Sunday, September 10, 2006
Yaşam
Yaşam, iki kısımdan oluşur; Brüt yaşam - Net yaşam.
Brüt yaşam, doğumdan ölüme kadar geçirdiğimiz süredir.
Net yaşam ise, kendimizle ve sevdiklerimizle yaşayabildiğimiz, başkasının normallerine uymadığımız, içimizdeki sesi dinlediğimiz ve kendi kanatlarımızla yükselip, çook uzaklara uçabildiğimiz süredir.', 'Lütfen yaşam vergileri kaçırıp, net yaşamınızda, brüt rakamınızı yakalayın. Net yaşamınızı da sapına kadar harcayın. Bankalarda, buzdolaplarında, sandıklarda saklamayın. Devretmeyin, ödünç vermeyin, ertelemeyin. Sıfır kilometre kanatlarınız, bomboş bir bordroyla, arkanızda, bu denizleri, bulutları, ağaçları, müzikleri, aşkları, dostlukları, kavgaları, gözyaşlarını, o güzelim güneşi, kedileri, kuşları, balıkları, dağları, fotoğrafları, Antep işi lahmacunu, bırakarak çekip gidivermeyin.
Başka cennet yok. Cennet burada, içinizde, yanınızda, az ötenizde. Hoparlörde, kagitta, bisikletin pedalında, pabucunuzun altında, Sırtınızdaki çantada, termosta, Küt küt ölünceye kadar atacak kalbinizin tam ortasında.
SİLKİN VE SIÇRA
Çalışkan bir çiftçinin bir katırı varmış. Gün görmüş, çok yol tepmiş, inatçı, sabırlı bir katır... Özellikle bahar günleri bos cayırlarda dolaşıp otlamaya bayılırmış. Çiftçi de katırını çok severmiş. Günlerden bir gün katır yanlış bir adim atmış ve kendisini çiftçinin kuyusunun dibinde bulmuş. ', 'Allah’tan ki kuyunun içindeki su fazla değilmiş. bu sayede hayatini kurtarmış, boğulmamış. Bu güzel bahar gününde kendisini kuyunun dibinde bulan zavallı katır bir iki debelenmiş. Ama bakmış ki,buradan çıkabilmesi mümkün değil. Ne duvarı tırmanacak gücü var ne de uçup gidebilecek kanatları...
Gene de bir iki hamle yapmış ama nafile. Bu kuyudan kendi gücüyle çıkış olmadığını anlamış. Başlamış yüksek sesle bağırmaya, dua etmeye, daha doğrusu kuyuya düşüp dibe vurmuş bir katır ne yaparsa öyle şeyler yapmaya..
Bu canhıraş sesleri duyan çiftçi kuyunun basına gelip durumu görmüş. Koskoca katırı kuyunun dibinden nasıl çıkaracak? Çaresiz, civardaki köylüleri yardıma çağırmış. Düşünmüşler tasınmışlar, dibe vurmuş katırı çıkarmanın bir yolunu bulamamışlar. Bu arada katırın bağırış çağırışları yürekleri dağlıyormuş!" Bari daha fazla acı çekmesine engel olalim"demis katırın sahibi. Bu kuyu nasıl olsa artık ise yaramaz. İyisi mi içini toprakla dolduralım, hem katırın acısına son vermiş, hem de kuyuyu kapatmış oluruz..
Bunu duyan katırın dehşeti daha da artmış. Diri gömülmekten daha korkunç bir son olabilir mi!! Derken yukardan kürek kürek taş toprak atmaya başlamışlar. Önce umudu kesip, ölmeyi kabullenmiş katır. Sonra, kafasına bir taş düşünce beyninde bir şimşek çakmış!! Bir çare gelmiş aklına ve başlamış uygulamaya!
Yukarıdan sırtına taş toprak yağdıkça söyle bir silkiniyormuş. Sırtındakiler yere düşünce, sıçrayıp üzerine çıkıyormuş. Bir daha, bir daha yapıyormuş bunu..
SILKIN VE SIÇRA,
SILKIN VE SIÇRA,
SILKIN VE SIÇRA!!
diye mırıldanıyormuş bir yandan da. SILKIN VE SIÇRA!
Yukarıdakiler onu gömmek için kürek kürek toprak atmaya devam etmişler ama, bir sure sonra, bizim katır kuyunun tepesinde belirmez mi!!
Hala SILKIN VE SIÇRA diye mırıldanmaktaymış. Evet, dibe vurmuş katır, kuyunun dibinden silkinip sıçrayarak kurtulmuş.. Pes etmeyip çaba gösterdiği için........
Friday, September 08, 2006
ETKİLİ İNSANLARIN 7 ALIŞKANLIĞI
· Yazar Stephen Covey 1960 da 25 en etkili insandan biri seçildi.
· Yazarın bu kitabı 32 dile çevrildi ve 12 milyon sattı.
Değişmeye önce paradigmalardan başla.
ETKİLİ 7 ALIŞKANLIK
1. Proaktif ol
2. Sonunu düşünerek işe başla
3. Önemli işlere öncelik ver
4. Kazan kazan diye düşün
5. Empati', '6. Sinerji yarat
7. Baltayı bile
‘’Ölçüsü bozuk olanın tartısı yanlış olur’’.
‘’Ne olduğun kulağımda öyle çınlıyor ki ne söylediğini duyamıyorum’’.
BAZI DOĞAL İLKELER
· Hakkaniyet
· Kişisel bütünlük
· Tutarlık, dürüstlük
· Kalite
· Gelişim, potansiyel
PARADİGMA-TUTUM- ALIŞKANLIK-DAVRANIŞ
‘’Karşılaştığımız önemli sorunlar, onları ortaya çıkaran paradigma ile çözülemez’’.
Bilgi- Beceri- Arzu= ALIŞKANLIK
-Reaktif Dil:Keşke, yapmalıyım, yapamam,izin vermezler.
-Proaktif Dil:Yapacağım, yeğliyorum, etkili olabilirim.
· Etki Alanı:Yapabilecekleri
· İlgi Alanı: Haşir neşir olunan şeyler
-Proaktif insan herşeye değerini kendisi koyar.
‘’Hayatta hiçbir sorun yoktur ki çözümü insana fayda sağlamasın’’.
Richard Bach
Liderlik-Etkili yaşam-Zihinsel yaratım. Etkili liderlik----Etkili Yönetim
‘’En önemli şeyler asla en önemsizlerin insafına bırakılmamalı’’GOTHE
‘’Güvensiz dostluk olmaz, güven için de dürüstlük ister’’.Samuel Jonshon.
ALTI ÖNEMLİ YATIRIM
1. Kişiyi anlamak
2. Küçük şeylerle ilgilenmek
3. Verilen sözü tutmak
4. Beklentileri belirginleştirmek
5. Kişisel bütünlük(dürüstlük)
6. Hesaptan çektiğiniz zaman içtenlikle özür dilemek
ALTI DEĞİŞİK İLİŞKİ PARADİGMASI
· Kazan / Kazan
· Kazan / Kaybet
· Kaybet / Kazan
· Kaybet / kaybet
· Kazan
· Kazan / Kazan ya da anlaşma yok
‘’Bir adam balonla rasgele uçmuş ve sormuş
-Ya ben nerdeyim?
-Sepetin içinde
-Sepet nerde?
-Başımın üstünde
-Siz nerdesiniz?
-Sepetin altında
-Siz profesör olmalısınız
-Nerden bildiniz?
-Hep doğru söylüyorsunuz fakat bir işe yaramıyor da ondan.....!
· Türkiye’de her yıl 4 milyar 200 milyon ton toprak denize dökülüyor.
‘’Önce anlamaya çalış sonra anlaşılmaya’’.
Sinerji: Kişiler arası işbirliği, işbölümü
Negatif Sinerji: Dedikodu, arkadan konuşma
· En iyisi değil özgün olmak önemli. (R.Abacı)
Özet:
1. Paradigma değişimi
2. Etkili olma
3. Sorumluluk alma üzerinde durulmuştur.
· Ne Fatih, ne Yavuz ne de Atatürk 7 alışkanlığı yadsımışlardır öyleyse niye duruyoruz HAYDİ.........
Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk
Dr. Ali Fuat BİLKAN
( Kemal H. Karpat, Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk, çev.: Recep Bozdemir, İmge Kitabevi, Ankara, 2001, 223 sayfa.)
Kemal Karpat, uzun yıllar Amerika’daki çeşitli üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapmış ve tarih, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi gibi alanlarda bilimsel çalışmalar gerçekleştirmiş bir bilim adamıdır. Karpat’ın son eseri olan “Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk”, özellikle Amerika’da ve Avrupa’da gerçekleşrieilen Ortadoğu araştırmalarının arkaplanı ve Türk-Arap ilişkilerinin tarihsel boyutunu bütün yönleriyle ortaya koyan önemli bir çalışmadır. Kitaptaki makalelerin birçoğu daha önce çeşitli dergilerde yayınlanmış veya sempozyumlarda bildiri olarak sunulmuştur.
Yazar, eserinin giriş bölümünde “gelişmekte olan ülkelerde, özellikle Ortadoğu çalışmalarında sosyal bilimler ve tarihin kullanılması” üzerinde durmaktadır. ', 'Osmanlı tarih yazıcılığının nitelikleri üzerinde duran Karpat, Osmanlılar’ın “toplumsal olayları maddi koşullarla ve insani nedenlerle ilişkilendirmeyi amaçlayan” ve böylece “toplumsal çöküşün köklerini anlamaya çalışan” (s.15) bir edebiyat geliştirdiklerini belirtir. Batılı araştırmacıların ve ilk oryantalistlerin geliştirdikleri dilbilimsel, dinsel yaklaşımların ardında “genellikle islâm’ı lekelemek niyetinin” yattığını söyleyen yazar, Avrupalı tarihçilerin “Ortadoğu’ya yabancı olan milliyetçi-etnik tarih kavramını ortaya koyma” (s.20) suretiyle yerli ve taklitçi bir milliyetçi tarih yazıcılığının doğmasını da sağladıklarını ifade eder. Ancak bu “kötü taklit”, burada bitmez. Bilhassa Batı üniversitelerinde eğitim gören Ortadoğulu aydınlar, kendi kültürleri ve halklarını asla ilgilendirmeyen kuramları “boş yere” uygulamaya çalışmışlar ve “hocaları tarafından geliştirilen analitik modelleri gelişigüzel bir şekilde taklit etmişlerdir. Bu aydınlar, pek çok durumda, kuramsal değer, uygunluk ve pratik kullanım açısından kendi toplumlarına bütünüyle yabancı kalan konu ve sorunlarla uğraşmışlardır”(s.21). Buna bağlı olarak, özellikle Amerika’da üçüncü dünya ülkeleriyle ilgili yapılan çalışmalarda, “üçüncü dünya toplumlarının gelişmelerini Amerikan görüş ve çıkarlarına uygun biçimde etkilemek üzere entelektüel araçlar sağlama” (s.25) amacı güdülmektedir.
Karpat’ın eserinde, günümüzde üzerinde önemle durulan medeniyetler çatışmasının, uzun yıllar ve bilimsel bir program çerçevesinde yürütüldüğü de belirtilmektedir. Amerika’da yürütülen “Ortadoğu çalışmalarının, İslâm’ı yenmek ve ortadan kaldırmak için özel olarak İslâm’ı incelemek amacıyla başlatıldığı”nı(s.27) söyleyen yazar, Birleşik Devletler’de Ortadoğu üzerinde yapılan çalışmaların büyük oranda sosyal bilimler alanını kapsamasını anlamlı bulmakta ve bu yöndeki çalışmaların, “dilbilim, dinsel araştırmalar, toplumsal konum, toplumsal değerler” konularında toplandığına dikkat çekmektedir.
İkinci makalesini “ABD’de Arap ve Türk Araştırmaları”na ayıran Karpat, buradaki Doğu çalışmalarının genelde tarih ile ilahiyat ve felsefe olmak üzere iki ana doğrultuda geliştiğini ifade etmektedir. Yazarın da belirttiği gibi, Amerika’da yapılan Ortadoğu çalışmalarında 1860 yılından itibaren başlayan ve gittikçe hızlanan müslüman göçlerinin etkisi büyüktür. Bu göçler, özellikle 1906-1914 döneminde en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Karpat, bu dönemde yaklaşık 300. 000 Osmanlı uyruğunun New York, Boston, Detroit, Chicago ve diğer kentlere yerleştiğini belirtmektedir. Özellikle Hristiyan olan bu göçmenler, misyoner faaliyetlerinin Osmanlı coğrafyasında yoğunlaşmasını ve dikkatlerin bu coğrafyaya çevirilmesi sonucunu da doğurmuştur. Böylece Osmanlı devletine büyük oranda misyoner akını başlamıştır. “1893 tarihine gelindiğinde toplam olarak 223 Amerikan misyoneri ve 1094 yerli hristiyan, Osmanlı devletinde, iç bölgelerdeki ulaşılması zor 15 kentte bulunan Hıristiyanlar arasında din değiştirme faaliyetlerini yürütüyordu”(s.34). Amerikan misyonerleri bu amaçla Suriye’de ve Anadolu’nun doğusunda birçok okul ve hastane açmışlardır. Bu kurumlarda, bölgedeki hristiyanların (özellikle Ermenilerin) desteklenmesi ve seçkin bir yerli yönetici sınıfın yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Nitekim Suriye Protestan Koleji, “Hıristiyan Araplar arasında iyi eğitimli bir seçkin kitlesini”(36) ortaya çıkarmıştır. Bu yerli yönetici sınıfı, “Arap milliyetçiliği” ilkelerinin oluşturulmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Misyonerler bir taraftan Osmanlı yönetimi aleyhine propaganda faaliyetlerinde bulunurken diğer taraftan da basın yayın yoluyla İslâm’ı kötüleyici görüşler yayarak “hıristiyanları, müslüman zulmü altındaki kurbanlar” olarak göstermişlerdir. Bu faaliyetlerin nihaî amacı, “en başta Türklerin Arap topraklarındaki “yönetimini” sona erdirerek başarılabilecek olan Müslüman ‘zulmünden’ Hıristiyanların ‘kurtuluşu’ydu”(s.37). İslâmın, Arap zekâsının bir ürünü olarak göstermek ve dinin dışlandığı bir yönetim anlayışını ideal yönetim olarak takdim etmek, aydınlar arasında Osmanlı’ya karşı büyük bir muhalefete dönüşmüş ve sonunda Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Ortadoğu siyasi haritasının değişmesine neden olmuştur.
Ancak bu değişim, Arapların beklediği ve ümit ettiği şekilde oldu. “Osmanlı Devleti’nin yıkılışının birleşmiş ve bağımsız bir Arap devletinin kurulması değil, fakat Suriye ve Irak’ta bir dizi Fransız ve İngiliz manda yönetiminin kuruluşu ve Filistin’de büyük bir Yahudi yerleşiminin başlaması geldi. Mısır, tamamen gelişmiş bir İngiliz himayesi altındaydı” (s.39).
Esasen Karpat, Ortadoğu çalışmalarının ilk dönemini Batı’nın sömürü ve işgal siyasetinin bir ön çalışması olarak ortaya koymaktadır. Esasen bu çalışmaların günümüzdeki durumu ise, daha çok siyasî ve ekonomik bağımlılık yaratma sürecine hizmet niteliği taşımaktadır. Birleşik Devletlerde sayıları 124 ve Kanada’da 6 olarak tespit edilen Ortadoğu programlarının, çeşitli kurumlar ve finans kaynakları tarafından yönlendirildiği bilinen bir husustur. Özellikle, “yerel Yahudi gruplarından büyük destek almakta olan İsrail çalışmaları, genellikle Siyonist bir yönelimi benimseme eğilimindedirler”(s.42). Ortadoğu çalışmalarının Türk düşmanı bazı çevrelerin hakimiyetinde olduğunu da belirten Karpat, Ortadoğu’da Osmanlı etnik ve dinsel mirasının aslında ayrı ayrı uluslar doğurmadığını, aksine bu “ulusal devlet” görünümünün, büyük ölçüde “eski cemaat kimlikleri” tarafından beslendiğini ifade etmektedir.
Eserde, “Ortadoğu’da toplumsal katmanlaşmaya dair bazı tarihsel ve metodolojik düşünceler”(s.79-104), “Ortadoğu’da millet ve milliyet üzerine düşünceler”(s.105-123), “Ortadoğu devrimlerinin değişen doğası”(s.125-140), “Arap-Türk ilişkileri”(s.141-159), “Türk ve Arap-İsrail ilişkileri”(s.161-196), “Kıbrıs üzerinde savaş : Enosis trajedisi” (s.197-223) başlıkları altında, Ortadoğunun sosyo-kültürel yapısı ile yakın siyasî tarihi hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.
Bu değerlendirmelerde, Ortadoğu’daki müslüman toplumun kendine has özelliklerine dikkat çeken yazar, Ortadoğu’da Batı’daki sınıf kavramından farklı bir toplumsal katmanlaşmaya dikkat çeker. O’na göre müslüman dünyada geleneksel dört önemli katmandan bahsedilebilir : “Kılıç ehli, kalem ehli, tüccarlar ve üreticiler”(s.84) Esasen yüzyıllar boyu müslüman toplumda uygulanan bu örgütlenme, mesleğe dayalı bir yapı göstermektedir. Ancak özellikle XVIII. yüzyılın sonundan itibaren yukarıdaki yapının bozulduğu gözlenmektedir. Osmanlı toprak düzeninin bozulması ve bunun sonucu olarak ortaya yeni imtiyazlı sınıfların (âyânlar gibi) çıkması bu yapıyı önemli ölçüde etkilemiştir. Osmanlı teb’ası olan azınlıklara peş peşe verilen haklar ve tanınan imtiyazlar da bu yapının değişmesinde büyük rol oynamıştır. Aslında XVIII. yüzyıldan itibaren aşamalı olarak gerçekleştirilen toprak reformu, müslüman dünya için çok büyük bir değişimdi. Çünkü bu suretle, özel mülkiyet alanı genişlemekte ve devletin toprak üzerindeki hâkimiyet alanı daralmaktaydı.
Bütün bu değişimler, etnik unsurları ve farklı millet sistemini oluşturan Osmanlı Devleti’ni tehdit eder hale geldi. Bunda şüphesiz dış baskılar ve Osmanlı Devleti’ni bölme parçalama faaliyetlerini yürüten devletler etkili olmuştu. Yoksa Osmanlı Devleti, kendi içinde mükemmel bir yapı arz ediyordu. Kemal Karpat, bu yapıyı şöyle tahlil etmektedir : “Osmanlı devleti, belki de yaşam olanağı bulan en mükemmel tek İslamî devletti. Şeriata uygun homo-İslamicus’u yaratmaya uğraşırken, millet sisteminin serbest hükümleriyle de gayrımüslimlerin kendi inanç ve kimliklerini korumalarına olanak sağlamaktaydı. Hükümetin İslâm’a adanmış olmasına rağmen , on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına dek yönetsel bürokrasinin, kendini, hiçbir şekilde herhangi özel bir etnik ya da dinsel grupla -hatta Müslümanlarla bile- tanımlamadığının belirtilmesi gerekmektedir”(s.118). Ancak bu sistem, Avrupalıların zorlamasıyla dayatılan yeni siyasal kimlikle bozulmuştur. Müslüman aydınlar arasında hızla yayılan “tek ulus olma” düşüncesi, halk arasında da olumlu karşılanmıştır. Bu akımın gelişmesi ve devlet tarafından da desteklenmesinde II.Abdülhamid’in payı büyüktür. Esasen II. Abdülhamid’in, bir çok kimse tarafından “panislamist” olarak gösterilmesi yanlıştır. O, tam anlamıyla “İslamî bir milliyetçilik” duygusu yaratmaya çalışmış ve bunun için de İslam unsurunu ön plana çıkarmıştır. Bu yönüyle Karpat, II. Abdülhamid’i bir “ulus kurucusu” olarak tanımlamaktadır.
Karpat, eserinde Türk-Arap ilişkileri üzerinde dururken, her iki kesimin de zaman zaman birbirlerini yanlış anlamaya sebep teşkil edecek tavırlar takındıklarını belirtir. Esasen on dokuzuncu yüzyıl, “ümmet, vatan, devlet, millet” gibi temel kavramlara yeni anlamların yüklendiği bir yüzyıl olmuştur. Birden fazla cephede Avrupalı düşmanlarla savaşan Osmanlı’nın, sık sık bedevi Arapların saldırıları ve yağmalamalarıyla karşılaşması ve savunduğu Arap topraklarında umduğu desteği bulamaması, derin bir “ihânet duygusu”na kapılmasına sebep olmuştur. Özellikle 1916 yılında Türk ordusuna yapılan karşı saldırıda yaralı Türk askerlerinin öldürülmesi, Türk subayları için affedilmez bir ihânet sayılmıştır. Buna rağmen Türk kurtuluş Savaşı ve müslüman Türklerin Batı’ya karşı başarısı, başlangıçta bir Türk-Arap yakınlaşmasını sağlamıştır. Arap dünyasında etnik ve milliyetçilik ideolojisine dayalı “ulusal devletlerin kurulması” ve “Türkiye’de de lâikliğin benimsenmesi” (s.155), ilişkilerin yeniden bozulmasına sebep olmuştur. Karpat’ın tespitlerine göre, günümüzde “Türklerin Araplarla ilişkileri değişkendir”. Ancak bu ilişkilerin geliştirilmesi için de imkânlar müsaittir. “Türkiye, Irak, Suriye ve Ürdün arasında yapılacak ve İran’la Pakistan’a uzanacak bir ittifak, güvenliği arttıracak ve tüm Ortadoğu ile Hint Okyanusu kıyılarına barış getirecektir”(s.159). Bu barış, Türkiye için olduğu kadar, bölgenin diğer ülkeleri için de önemli olacaktır.
Bir diğer husus da bölgede Arap olmayan ve dahası neredeyse bütün Araplarla düşman olan İsrail faktörüdür. Esasen Türk-Arap ilişkilerinin niteliğini belirleyen en önemli etken de Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkileridir. Bilindiği gibi, Türkiye 1949 yılında İsrail’i resmen tanıyan ilk müslüman ülkedir. Ancak Türkiye İsrail-Filistin sorununa, tarihî misyonu ve Osmanlı mirasının getirdiği sorumluluklar çerçevesinde yaklaşmayı resmî bir politika olarak benimsemiştir. Osmanlı Devleti’nin, Filistin’de Yahudilere sadece bireysel yerleşme hakkı tanıması ve Siyonizm’i şiddetle reddetmesinin arka planında, “Siyonizmin bir tür milliyetçilik” (s.168) olması yatmaktadır. Türkiye, bölgedeki tarihî, dinî ve kültürel bağlara sahip ülkelerin tepkilerine rağmen İsrail’i kabul ettiği halde, İsrail, Türk dış politikası için çok önemli olan Kıbrıs konusunda aynı fedakârlığı ve tutarlılığı göstermemiştir. Hatta bazı “Arap ülkeleri Başpiskopos Makarios’un tarafını tutmuşlar ve Nâsır da Kıbrıslı Rumlara, Türklere karşı kullanılan silahları göndermişti”(s.183). Bütün bu hususlar, dış politikanın ekonomik, siyasî ve etnik hususların ekseninde değişken olduğunu da göstermektedir. Bu anlamda Prof. Dr. Kemal H. Karpat, Türkiye’nin çıkarlarının komşularıyla iyi geçinmekte olduğunu ifade etmektedir : “Türkiye kendi ulusal bağımsızlığının siyasal geleneklerine sadık kalarak Ortadoğu politikasında bir rol oynayacaksa; bölgedeki ve genel olarak Üçüncü dünyadaki çıkarlarını harekete geçirecekse, Arap devletlerine karşı daha dostça bir siyaseti benimsemek zorunda olduğu apaçık ortadadır. Olayların ve tarihin mantığı, Türkiye’nin kaprisli denizaşırı müttefiklere dayanmak yerine, kendi yakın bölgesinde dostlar ve güvenlik aramasını önermektedir”(s. 196).
Performans Değerlendirme
Performans degerlendirme terminolojisi ve gerçek anlamlari:
Disariya açik bir kisilige sahip : Sürekli ofis disinda
Iyi iletisim becerilerine sahip : Sürekli telefonla konusur
Ortalama bir eleman : Kafasi pek basmaz
Üstün niteliklere sahip : ', 'Simdiye kadar önemli bir hata yapmadi
Isi her zaman birinci önceliktir : Flört bulamayacak kadar çirkin
Sosyal hayatinda aktif : Sürekli kafa çeker
Ailesinin sosyal hayati da aktifdir : Karisi ve çocuklari da kafa çeker
Bagimsiz çalisabilir : Kimse tam olarak ne is yaptigini bilmez
Süratli düsünür : Iyi bahaneler uydurur
Dikkatlice düsünür : Karar veremez
Agresif : Ahlaksiz
Mantigini iyi kullanir : Isi baskasina yaptirir
Kendini çok iyi ifade edebilir : Türkçe konusabilir
Gölge
"bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir"
ÇİN ATASÖZÜ.
KADIN KULAGI
Adamin biri kazada kulaklarini kaybetmis.
Arastirmalari sonucu iyi bir plastik cerrah bulmus, ve girmis ameliyata.
Ameliyat sonrasi bandajlar açildiktan bir süre sonra:
"Aman Allahim Doktor! Bana kadin kulaklari takmissiniz!" diye bagirmaya baslamis.
- "Kulak kulaktir!" demis Doktor... "Kadini erkegi olmaz!"
- "Yaniliyorsunuz!" demis hasta... "Herseyi duyuyorum ama hiçbir sey anlamiyorum!"
MUTLULUKTA KM TAŞLARI
* Bugünü yaşayın ve geçmişte olan şeyler için endişelenip pişmanlık duymaktan vazgeçin. Yarın da dünyada yapmanız gerekenleri kafanıza takmayın.
* Mutlu düşünün. Hayata olumlu bakın. Sadece olumlu düşünmek bile sizi daha mutlu kılmaya yetecektir.
* Başkalarından çok kendinize vakit ayırın. Hoşunuza giden şeylerle ilgilendiğiniz günleriniz ve geceleriniz olmalı. ', 'Yürüyüşlere çıkın. Kitap okuyun.
* Önce kendinizi tanıyın ve doğru anlayın. Gerektiğinde yargıya varabilmek için ona ihtiyacanız olacak. Zekanız, hafızanız, yargı değerleriniz ve diğer insanlarla ilişkileriniz bütünlüyle sizi ortaya koyar.
* Herkesin farklı yapılarda insanlar olacağını ve onları değiştirmenizin mümkün olmadığını kabul edin. Böylece hayat çok daha ilginç,zahmetsiz ve mutlu hale gelir.
* Zamanınızı sorunlar üzerine değil, çözümler üzerine yoğunlaştırak harcayın.
* Sizi mutlu eden aktivitilerinizi anlattığınız bir günce yazın ve onu sık sık okuyun ve daha fazlasını yapın.
* Hayatı asla ertelemeyin. Aksi taktirde siz meşgul olduğunuz zamanlarda olanlar daha sonra sizi üzebilir. Her zaman kendiniz için vaktiniz olmalı.
* Yaratıcı olun.Yaratacılık her zaman sanat anlamına gelmez.Bu hayata bakış açısı,bir düşünce tarzıdır. Yaşadığınız her gün ayrı bir maceraperest ruhu getirebilmektedir.
* Ne kadar paranızın olduğu mutluluğunuz için önemli olmamalı. Önemli olan harcayabildiğiniz kısmıdır.
* Bütçenizi düzenli oluşturun.Savurganlık yapmaktan kaçının ve harcamalarınızı düzenli yapın.
* "İŞ"; hayatınızın en önemli parçasıdır. Becerinizi doğru bir şekilde değerlendirdiğinizden emin olun.
* Kariyer yapma ve başarınızı geliştirme gibi kurslara devam edin.
* Bunaldığınız anda o ortamdan ayrılın. Temiz hava sakinleşmenizi sağlayacaktır. Daha sonra başka şeylerle ilgilenin.
* Evinizin dünyadan kaçmak için sığınacağınız yer olduğundan emin olun. Burası sizin işyeriniz gibi olmamalı.
* Duygularınıza cevap verin.Örneğin evinizde hafif bir aydınlatma kullanın, etrafınıza sizi rahatlatan eşyalar yerleştirin.
* Bütün ilişkilerinize şefkatli davranın. Karşılığında "Şefkatli Gülümsemeler" bulacaksınız.
* Aşk ilişkinizde de Gülmeyi ve Güldürmeyi unutmayın.
* Kendinizi ÇOK SEVİN. Eğer karamsarlığa kapılırsanız; size kimin ve neden önem verdiğini düşünün.
* Son olarak da kendinizi bir güzel kucaklayın. Kendinizi Sevdiğiniz için, Sevmeyi başardığınız için.
ORGANİZASYONEL ŞARTLANMA
Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde, dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Sadece merdivenleri çıkmaya çalışan maymun değil, diğerleri de bu soğuk sudan nasibini alır. ', 'Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymun diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Daha sonra, maymunlardan biri dışarı alınıp, yerine yeni bir maymun(adı:"A"olsun) konulur. A''nın ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler...
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla ("B") değiştirilir ve B merdivene ilk yaptığı atakta dayağı yer. Bu ikinci yeni maymunu (B) en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur(A).
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun (C)de ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin (A ve B) en yeni gelen maymunu (C) niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle (D ve E) değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir...
İşte bu nokta organizasyonel şartlanmanın başladığı yerdir...
Sunday, September 03, 2006
Tarih
17. yy: erkeklerle tanışmak ahlaksızlıktır.
18. yy: yeni tanıştığınız bir erkek ile babanız izin vermeden kahve
içmeniz ahlaksızlıktır.
19. yy: yeni tanıştıınız bir erkekle ilk buluşmanızda öpüşmeniz
ahlaksızlıktır.
20. yy: yeni tanıştığınız bir erkekle ilk buluşmanızda sevişmeniz
ahlaksızlıktır.
21. yy: tanımadığınız bir erkekle sevişmeniz ahlaksızlıktır.
--------------------------------------------------------------------
17. yy: sizden yaşca büyüklerle aynı alanda bulunmak terbiyesizliktir.
18. yy: sizden yaşca büyüklerle aynı alanda iken oturmak
terbiyesizliktir.
19. yy: sizden yaşca büyüklerin yanında bacak bacak üzerine atmak
terbiyesizliktir.
20. yy: sizden yaşca büyüklerin yanında küfür etmek terbiyesizliktir.
21. yy: sizden yaşca büyüklerin yanında sevişmek terbiyesizliktir.
---------------------------------------------------------------------
17. yy: soyluluk bir erkegin sahip olabilecegi en onemli seydir
18. yy: soyluluk, parayla birlikte bir erkegin sahip olabilecegi en
onemli seydir
19. yy: soyluluk, paradan sonra bir erkegin sahip olabilecegi en onemli
seydir
20. yy: para bir erkegin sahip olabilecegi en onemli seydir soyluluk
kavrami sosyal degisimin en onemli gostergesidir
21. yy: soyluluk mu?
----------------------------------------------------------------------
17. yy: her şey tanrı için.
18. yy: her şey önce tanrı sonra kral için.
19. yy: her şey önce tanrı sonra toplum için
20. yy: her şey önce tanrı sonra toplum sonra benim için.
21. yy: her şey benim için.
-----------------------------------------------------------------------
17. yy: benim gibi düşünmeyeni öldürürüm.
18. yy: benim gibi düşünmeyeni yargılar sonra öldürürüm.
19. yy: benim gibi düşünmeyeni yargılar sonra hapse atarım.
20. yy: benim gibi düşünmeyen salaktır.
21. yy: benim gibi düşünmeyenler de mi var?
-----------------------------------------------------------------------
kadınlar:
i.o. 1500: en iyi savaşçıyla yatmalıyım.
i.o. 300 : en iyi filozofla yatmalıyım.
i.s. 1600: en iyi sairle yatmalıyım.
i.s. 2000: en zengin işadamıyla yatmalıyım.
18. yy: yeni tanıştığınız bir erkek ile babanız izin vermeden kahve
içmeniz ahlaksızlıktır.
19. yy: yeni tanıştıınız bir erkekle ilk buluşmanızda öpüşmeniz
ahlaksızlıktır.
20. yy: yeni tanıştığınız bir erkekle ilk buluşmanızda sevişmeniz
ahlaksızlıktır.
21. yy: tanımadığınız bir erkekle sevişmeniz ahlaksızlıktır.
--------------------------------------------------------------------
17. yy: sizden yaşca büyüklerle aynı alanda bulunmak terbiyesizliktir.
18. yy: sizden yaşca büyüklerle aynı alanda iken oturmak
terbiyesizliktir.
19. yy: sizden yaşca büyüklerin yanında bacak bacak üzerine atmak
terbiyesizliktir.
20. yy: sizden yaşca büyüklerin yanında küfür etmek terbiyesizliktir.
21. yy: sizden yaşca büyüklerin yanında sevişmek terbiyesizliktir.
---------------------------------------------------------------------
17. yy: soyluluk bir erkegin sahip olabilecegi en onemli seydir
18. yy: soyluluk, parayla birlikte bir erkegin sahip olabilecegi en
onemli seydir
19. yy: soyluluk, paradan sonra bir erkegin sahip olabilecegi en onemli
seydir
20. yy: para bir erkegin sahip olabilecegi en onemli seydir soyluluk
kavrami sosyal degisimin en onemli gostergesidir
21. yy: soyluluk mu?
----------------------------------------------------------------------
17. yy: her şey tanrı için.
18. yy: her şey önce tanrı sonra kral için.
19. yy: her şey önce tanrı sonra toplum için
20. yy: her şey önce tanrı sonra toplum sonra benim için.
21. yy: her şey benim için.
-----------------------------------------------------------------------
17. yy: benim gibi düşünmeyeni öldürürüm.
18. yy: benim gibi düşünmeyeni yargılar sonra öldürürüm.
19. yy: benim gibi düşünmeyeni yargılar sonra hapse atarım.
20. yy: benim gibi düşünmeyen salaktır.
21. yy: benim gibi düşünmeyenler de mi var?
-----------------------------------------------------------------------
kadınlar:
i.o. 1500: en iyi savaşçıyla yatmalıyım.
i.o. 300 : en iyi filozofla yatmalıyım.
i.s. 1600: en iyi sairle yatmalıyım.
i.s. 2000: en zengin işadamıyla yatmalıyım.
Susmak
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz.
Susarız.
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu.
Susarız.
Sessiz bir onaydır susuşumuz.Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere.
Susarız.
Sessiz bir bekleyiş olur susmak.Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz.
Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi
için tanınmış bir süre.
Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak.
Susarız.
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz. Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak.
Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar.
Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen.
Susarız.
Hassas ve kırılgan bir tepkidir.Küçücük bir hatırlatmadır belki.
Fark edilmesi ve onarılması incelik ister.Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için.
Susarız.
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı,
karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır.
Bir duruş, bir soluklanmadır susmak.Ortak geçmişin
değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir.Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna.Bir içe kaçış
ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak.
Susarız.
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz.
Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır.Öyle bir
ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız.Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz.
Susarız.
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli
gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı.Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran.Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna.
Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar.
Güven ve sevginin içten içe çürümeye
başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak.
Susarız.
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir.
Korku eşlik eder suskunluğumuza.
Susarız.
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin.
Susarız.
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan.Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız.
Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir.
Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer.Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız.
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir.
Susarız.
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu.
Susarız.
Sessiz bir onaydır susuşumuz.Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere.
Susarız.
Sessiz bir bekleyiş olur susmak.Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz.
Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi
için tanınmış bir süre.
Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak.
Susarız.
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz. Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak.
Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar.
Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen.
Susarız.
Hassas ve kırılgan bir tepkidir.Küçücük bir hatırlatmadır belki.
Fark edilmesi ve onarılması incelik ister.Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için.
Susarız.
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı,
karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır.
Bir duruş, bir soluklanmadır susmak.Ortak geçmişin
değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir.Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna.Bir içe kaçış
ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak.
Susarız.
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz.
Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır.Öyle bir
ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız.Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz.
Susarız.
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli
gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı.Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran.Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna.
Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar.
Güven ve sevginin içten içe çürümeye
başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak.
Susarız.
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir.
Korku eşlik eder suskunluğumuza.
Susarız.
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin.
Susarız.
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan.Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız.
Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir.
Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer.Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız.
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir.
Öğret Ona
ÖĞRET ONA
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona,
Kazanılan bir liranın,
bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve
hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen,
Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...
Eğer yapabilirsen, ona kitapların muzicelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların,
ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin
ebedi gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha
onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini,
ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile
nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna
fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,
dimdik dikilip savaşmasını öğret.
Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona,
Kazanılan bir liranın,
bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve
hem de kazanmaktan neşe duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen,
Sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...
Eğer yapabilirsen, ona kitapların muzicelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların,
ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin
ebedi gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha
onurlu olduğunu öğret ona.
Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini,
ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile
nasıl gülümseyeceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna
fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.
Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,
dimdik dikilip savaşmasını öğret.
Toltek bilgeliğinden ilhamlar
Var olan her şey bir üst amaca hizmet edecektir.
Ne de olsa var olmasının bir zemini olmuştur.
Ve bu zemin hakkını alacaktır.
Çünkü birbirlerinin var oluşunu desteklemişlerdir, kendi çıkarları için.
----------------------------
Bu neden, varoluşta, tezahür etmenin bir gereği olarak oluşur.
Ve her varlık bu nedeni hiçbir şey yapmadan, andan ana geçerek ve sonunda tükenerek gerçekleştirir.
İlginç olan, hayatiyeti devam ettiği sürece varlık, var olmak için gerekli olan tüm nedensel zemini üretebildiği zannıyla yaşar.
Mevcut gerçekliğin varlığı kendinde tutuşu mükemmeldir.
--------------------------------------
Varlık özü itibarıyla, gerçekliğin bu hapsedici etki alanından çıkabilir.
Bunun için gerekli motivasyonu veren ve yolları gösteren bir güç vardır.
Ama bunu çok az varlık talep eder.
Çünkü mevcut bağlamın emredici etkisi, özgürlük arayışının emredici kuvvetinin altına kolay kolay düşmez.
----------------------------------------------------
Bu yüzden özgürlük arayışı çok nadirdir.
Arayan, aslında özgürlüğün ne olduğunu bilmeden aradığı için, "ne olmadığı" üzerine derinlemesine bir çalışma da çok fazla bağımsız enerji gerektirdiğinden, ve bu enerjiyi temin için ortada hiçbir sebep yokken, özgürlük arayışı bir fantezi gibi görünür.
--------------------------------------------------
Varlık özgürlük fikriyle karşılaştığında, mevcut bağlanışın defolarıyla da karşılaşır.
Ve mevcut gerçekliğin emredici kuvvetinin kaldırılabileceğine dair bir bilgiye ulaşır.
---------------------------------------------------
Bu nokta, bağımsız enerjisini toparlayamayan bir varlık için dayanılmaz bir sorun yaratır.
Özgürlüğün var olduğu ve çaba gerektirdiği ortaya çıkmıştır.
Ama bu amacı gerçekleştirmek için gerekli bağımsız enerji yoktur.
Diğer taraftan, varlık mevcut gerçekliğin sınırları olduğunun bir kez bilincine varınca,
Bir daha onu sınırsızmış gibi yaşayamaz, ne kadar bunu istese de!
----------------------------------------------------
Evrensel bilincin içindeki tüm duyguyu eşitleyen bir varlık için, özgürlük fikri de esaretle eşitlenmiştir. Ve özgürlük bir fikir değil, bir itki olarak yol gösterir artık.
Özgürlük itkisi, kendini önemsemenin bir parçası değildir artık.
Ve bu durumda varlığa, gizem, tin, öz niyet, ruh yol göstermeye başlar.
Ve özgürlüğünü arayan bir savaşçı yüreği olan bir yol bulmuş olur.
----------------------------------------------------
Sabırla izini sürer savaşçı yürek taşıyan yolun..
Usareler halinde biriktirir, bağımsız enerjiyi..
Özgürlüğün farkındalığıdır gelişen..
-----------------------------------------------------
Özgür olmanın niyeti, gözlerinde parlamaya başlar.
Özgür olmak, ona niyet etmektir.
------------------------------------------------
Niyetin gücü, bağlanış kuvvetini rahatlıkla aşar,
Ve içimizdeki sonsuzluğun parçasını onunla, sonsuzlukla buluşturur.
Yaşamın gizem dolu sinesinde bir gizem olmak, salt bununla yaşamak...
Yaşanılası tek yoldur..
Ne de olsa var olmasının bir zemini olmuştur.
Ve bu zemin hakkını alacaktır.
Çünkü birbirlerinin var oluşunu desteklemişlerdir, kendi çıkarları için.
----------------------------
Bu neden, varoluşta, tezahür etmenin bir gereği olarak oluşur.
Ve her varlık bu nedeni hiçbir şey yapmadan, andan ana geçerek ve sonunda tükenerek gerçekleştirir.
İlginç olan, hayatiyeti devam ettiği sürece varlık, var olmak için gerekli olan tüm nedensel zemini üretebildiği zannıyla yaşar.
Mevcut gerçekliğin varlığı kendinde tutuşu mükemmeldir.
--------------------------------------
Varlık özü itibarıyla, gerçekliğin bu hapsedici etki alanından çıkabilir.
Bunun için gerekli motivasyonu veren ve yolları gösteren bir güç vardır.
Ama bunu çok az varlık talep eder.
Çünkü mevcut bağlamın emredici etkisi, özgürlük arayışının emredici kuvvetinin altına kolay kolay düşmez.
----------------------------------------------------
Bu yüzden özgürlük arayışı çok nadirdir.
Arayan, aslında özgürlüğün ne olduğunu bilmeden aradığı için, "ne olmadığı" üzerine derinlemesine bir çalışma da çok fazla bağımsız enerji gerektirdiğinden, ve bu enerjiyi temin için ortada hiçbir sebep yokken, özgürlük arayışı bir fantezi gibi görünür.
--------------------------------------------------
Varlık özgürlük fikriyle karşılaştığında, mevcut bağlanışın defolarıyla da karşılaşır.
Ve mevcut gerçekliğin emredici kuvvetinin kaldırılabileceğine dair bir bilgiye ulaşır.
---------------------------------------------------
Bu nokta, bağımsız enerjisini toparlayamayan bir varlık için dayanılmaz bir sorun yaratır.
Özgürlüğün var olduğu ve çaba gerektirdiği ortaya çıkmıştır.
Ama bu amacı gerçekleştirmek için gerekli bağımsız enerji yoktur.
Diğer taraftan, varlık mevcut gerçekliğin sınırları olduğunun bir kez bilincine varınca,
Bir daha onu sınırsızmış gibi yaşayamaz, ne kadar bunu istese de!
----------------------------------------------------
Evrensel bilincin içindeki tüm duyguyu eşitleyen bir varlık için, özgürlük fikri de esaretle eşitlenmiştir. Ve özgürlük bir fikir değil, bir itki olarak yol gösterir artık.
Özgürlük itkisi, kendini önemsemenin bir parçası değildir artık.
Ve bu durumda varlığa, gizem, tin, öz niyet, ruh yol göstermeye başlar.
Ve özgürlüğünü arayan bir savaşçı yüreği olan bir yol bulmuş olur.
----------------------------------------------------
Sabırla izini sürer savaşçı yürek taşıyan yolun..
Usareler halinde biriktirir, bağımsız enerjiyi..
Özgürlüğün farkındalığıdır gelişen..
-----------------------------------------------------
Özgür olmanın niyeti, gözlerinde parlamaya başlar.
Özgür olmak, ona niyet etmektir.
------------------------------------------------
Niyetin gücü, bağlanış kuvvetini rahatlıkla aşar,
Ve içimizdeki sonsuzluğun parçasını onunla, sonsuzlukla buluşturur.
Yaşamın gizem dolu sinesinde bir gizem olmak, salt bununla yaşamak...
Yaşanılası tek yoldur..
İŞ HAYATINDA NASIL ZİRVEYE ÇIKILIR
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
Veİşte Sihirli Formül
Ç A L I Ş M A K 4+1+15+11+23+16+1+14 = %75D E N E Y İ M 2+6+17+6+28+12+16 = %87Y A L A K A L I K 28+1+15+1+14+1+15+11+14 = %100
Söylemesi Zor Ama
Şu tarlaya bir şinik kekeremekere ekilmiş.Bu tarlaya da bir şinik kekeremekere ekilmiş. Şu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye boz ala boz başlı bir pis porsuk dadanmış.Bu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye de boz ala boz başlı bir pis porsuk dadanmış. Şu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuk,bu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuğa,sen ne zamanden beri bu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuksun diye sormuş.Bu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuk,şu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuğa, sen ne zamandan beri şu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuksan, ben de o zamandan beri bu tarlaya ekilen bir şinik kekeremekereye dadanan boz ala boz başlı pis porsuğum demiş.
Thursday, August 31, 2006
Para, Zevk ve Keyif
Ishak Alaton
İster genç olun ister yaşlı yaşınızla barışık değilseniz ihtiyarsınız demektir. Çok genç ölen yaşlılar olduğu gibi ihtiyar doğanlar da vardır.
Üniversitelerimizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur. Herhalde iş adamı olduğum için. Ben, ''''paranın iki kişiliği vardır'''' derim:', 'Birincisi para bir değiş tokuş aracıdır. Para verip yiyecek,giyecek, ev, bark, hatta sağlık satın alabilirsiniz. Ikincisi ile gelecek korkusunu yenersiniz. ''''Yaşlılığımda çaresiz, muhtaç, perisan kalmam çünkü kötü gün paramı bir kenara ayırdım dersiniz. Ama para ötesi, para-üstü bir konu daha vardır bunu parayla satın alamazsınız.
Bunun adı zevk ve keyiftir. Zevk almak, keyif duymak ancak KÜLTÜR ile mümkündür. Resimden zevk almak için sergiler bedava, müzik, kaset ve diskler üç otuz para. Ayrıca konserler de pahalı değil. Tiyatrolar hamburger fiyatına... Aşk ve sevgi zaten bedelsiz. Güneşin batışından, denizin hışırtısından
ya da bir satranç oyunundan zevk alabiliyorsanız güneşi kaç paraya batırabilirsiniz? Denizi hışırdatmanın fiyatı nedir? Kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz. Yaşlılığınız için biriktireceğiniz kötü gün parası kadar belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır.
Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür. Para kazanmaya emek verdiğiniz kadar kültür edinmeye de emek verin.
Yaşlılar ölüme daha yakın derler. Ama ölüm nüfus kağıdı sormuyor. Simdiki tutkulu projem, bir ceviz ormanı yetiştirmek. Fidanları dikmeye başladım bile. Ceviz fidanı 8 yıl sonra ağaç olup ceviz verirmiş. Simdi 76 yaşındayım. Yani 84 yaşımda ceviz kıracağım. Bu kez kendi cevizlerimi...
İster genç olun ister yaşlı yaşınızla barışık değilseniz ihtiyarsınız demektir. Çok genç ölen yaşlılar olduğu gibi ihtiyar doğanlar da vardır.
Üniversitelerimizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur. Herhalde iş adamı olduğum için. Ben, ''''paranın iki kişiliği vardır'''' derim:', 'Birincisi para bir değiş tokuş aracıdır. Para verip yiyecek,giyecek, ev, bark, hatta sağlık satın alabilirsiniz. Ikincisi ile gelecek korkusunu yenersiniz. ''''Yaşlılığımda çaresiz, muhtaç, perisan kalmam çünkü kötü gün paramı bir kenara ayırdım dersiniz. Ama para ötesi, para-üstü bir konu daha vardır bunu parayla satın alamazsınız.
Bunun adı zevk ve keyiftir. Zevk almak, keyif duymak ancak KÜLTÜR ile mümkündür. Resimden zevk almak için sergiler bedava, müzik, kaset ve diskler üç otuz para. Ayrıca konserler de pahalı değil. Tiyatrolar hamburger fiyatına... Aşk ve sevgi zaten bedelsiz. Güneşin batışından, denizin hışırtısından
ya da bir satranç oyunundan zevk alabiliyorsanız güneşi kaç paraya batırabilirsiniz? Denizi hışırdatmanın fiyatı nedir? Kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz. Yaşlılığınız için biriktireceğiniz kötü gün parası kadar belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır.
Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür. Para kazanmaya emek verdiğiniz kadar kültür edinmeye de emek verin.
Yaşlılar ölüme daha yakın derler. Ama ölüm nüfus kağıdı sormuyor. Simdiki tutkulu projem, bir ceviz ormanı yetiştirmek. Fidanları dikmeye başladım bile. Ceviz fidanı 8 yıl sonra ağaç olup ceviz verirmiş. Simdi 76 yaşındayım. Yani 84 yaşımda ceviz kıracağım. Bu kez kendi cevizlerimi...
YÜZDE 100 DÜŞÜNCE GÜCÜ
Yazarı : Jack Ensign ADDİNGTON
Yayınevi : RotA
HERŞEY DÜŞÜNCEDE BAŞLAR
Psikojenez: Herşey düşüncede başlar. Bütün herşey düşüncede oluşturulur ve düşüncenin yapıcı sürecinin ürünü olarak gelişir.
Düşünce sonsuzdur: Herşey düşüncenin ürünüdür. Düşünme sonsuzdur.
İnsana hakimiyet verilmiştir: İnsan, evrensel akılla birlikte kendi hayatını kendi oluşturur.', 'Düşünce hem yönetici hem üreticidir: İnsanda iki görünümlü tek bir akıl vardır. Erkek yönetici, dişi yapıcı düşünceyi kullanır.
İnsan onurlandırılmıştır: İnsana hayatına hükmetme fırsatı ve sonsuz kaynakları kullanma fırsatı verilerek onurlandırılmıştır.
Düşünce: Düşündüğüm şeyler zamanla gerçeğe dönüyorsa sadece gerçekleşmesini istediğim şeyleri düşünmeliyim.
KENDİNİ YÖNETMENİN YOLU
Bilinçaltı: Bedenin fonksiyonunun otomatik olarak yürümesini sağlar. İster uyanık ister uyur vaziyette büyük istem dışı hayat sürer.
Bilinçaltı koyulan kurala göre hareket eder: Bilinç emirleri verir ve bilinçaltı da bunu uygular.
Gönüllü hizmetkar: Her emir, her önerme her inanç bilinçaltına kaydolur. Hatta dikkat etmediğimiz şeyler bile kaydedilir, gerektiğinde ortaya çıkar.
Yasalarımızı kendimiz yaparız: Cereyanda kaldım, öyleyse hasta olacağım. Bilinçaltı bunu kaydeder ve bunu diyen hasta olur. Hastalığın sebebi cereyanda kalmak değil cereyanda kalınca hasta olacağına inanmaktır.
Birçok insan kendi kendisini hipnoz eder: İnsanlar gereksiz sınırlamalar yaparak kendilerini hipnotize ederler. Kuralları insan koyar, bilinçaltı da uygular.
Sınırları kaldırma: İnsanlar kendileri için kural ve yasalar koyar, sonrada bunların esiri olup mutsuz olurlar. Düşüncenin değişimi hayatı da değiştirir. İnancınızı değiştirin hayatınız değişsin.
Kendini yönetme: Düşüncelerimi seçme hakkım var. Başkalarının benim hakkım-daki düşünceleri beni bağlamaz. İyilikleri düşünüyorum, iyilikler de beni seçiyor. Korku ve nefret düşüncelerimde yok.
İSTE VE SAHİP OL
Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilir. Aklınızdan geçen herşey ergeç ortaya çıkar. Kendimizi ne ile ve nasıl tanımlarsak öyle olmaya meylederiz. Düşündüğümüz şey yavaş yavaş bilinçaltında kalıplaşır ve gerçek bir deneyimle kendini gösterir.
Hayat yasalarla yönetilir: Bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçaltını etkiler ve bu etki düşüncedeki güç ve arzunun derecesine bağlı oluşarak eyleme dönüşür.
Olumsuz düşüncenin sonucu: Bilinçaltına yanlış emir vermelerle insanlar zor durumda kalır. Renkli mendil gördüğünde burnu şişeceğini düşünen insanın renkli mendil gördüğünde burnu şişer.
Kendini yönetme: Geçmişi siliyorum, gelecek ise benim seçimimi bekliyor. Geçmişteki hatalarımdan dolayı kendimi bağışlıyorum. Geçmişi unutup yeni bir hayata başlıyorum. İstediğim herşeyin olacağına inanıyorum.
KENDİNİZ OLMA CESARETİNİ GÖSTERİN
Hergün tek bir kendini reddetme düşüncesine dahi yer vermeden bir saat için olduğunuz gibi kabul edin kendinizi. Gerçekten kendinizi biliyorsanız bunu yapabilirsiniz.
İnsan kendini küçümseme eğilimindedir: İnsan bilinçli olarak düşünebildiği güvenle beklediği ve mümkün olduğuna inandığı herşeyi yapabilir. Evren sınır koymaz; biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi.
Gerçek benliğini keşfetmek: Yıllardır kafamızda olan ve gerçek benliğin ortaya çıkmasını engelleyen korku dolu olumsuz düşüncelerden kurtulmamız gerekir.
Asla yalnız değilsiniz: Gerçek sevgi korkuyu defeder. Ben’i sevmek içimizdeki gücün bizim vasıtamızla herşeyi yapabileceğini idrak etmektir.
Taklit intihardır: İnsan mükemmel olmak için başkalarını taklit etmek zorunda değildir. Hiç hata yapmayan kişiler hiçbir şey yapmayanlardır.
En büyük arzu: En çok istediğimiz şey nedir. İnanın ve sahip olun. Düşüncenizi bunda yoğunlaştırın.
Düşünce: Düşünmek, düşünceyi kendi algılamamız ölçüsünde kullanmak demektir.
İstediğimize sahip olmak: Bilinçaltı herşeyi bilendir ve o kadar duyarlıdır ki her istediğimize cevap verir. Ona ilettiğiniz her düşünceyi tatbik eder.
Hakimiyeti ele geçirmek: Bilinçaltına düşüncenin toprağı denir. Bildiği verilen tohum düşüncelerine cevap vermektir. Her türlü hastalık bilinçaltının çalışma sistemini anlayamamamızdan kaynaklanır.
AMAÇLARA ULAŞMAK İÇİN BEŞ İLKE
Kendiniz için ideal imajı belirleyin: Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz şeye mutlaka ulaşırsınız. İnanmışsanız hiçbir şey imkansız değildir.
Amaçlarınıza sınır koymayın: Amaçlarınızı yalnızca kendiniz yargılayabilirsiniz. Bu yargılamadan kaçının, çünkü kendinizi sınırlarsınız. İnsanın kendini küçümseme eğilimi vardır. İnsan olabileceğinin ötesini amaçlamalıdır.
Çalışmadan inanmak işe yaramaz: Çalışmadan amaçlara ulaşmak mümkün olmadığı gibi üretkenlikten uzaklaştırır. İnanç çalışmakla kusursuzlaşır.
Düşüncelerinizi kendinize saklayın: Zihinsel imajınızı kendinize saklayın, gerekeni yapın ve bekleyin. Kimseye birşey söylemeyin. Aldığınız tepkilerle bir o yana bir bu yana savrulmayın.
Hedeften ayrılmayın: Dikkatinizi amacınız üzerinde yoğunlaştırırsanız, bilinçaltınız ayrıntıları halleder. Hayalinizi zihinsel olarak bitirin ve gerekeni tamamlayarak bekleyin. İnandığınız ölçüde sahip olursunuz.
Amaçlarınızın envanterini tutunuz: İnsan gün boyunca düşündüklerinin toplamıdır.
Kendini yönetme: Amaçlarınızı yazın. Onları gerçekten istiyor musunuz. Amaçlarınızı benimseyin. Amaçlarınızın dünyada yaşadığını hayal edin.
SINIRSIZ FİKİR KAYNAĞINI KULLANMA
Gerçek anlamda başarıya ulaşanlar sezgilerinin sesini dinlemeyi öğrenip onu izleyenlerdir.
Sezgiye güvenme: Sevgi küçük beşeri ben’imizi oradan çıkardığımız zaman ortaya çıkan yüce ilhamdır.
Fikirler hiç umulmadık anda çıkar: Fikirler mücadeleden vazgeçtikten, yarı uykudayken ya da hayal kurarken ortaya çıkmaktadır.
Yapıcı olma:
a)Düşünceleri bir noktada yoğunlaştırın. Hangi yöne gideceğinizi iyi belirleyin ve her seferinde tek bir fikri içeri alın.
b)Derinlemesine düşünmek aceleye gelmez. İyi sonuç almak için projenizi bilinçaltınıza tam anlamıyla yerleştiriniz.
c)Fikirler geldiğinde yakalamaya hazır olun, hemen not edin.
d)Şimdi fikirlerinizi kullanmaya hazırsınız. Fikirleri eleyerek doğruları kaydedin.
Kendini yönetme: Ben de evrenin sırlarına ulaşabilirim, sonsuz bir kaynakla ilişkideyim.
YAPICI İMGELEMENİN GÜCÜ
Dikkatimizi yoğunlaştırdığımız şeyi yaparız. Yapmamız gereken bu yasayı bilmek ve etkin bir biçimde kullanmaktır.
İmgeleme bizden önde gider: Arzuladığın ve dua ettiğin ne olursa olsun inan ve senin olsun.
İçimizdeki yaşama yansır: İnsan uyum içinde yaşamaya gayret eder. İnsanlığın ve kendilerinin zararına gibi görünüyorsa bile o anda kendileri için en iyi olduğuna inanırlar.
Yapıcı imgeleme nasıl kullanılır: Dua ettiğimiz zaman kendimizi kaybetme ihtimalinden uzak tutar. Dua ettiğimizde buna ulaşacağımızı bilir ve O’na yöneliriz. Yapıcı imgeleme ısrarla kullanılırsa fikrin olduğu her yerde başarı da vardır.
İnsan düşündüğü gibidir: Bugünkü düşünce yapımız yarınlarımızı hazırlamaktadır Kendimize acımaktan vazgeçmeliyiz. Kendinizle ilgili inançlarınız emin olun yaşayacaklarınızı tayin eder. Hayaliniz bırakın yukarıları gezsin.
Kendini yönetme: Kendimi harika hissediyorum. Yaptığımı iyi yaparım ve iyi sonuç alırım. deneyimlerimi harika insanlarla paylaşırım. İhtiyaç duyduklarım bana gelir. Bütün düşlerim harika bir biçimde gerçekleşir.
KENDİNE GÜVEN NASIL SAĞLANIR
Utangaçlığı yenmek: Dikkatler bir kişi üzerinde yoğunlaştırıldığında o kişi huzursuz olur. Yoğun ilgi dikkat ve cesareti kırar. Korkuyu bırakıp rahat ve dengeli davranmalıdır.
Güven ve kibir: Güven hayat hakkında güven duygusudur. Kibir ise sahip olmadığı güven duygusunun varlığını başkalarına ispatlamaya çalışmaktır.
Başarısızlık korkusu: Kendine güveni başarısızlık korkusu bozar. Başarılı olacağına inanma başarıyı getirir.
Alaya alınma korkusu: Hayat boyunca komik duruma düşünce kızarıp kekeleriz.
Reddedilme korkusu: Bazı insanlar arkadaş sahibi olmaktan korkar. Reddedilmekten korktuğu için yalnız yaşamayı tercih eder.
Onaylanmama korkusu: Kekemelik genelde aile tarafından istenen mükemmelliğin sonucudur, onaylanmama korkusunun bir sonucudur.
Kötü sonuçla karşılaşma korkusu: Kötü sonuçla karşılaşma ve bunun üstesinden gelememe korkusu yüzünden insanlar riskli işlere girip büyüyemezler.
Neye güveniyoruz: Güvensizlik herşeyin sınırlı insan benliğine bağlı olduğuna inanmaktan kaynaklanır. Kendi gücümüz ve zekamız mücadele etmek için yeterli değildir. Tüm güç ve zekanın sahibi olan Allah’a (cc) gitmeliyiz.
Güven kazanmanın yolu: Herşeyin, içimizden geldiğine inanmalıyız. Güç ve erdem Allah’ındır (cc).
Korkuyu yenmek: Allah (cc) sevgisi korkuyu safdışı bırakır. İçimizdeki güç ve zekaya inanırsak herşeyi hallederiz.
Meditasyon: Günde en az 15 dakikamızı Allah’ın (cc) büyüklüğünü ve yerini düşünmekle meditasyona ayırmalıyız. Doğru yolu göstermesi için içinize dönün.
Kendini yönetme: Başarsızlıktan korkmuyorum. İçimden gelen sese inanıyor ve güveniyorum. Hayatı neşe ve sevgi olarak görüyorum. Nerede olursam olayım Allah’a (cc) güveniyorum.
KARAR VERMEK
Düşüncelerine hakim olamayanlar davranışlarına da hakim olamazlar.
Kesin karar: Karar vermeyen ilerleyemez. Kararsızlık olursa bilinçaltı karmaşaya düşer. Biz çoğu açıları kendimiz seçeriz.
Kararsızlıktan kurtulma: Kağıt kalemle değişik ihtimalleri ve sonuçlarını yazın. Yatmadan önce bilinçaltına soru yöneltin ve sabaha cevabını bekleyin. Hayat durmadan değişiyor. Bu yüzden esnek olun. Yaşadıklarımız inandıklarımızın sonucudur.
Kendini yönetme: Ben kararlı bir insanım. İçimdeki mükemmeli kullanmak için aklımı kullanmalıyım.
HUZUR
Düşündüğünüz, inandığınız güvenle beklediğiniz herşey mutlaka gerçekleşir. Gerçek huzur hayatın bolluğunu farketmektir.
Huzurun beş şartı:
a)Allah (cc) sevgisi şarta bağlı değildir.
b)Kendi kendimize koyduğumuz sınırları kaldırmalıyız.
c)Her insan sonsuzluğu kendi sözleriyle birleştirir.
d)Düşünüp inandığımız herşey gerçekleşir.
e)Verdiğimiz ölçüde hayattan alırız.
Yeniden başlama: Kendi yanlış düşüncelerimiz haricinde hiçbir şey bizi bağlamaz. İnançlarımızı değiştirmeliyiz.
Para: Kötü olan para değil parayı çok sevmek, onu bütün iyiliklerin önünde tutmaktır. Cimrilik veya fakirlik bir erdem değildir.
Ekonomi: Ekonomik sistemi yermek bize birşey kazandırmaz. Cimriler zenginleşiyor gibi görünseler de sevgiyi bulana dek fakirdirler.
İyi olanı seçme: Kendimizi neye bağlarsak ne olduğumuzu düşünürsek öyle oluruz.
Gerçek zenginlik: Asıl zenginlik ruhsaldır. Tüm iyiliğin kaynağının varlığından haberdar olma insanı zengin kılar.
Kendini yönetme: Ben zenginim. Sınırsız kaynak ihtiyacımı veriyor. Doğru zamanda doğru karar veririm.
IŞLER KÖTÜ GİDİNCE
Her zaman bir çıkış yolu vardır: Mücadeleyi göze almak ve ne olduğu değil nasıl tepki gösterdiğiniz önemlidir. Biz kaderimizin efendisiyiz.
Tüm yaşam bizim hizmetimizde: Hayat toprağına ekilen her düşünce tohumu düşüncenin çeşidine göre meyve verir. Her şey kendi türünü tekrar üretir.
Yanlış imajı değiştirmeli: Sahip olduğumuz imajdan hoşlanmıyorsak onu hemen değiştirmeliyiz.
Düşünce maddeye hakimdir: İçerdeki neyse dışarıdaki de öyledir.
Büyük düşünme: Başımıza iyilikler geleceğine inanırsak gerçektende küçük iyilikler yaşarız. Çünkü kendimiz için kabullendiğimizi deneyimleriz. İşleri ters gittimi içimizde çevremizde heryerde mevcut güce inanmak gerekir.
Kendini yönetme: Tüm hayat hizmetinde her problemin bir çözümü var. Hiçbir şey beni yenemez.
ZAMANIN EFENDİSİ
Zaman insanin sonsuzluk ölçüsüdür. Bilinçaltına kalkacağınız zamanı yükleyin o saatte sizi uyandırır.
Hipnotize ve zaman: Bir işi belli bir saatte bitireceğine inanan bir kişi er geç o işi o saatte bitirir.
Sonsuz: Bilinçaltı geçmiş ve gelecek diye birşey bilmez. Hep şimdiki zamanda çalışır.
Kendini yönetme: Kendimi zamanın bağlarından
kurtarıyorum. Sonsuzluğu arzuluyor ve ulaşacağıma inanıyorum.
İYİ BİR BELLEK İÇİN
1)Dinle, doğru yazılışını gözlerinde canlandır. Kötü bellek dikkatsizlikten olur.
2)Öğrenme fikirleri birleştirmeye bağlıdır.
3)Belleğinize güvenin.
4)Kesin sonuçlar içi kesin direktif vermeliyiz.
Dikkat et: Dikkat iyi bir belleği getirir. Dur bak ve dinle. Fikirleri birleştirerek hatırlamaya çalışın. Geçmişi bellekten silmek mümkün değildir.
Bilinçaltınıza güvenin: Doğru hatırlama bilinçaltına güvene bağlıdır. Belleğe güven sonuç verir.
Yaşın önemi yok: Bellek yaşa bağlı değildir. Bilinçaltına hatırlama direktifi vermeli ve sonucu beklemeliyiz. Akıllı insan, konuşmak yerine hem kendisi hem de başkaları için faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını temin eden insandır.
Bilinçaltı: Bilinçaltı herşeyi çok ince olarak kaydeder. İhtiyaç zamanı ortaya çıkarır. Hatırlamak istediğimiz herşeyi hatırlarız.
Kendini yönetme: Hatırlamak için bilinçaltıma güveniyorum.
RAHATLAMA
Gergin yatarsanız gergin uyursunuz. Rahat bir uyku için önce gevşemeliyiz.
Neden rahatlamalıyız: Bütün hastalıklar stres kaynaklıdır. Gergin insan etkili çalışamaz. Dengeli insan hayattan korkmaz, hayatla uyuşmazlığı yoktur.
Zihinsel denge .Ne olursa olsun sakin ve dengeli olmak mümkündür.
Kendini yönetme: Kendimin rahat olduğunu hissettiğim zaman rahatlıyorum. Tamamen mükemmel ve bütün olarak gevşedim. Rahatladım.
YAŞAMAYA BAK
Büyük sorunlarımız olduğunu kanıtlamaya çalışmaktan vazgeçelim. Düşünce biçiminizi değiştirin. Her güçlükten bir çıkış yolu vardır.
Endişe: En kötü ihtimali düşünürsek bu endişedir ve yıkıcıdır. Olumlu düşünce doğru eyleme geçiş yoludur. Endişe bulaşıcıdır. Herkese bulaşabilir.
Dört endişe:
1)Gelecekteki ihtiyaçlardan dolayı endişe.
2)Beden sağlığının yitirilmesi endişesi.
3)Zihin sağlığının yitirilmesi endişesi.
4)Yalnız kalma endişesi.
Endişeye son:
1)Allah’ın (cc) varlığına inanma.
2)Olumlu düşünmeye çalışmak.
3)Dua ettikten sonra olumlu tavır takınmak.
Gerekeni yap ve güce sahip ol .
Çözüm var: Her çeşit hastalık iyileşir; yeter ki buna inanın.
Kendini yönetme: Korkmuyorum. Gelecekteki ihtiyaçlarım için endişelenmiyorum.
KORKUYU YENME
Korku insanın en büyük düşmanıdır. Korkunun kendinden başka korkulacak bir tarafı yoktur. Korkuyla mantık yürütülmez. Korku bir duygudur. Gerçek bilindimi korku kalmaz. Korkular önyargıdan kaynaklanır.
Kendini yönetme: Korkacak hiçbir şey yok. Herşeyin üstesinden gelecek güçteyim. Güç içimde.
SİGARA
Bilinçaltı verdiğimiz emirleri harfiyen uygular. Biz emirleri veririz, bilinçaltı yerine getirir.
Başarı: İnsanlar sık sık başarısız olurlar. Çünkü gerçekten yapmak istemedikleri şeyleri yapmaya çalışırlar.
Pratik: Pratik her zaman mükemmelleştirmez ama otomatikleştirir.
Bilinçaltı emire karşılık verir: Sabah 06:00 ‘ da kalkmanız gerektiğinde inanın o saatte kalkarsınız.
UYKUSUZLUK
Uyumak için hap alınır. Güç hapın değil hapa duyulan inancındır.
Kendini yönetme: Uyanık kalmaktan korkmuyorum. Kavgacı düşüncelerden arınıyorum. Kafam rahat, huzurla dolu.
CESARET
Hayatta hiçbir şey bize karşı değil. Bu yüzden çaresizliğe yer yok. Dikkatimizi verdiğimiz şeyler büyür. Dikkati iyiye olumluya yöneltirsek yaşadıklarımız bunlar olur.
Kendini yönetme: Cesaretimi yitirmeyi istemiyorum. Doğru seçim için yönlendiriliyorum. İçimdeki kusursuz güce güveniyorum.
SÜREKLİ HUZUR
Prensiplerin zaferinden başka hiçbir şey size huzur getirmez. Dikkat huzur üzerinde yoğunlaştırıldığında kişi huzur için bir araç olur.
Kendini yönetme: Son derece huzurluyum. İyiliğin gücüne inanıyorum.
Subscribe to:
Posts (Atom)
