin. Gürültü, devam etmeyi olanaksızlaştıracak kadar sinir bozucuysa zorunlu bazı ayarlamalarla yetinmek daha iyidir.
Dinleyici Kalabalığı.
Dinleyicilerin kalabalıklığı sunuşun ne kadar biçimsel olacağını belirler.
Öğrenme
Bir sunuş dinleyicilere bilgi mesajı verir. Yetişkinlerin öğrenimi konusunda önde gelen otoritelerden birisi olan Dr. Malcolm Knowles, Yetişkin Öğrenci: İhmal Edilmiş bir tür adlı kitabında, neredeyse 20.yy. lın ortalarına kadar, "hem çocukların hem yetişkinlerin eğitimi için tek bir teorik yapı vardı: pedagoloji.
Pedagoloji
Pedagoloji, "çocukları eğitme sanatı ve bilimi" olarak tanımlanır. Bunun kökenleri romanın yıkılışına kadar gider. romanın düşüşünden sonra, bu varsayımlar putperestlik olarak görüldü ve 7. yy. da yasaklandı.
Pedagolojinin mesajı şudur: "Bu böyledir, buna inan ve bunu hatırla".
Andragoloji
"Andragoloji", yetişkinleri eğitme teorisini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Yetişkin eğitiminin mesajı şöyledir: "İşte sana bilgi, bunu al ve sana yararlı olacağını düşünüyorsan kullan".
Deneysel Öğrenme mi, Konferans mı?
Yetişkinler en iyi deneysel olarak yani, birşeyle bağlantı kurarak ya da bir şey yaparak öğrenirler.
Deneysel öğrenimin çeşitli düzeylerini bir sunuşa aktarmanın sayısız rolü bulunmaktadır. Kuşkusuz, deneysel sunuşlar geliştirirken göz önünde bulundurulması gereken iki değişken, mevcut zaman ve dinleyicilerin esneklik derecesidir.
3. BÖLÜM - SUNUŞUN ÖĞELERİ
Mesajlar bir çok yoldan (sözlü sunuşlar, resimler, doğa) iletilir.
Sunuş Hazırlamanın Dokuz Aşaması
1. Sunuş analizini yapma.
2. Veri toplama.
3. Verilerin düzenlemesini yapma.
4. Sunuşun planını çıkarma.
5. Metni yazma.
6. Görsel yardımcıları kararlaştırma.
7. Metni konuşmaya dökme.
8. Sunuşu prova etme.
9. Sunuşu yapma.
Veri Toplama
Konuşmacı: Bilgi deponuzdaki verileri etkili biçimde hatırlamanın yolu beyin fırtınasıdır.
Organizasyonun Dosyaları: Şirketin dosyaları sunuş geliştirmek için mükemmel bir bilgi kaynağı olabilir. Notlar, mektuplar, politika ile ilgili yöntem ve broşürler raporlar, istatistikler gibi şeylerin tümü potansiyel bilgi kaynaklarıdır.
Görüşmeler: Bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gösterilen ilk tepki bilen birisine sormaktır. Aynı ilke bir sunuş için veri toplamada da geçerlidir.
Verilerin Düzenlenmesi
Sunuşun hedefleri açık ve konuşmacının hitabetleri iyi olsa bile, içerik iyi düzenlenmemişse dinleyiciler hayal kırıklığına uğrayacak ve zaman yitireceklerdir. konuşmacı elindeki verileri düzenli olarak aktarırsa böyle bir sorun olmayacaktır.
Kilit Düşünce
Kilit noktaları belirlemeden önce, konuşmacının kilit düşünceyle ilgili bir ifade geliştirmesi gerekir. Kilit noktalar buradan çıkarılır. Kilit düşünce, etrafında kilit noktaların geliştirileceği sunuşun özüdür.
Kilit Noktalar
Kilit noktalar, kilit düşüncelerden çıkarılır. Larry Samovar ve Jack Mills kilit noktaların seçilmesi ve ifade edilmesi için bir dizi yol göstermişlerdir:
1. Her nokta kilit düşün cenin bir ürünü olmalıdır.
2. Her nokta öteki kilit noktalardan farklı olmalıdır.
3. Kilit noktalar kilit düşünceyi yeterince tartışmalıdır.
Ana Noktaların Sıralanması
Verileri düzenlemenin birkaç değişik yolu bulunmaktadır:
1. Kronolojik. Eğer ana noktalar en iyi kronolojik sıraya göre geliştiriliyorsa bunları ortaya çıkacakları zamana göre sıralayın.
2. Tarihsel. Eğer ana noktalar bir dönem meydana gelen değişikliklerle birlikte arka plan bilgisi de veriyorlarsa, sıralama tarihsel olmalıdır.
3. Mekansal. Örneğin bir şirketin bölge ya da yöreye dayalı çalışmalarının tartışılması hakkında bilgi vermek amacıyla kullanılır.
4. Konuya Göre. Bu düzenleme konuyu mantıksal ya da doğal bileşenlerine ayırır.
5. Problem Çözümü. Bu düzenleme bir problemi, problemin nedeninin analizini ve önerilen Bir çözümü ortaya koyar.
Plan Çıkarma
Bir plan iki temel amaca hizmet eder. Fikirleri planda hiyerarşik bir sıraya koymak için semboller kullanılır. Ortaya çıkan plan şuna benzer:
I. Ana nokta
A. Kilit nokta
1. Destekleyici veri
2. Destekleyici veri
B. Kilit nokta
II. Ana nokta
Bu plandaki her bölüm yalnızca bir fikri gösterir.
Metin Yazma
Uzunluğu ne olursa olsun sunuş asla ezberden yapılmamalıdır; Çünkü sunuşun dinamikleri çok karmaşıktır. Ama notlara da çok fazla bağlı kalmayın. Notlar sadece hafızayı canlandırır.
Yazılı Metni Geliştirme
Yazılı metin sözlü sunuştan farklıdır. Hem mesajı ham sunulacak görsel metaryelleri tanımlar. Yazılı metin kendi kendine yeterlidir. Sözlü sunuş olmadan da anlaşılabilir.
Yazılı Metnin Bölümleri
Yazılı metinde, plandaki dört bölüme denk düşen dört bölüm bulunur.
Giriş: Dinleyicilerin konuşmacıyla ilgili ilk izlenimlerine katkıda bulunur. Bazı konuşmacılar dinleyicinin dikkatini hemen konunun üstüne yoğunlaştıracak bir cümleyle başlarlar. Dinleticiye yönelmek ya da neden bir araya getirildiklerinden söz etmek dinleyiciyi anında konunun içine çekecektir.
Kilit Düşünce: Kilit düşünce sunuşun hedefidir. Sunuşun neyi gerçekleştireceğini söyler.
Gelişme: Bu kısım hem plandaki her bir noktanın ayrıntılarının tartışılmasını, hem de kilit noktayı destekleyici veriler içerir.
Sonuç ya da Kapanış: Etkili olması için sonuç bölümü dinleyicinin dikkatini iletilen mesaja yöneltmeli ve dinleyicilere bir tamamlanmışlık duygusu vermelidir.
Son Taslağı Hazırlama: Askerlikle ilgili bir deyişte olduğu gibi: "Onlara ne söylemeye geldiğinizi söyleyin, söyleyeceklerinizi söyleyin ve arkasından ne söylediğinizi söyleyin." Bu bir sunuşun yapısı içinde geçerlidir.
Görsel Yardımcıları Belirleme: Bazı konuşmacılar önce yaratıcı ve ilginç görsel araçları seçip, daha sonra da sunuşu bunları kapsayacak şekilde yazma yanlışına düşüyor. Bu, süreci tersine çevirir. Doğru sıra sunuşu yazmak, sonra hangi görsel araçların kullanılacağına karar vermektir.
METNİ KONUŞMAYA DÖNÜŞTÜRME
Yazılı bir sunuşun dili ve stili, sözlü bir sunuşun dili ve stiliyle aynı olamaz. Bu nedenle sözlü sunuş yapmadan önce yazılı metni konuşma stiline çevirmeniz gerekir. Bir konuşma stili geliştirmek için önerilen bazı ilkeler şunlardır:
1. Şahıs zamirleri kullanın.
2. Kısaltmalar kullanın.
3. Günlük sözcüklere dayanın
4. Kısa ama çok fazla olmayan bağlaçlar kullanın.
5. Argo, jargon ve akrostiklerden kaçının.
6. Olumlu sözcükler kullanın.
7. Cümleleriniz kısa olsun.
Rahat ve sohbet eder gibi konuşmak yapaylığı azaltır ve tek tek her dinleyicide sadece kendisine konuşuluyormuş hissi uyandırır.
4. BÖLÜM
Görsel Araçların Kullanılması - Görsel Araçlar Sunuşlara
Nasıl Katkıda Bulunur?
Görsel araçlar fikirleri güçlendirir, berraklaştırır ve açıklığa kavuşturur.
Sunuşa Yardımcı Araçlar
Sunuşa yardımcı araçlar üç kategoriye ayrılır: sessiz görsel araçların kapsamına yazı tahtaları, yazı levhası, projeksiyonlar gibi görsel araçlar girer. İşitsel araçlar teyp, makaralı teyp ve plakları kapsar.
Prejoksiyonlar: Projeksiyonlar ya da saydam göstericiler hem küçük hem de orta büyüklükteki dinleyici grupları için elverişlidir. Etkili olması için net ve okunaklı olmalıdır.
Konuşmacının dia üzerindeki belirli noktaları göstermesi için bir çubuk kullanması gerekir.
Slaytlar: Slaytlar, renk, fotoğraf, film ve çizim kullanmak için mükemmel araçlardır. Işıkların açılıp kapanması sırasında dinleyicinin dikkati dağılacağından, konuşmacı bu anlarda akışı nasıl koruyacağını planlamalıdır.
Filmler: Film, bir teoriyi, kavramı, tekniği ya da süreci pekiştirmenin iyi bir yoludur. Konuşmacı sunuşun mesajını desteklemek amacıyla filmi iyi analiz etmelidir
Yazı Tahtaları: Siyah zemine beyaz, yeşil zemine sarı renkli tebeşir daha iyi gider. El yazısı da okunaklı olmalıdır. En büyük dezavantajı tahta silinince bilginin yok olmasıdır.
Yazı Levhası: Yazı levhası bir yazı sehpasına, duvara ya da tahtaya iliştirilebilen büyük boy boş kağıtlardan meydana gelir.
Yazılı Materyal: Yazılı materyaller; görsel araçlarda ya da sunuş sırasında sunulan metaryelin kopyalarını ek bilgileri, istatistiksel verileri ve hatta sunuş metnini içerebilir.
Grafikler: Grafikler sessiz görsel araçların bir biçimidir. Çoğu kez bir konu bazı grafik türlerini kullanarak daha iyi aydınlatılabilir.
Telekonferans: Masrafların yükselmesi nedeniyle değişik coğrafi bölgelerde yaşayan insanlar arasında bağlantı kurmak için telekonferans yöntemi kullanılıyor. Telekonferans, ayrı yerlerdeki bireylerin, karşılıklı etkileşim amacıyla telekominikasyon sistemlerinden yararlanmasıdır.
5. BÖLÜM
KONUŞMACININ LİDERLİK ROLÜ
GRUP DAVRANIŞLARI
Grup davranışları bir gruptaki tek tek bireylerin sergilediği davranışların bir bileşkesidir. Sadece bir grubun üyesi olmakla grup davranışı hakkında çok şey öğrenebilirsiniz. Her grup yaşam süresi boyunca bir parça değişir ve gelişir. Buna "grup dinamikleri" denilmektedir.
Grup Dinamiklerinin Öğeleri
Grup dinamiklerine katkıda bulunan belli başlı altı öğe mevcuttur: misyon, normlar, yapı, roller, liderlik ve iletişim.
Gruplar ister gönüllü ister gönülsüz kurulsun, bir amacı başarmak için oluşur. Kendi misyonlarını kendileri belirleyebilir ya da misyon grubun dışındaki bir güç tarafından önceden belirlenebilir. Her grubun özgül değer ve standartları vardır. Misyonunu başarıyla yerine getirmek için grubun izlediği süreci böylesi değerler ve standartlar yönlendirir. Bu süreçte lider çok önemli bir rol oynar. Etkili ve verimli grup performansı iletişimle doğrudan ilintilidir.
Grup Üretkenliği
Grup üretkenliğini etkileyen iki faktör bulunmaktadır. Birincisi, grup içindeki her bir bireyin tutumu grubun oluşturacağı sonuçları etkiler. İkincisi, grup üretkenliği bir bütün olarak grubun kollektif davranışına bağlıdır.
Bireysel Davranış.
1) Grup üyeliğine isteğiniz dışında seçilmiş olsanız bile aktif bir katılım gösterip göstermeyeceğinizi kararlaştıracak olan kişi sizsiniz
2) Rol özdeşmesidir. Bazı bireyler ait oldukları grupta lider olmak için güçlü bir istek taşır.
3) kabullenmedir. Kendinizi grubun bir parçası olarak görüyor musunuz? Grup sizi bir üye olarak kabul ediyor mu?
4) sevgidir. Düşünceli ve sevecen davranış, kendi kendine motive olmuş, özsaygıya sahip ve aktif katılım göstermeye aday bir kişi olmanın işaretidir. Bir sunuşa katılma payınızı bu konuların her birini ne kadar iyi çözdüğünüz belirler.
Kollektif Davranış.
Bir grubun performansını etkileyen ikinci faktör, üyelerin grup üretkenliğinin önündeki engellerle nasıl başa çıktığıdır.
Karar Alma
Sunuş bir karar alma ihtiyacını doğurabilir. Grup kararları iki kategoriye -süreç ve görev- ayrılır. Süreç kararları bir görevin nasıl başarılacağını kararlaştırır. Görev kararları ise doğrudan grubun ortaya koyduğu ürünle bağlantılıdır. Grup kararları otoriteye çoğunluğa ya da mutabakata dayalı olarak alınabilir. Otoriter bir karar, özel bir birey ya da bireyler tarafından alınır.
Problem Çözme
Etkili problem çözümü mantıksal bir atak planını izler.
LİDERLİK
Bir lider grubun amacına ulaşılmasını kolaylaştırdığı zaman etkili olur. Konuşmacı kişisel saldırılara kutuplaşmaya ve düşmanlığa engel olmalıdır.
Liderlik Yaklaşımları
Esas olarak iki liderlik yaklaşımı -dolaysız ve dolaylı- bulunmaktadır. Sunuşlarda her ikisi de geçerlidir. Dolaysız liderlik yaklaşımında konuşmacı; dinleyici, konuyu ve sunuştan çıkan sonucu mutlak olarak kontrolü altında tutar. Sadece sunuşta nelerin yer alacağını belirlemekle kalmaz, sunuşun yönünü ve vurgusunu da belirler. Dolaylı liderlik dinleyicilerin daha fazla kontrol sahibi olmasına izin verir.
Sorumluluk
Dinleyiciler konuşmacının belirli rolleri yerine getirmesini beklerler. Konuşmacının sadece üç temel sorumluluğu -kolaylaştırma, özendirme ve kontrol etme- vardır. Konuşkan dinleyicilerin tartışmaya egemen olmasını engellemeli ve konuşmacının konuşmayı hedefe yönelik tutması gerekir.
Güven Oluşturma
Webster''s New Collegiate Dictionary, "güven"i şöyle tanımlıyor: "Birisinin ya da birşeyin karakterine, yeteneğine, gücüne veya gerçekliğine kesin biçimde bel bağlama." Güve iki yönlü bir süreçtir. Güven duyan kimseye güven duyulur.
Mizah
Çoğu sonuçlar mizaha başvurmak için fırsatlar meydana getirir. Sunuşlarda mizaha başvurmanın iki yol gösterici ilkesi vardır. Dinleyicilerin oluşturduğu gülüşmelere katılın ve kişisel hatalarınıza gülün.
DINLEYİCİLERİ SUNUŞA KATMA
Dinleyiciyi Konuşmaya Teşvik Etme
Birincisi, hedeflerinizi (sunuşla ve dinleyicilerle ilgili hedeflerinizi ) önceden analiz edin. İkincisi, tüm sunuşu planlayın. Üçüncüsü, konunuzu tanıtmak için yeterince zaman ayırın. Giriş önemlidir! Bu, konuşmacı ve dinleyicilerin kendilerine alışmasını sağlayan bir süreçtir. Dördüncüsü, soru ve cevaplar, grup tartışmaları, görsel araçlar, örnek olay incelemeleri ve rol canlandırması rolüyle mesajı hayata geçirmeleri için dinleyicilere bir şans tanıyın.
Dinleyici yanıtları
Aktif ve uygun biçimde karşılıklı etkileşime girenler, bir şey söylemeyenler söz konusudur. Öte yandan, konuşma üzerinde tekel kuranlar tüm konuşmaları kendileri yapmak ister. Konuyu değiştirmek ya da tartışmaya yeni bir konu sokuşturmak isteyenlere yandan dolananlar deniyor.
Konuşmacının Yanıtları
konuşmacılar iddialı insanlardır. Katılımı özendirmekte anahtar konuşmacının tutumudur.
BEKLENMEYENİ YÖNETME: Dinleyici Davranışları
Düşman Katılımcı:
Düşmanlık bir protesto ifadesidir. Birey konuyu konuşmacıyı organizasyonu ya da kişisel baskıları protesto ediyor olabilir. Düşmanlık konuşmacıda korku duyguları uyandırabilir. Bu düşmanca durumu yönetmenin en iyi yolu nedir? Dinleyici düşmanlığını yönetmek önce, özkontrolü korumayı; sonra da düşman katılımcı üzerinde kontrol kurup sürdürmeyi gerektirir. Düşmanca tavrı kontrol etmek için, kişisel düşmanlığı dağıtmaya çalışın. Düşman katılımcıdan kaçmak ya da onu önemsememek sadece sunuştan birşeyler alıp götürür.
Gönülsüz Katılımcı.
Sunuşta olmayı istemeyen bir dinleyici genellikle sandalyeye yayılma bir şeyler karalama ya da uyuklama gibi pasif sözsüz davranışlar sergileyecektir. Bazı insanlar konuşmacı kim olursa olsun ya da mesaj ne kadar değerli olursa olsun sunuşlara katılmaktan heyecan duymaya bilir.
Subscribe to:
Posts (Atom)
