Iki tip trajedi vardir
"Biri Shakespeare, digeri Çehov trajedisi...
"Shakespeare trajedilerinde perde kapanirken sahnede bir dizi ceset ve kan gölü kalir."Çehov trajedilerinde herkes sagdir, ama hayatta kalmanin faturasi agir olmus, sag kalanlar büyük tavizler vermistir. Yasamaktadirlar, ama herkes mutsuz, kalpler kiriktir".
Can Dündar
Monday, July 10, 2006
İYİ ŞEYLER DİLE
Gerçi sarp ve zorludur sevginin yollari. Ama içinize ates düstümü, izlemekten geri durmayin.
Sizi kanatlarinin arasina alip saklamak isterse, karsi koyun. Çünkü bilin ki, bir an gelir, o kanatlarin arasindan bir kiliçtir çekilir ve vurur, inletir sizi.
Gerçi sözleri düslerinizi darmadagin edebilir, tipki kuzey rüzgarinin bahçeleri darmadagin ettigi gibi. Ama sizinle konustugu zamanlarda, yine de ona inanmazlik etmeyin. ', 'Çünkü basiniza taci oturtacak olan da, sizi çarmiha gerecek olan da sevgidir. Serpilip gelismenizi isteyen de o, budanip kalmanizi isteyen de odur.
Bir yandan yükseltinize erisip, günese uzanan en ince dallariniza bile sariliyorken, Bir anda gerisin geri dönüp köklerinize dek inerek sizin yeryüzünde ayakta durabilmenizi saglayan baglarinizi da sarsabilir.
Tipki püsküllerin misiri sarislari gibi, sevgi de sizi kendisine sarar. Soyunmaniz ve önünde çiplak kalmaniz için zorlar. Soyunuk kalincaya dek üsteler de üsteler. Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir, aci verir caniniza.
Boyun egdirinceye dek, ezer, yogurur sizi.
Sonra da, Tanri ''nin kutsal sofrasina ulastirilacak bir somun olabilmeniz için kutsal alevlerin arasina alir, kavurur sizi.
Sevgi bütün bunlari basarir, yeter ki siz kalbinizin sirlarini ögrenin ve bu yolla Hayat ''in yüreginden bir parça olun.
Ama diyelim ki korkulara kapilmissiniz da sevgiden salt huzur ve zevk bekliyorsunuz. O zaman bir an önce çiplakliginizi örtün ve sevginin zorlu - düzeninden uzaklasip, mevsimleri olmayan bir dünyaya siginin, daha iyidir derim. Çünkü ancak orada güler ve aglayabilirsiniz, ama ne gülüsünüz tam olur, ne de aglarken tüm gözyaslariniz dökülür.
Karsisindakine kendinden baska hiç bir sey vermez Sevgi ve kendinden baska hiç bir seyi de geri almaz.
Ne kendi disindaki seylere sahiptir, ne de kendisine sahip olunabilir. Çünkü Sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.
Sevgi gelip sizi bulmussa, "Tanri''yi yüregimde tasiyorum." demektense, "Tanri''nin yüregine eristim." deyin.
Ve hiç bir zaman sevgiye yön verebileceginizi düsünmeyin, çünkü sevgi,eger sizi o degerde bulmussa, kendi yönünü size dogru kendi çizecektir.
Sevginin kendini mutlu kilmaktan öte hiç bir arzusu yoktur.
Ama eger sevgiye kapilmissaniz ve tutkulariniz olsun istiyorsaniz sunları kendinize seçin derim ;
Tutkunuz, sevginin içinde erimek olsun. Tipki geceye sarkilar söyleyen bir akarsu gibi akip gidin.
Tutkunuz, asiri duygusal davranislarin getirecegi acilari tanimak olsun.
Tutkunuz, kendi sevgi anlayisinizla kendinizi vurmak olsun. Varsin istekle ve coskuyla aksin kaniniz. Tutkunuz, kanatlanmis bir yürekle sabaha gözlerinizi açip sevgi dolu bir güne baslayabiliyor olusa tesekkür etmek olsun. Tutkunuz, gün ögleye eristiginde oturup sevginin yüce heyecanini düşünmek olsun.
Tutkunuz, gün aksama erdiginde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun. Ve yüreginize gömdügünüz sevgili için iyi bir seyler dileyip yatin, dudaklarinizda onu yücelten bir sarki olsun.
(Halil Cibran - ERMIS adli kitabindan)
Sizi kanatlarinin arasina alip saklamak isterse, karsi koyun. Çünkü bilin ki, bir an gelir, o kanatlarin arasindan bir kiliçtir çekilir ve vurur, inletir sizi.
Gerçi sözleri düslerinizi darmadagin edebilir, tipki kuzey rüzgarinin bahçeleri darmadagin ettigi gibi. Ama sizinle konustugu zamanlarda, yine de ona inanmazlik etmeyin. ', 'Çünkü basiniza taci oturtacak olan da, sizi çarmiha gerecek olan da sevgidir. Serpilip gelismenizi isteyen de o, budanip kalmanizi isteyen de odur.
Bir yandan yükseltinize erisip, günese uzanan en ince dallariniza bile sariliyorken, Bir anda gerisin geri dönüp köklerinize dek inerek sizin yeryüzünde ayakta durabilmenizi saglayan baglarinizi da sarsabilir.
Tipki püsküllerin misiri sarislari gibi, sevgi de sizi kendisine sarar. Soyunmaniz ve önünde çiplak kalmaniz için zorlar. Soyunuk kalincaya dek üsteler de üsteler. Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir, aci verir caniniza.
Boyun egdirinceye dek, ezer, yogurur sizi.
Sonra da, Tanri ''nin kutsal sofrasina ulastirilacak bir somun olabilmeniz için kutsal alevlerin arasina alir, kavurur sizi.
Sevgi bütün bunlari basarir, yeter ki siz kalbinizin sirlarini ögrenin ve bu yolla Hayat ''in yüreginden bir parça olun.
Ama diyelim ki korkulara kapilmissiniz da sevgiden salt huzur ve zevk bekliyorsunuz. O zaman bir an önce çiplakliginizi örtün ve sevginin zorlu - düzeninden uzaklasip, mevsimleri olmayan bir dünyaya siginin, daha iyidir derim. Çünkü ancak orada güler ve aglayabilirsiniz, ama ne gülüsünüz tam olur, ne de aglarken tüm gözyaslariniz dökülür.
Karsisindakine kendinden baska hiç bir sey vermez Sevgi ve kendinden baska hiç bir seyi de geri almaz.
Ne kendi disindaki seylere sahiptir, ne de kendisine sahip olunabilir. Çünkü Sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.
Sevgi gelip sizi bulmussa, "Tanri''yi yüregimde tasiyorum." demektense, "Tanri''nin yüregine eristim." deyin.
Ve hiç bir zaman sevgiye yön verebileceginizi düsünmeyin, çünkü sevgi,eger sizi o degerde bulmussa, kendi yönünü size dogru kendi çizecektir.
Sevginin kendini mutlu kilmaktan öte hiç bir arzusu yoktur.
Ama eger sevgiye kapilmissaniz ve tutkulariniz olsun istiyorsaniz sunları kendinize seçin derim ;
Tutkunuz, sevginin içinde erimek olsun. Tipki geceye sarkilar söyleyen bir akarsu gibi akip gidin.
Tutkunuz, asiri duygusal davranislarin getirecegi acilari tanimak olsun.
Tutkunuz, kendi sevgi anlayisinizla kendinizi vurmak olsun. Varsin istekle ve coskuyla aksin kaniniz. Tutkunuz, kanatlanmis bir yürekle sabaha gözlerinizi açip sevgi dolu bir güne baslayabiliyor olusa tesekkür etmek olsun. Tutkunuz, gün ögleye eristiginde oturup sevginin yüce heyecanini düşünmek olsun.
Tutkunuz, gün aksama erdiginde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun. Ve yüreginize gömdügünüz sevgili için iyi bir seyler dileyip yatin, dudaklarinizda onu yücelten bir sarki olsun.
(Halil Cibran - ERMIS adli kitabindan)
TANRI iLE ÖĞLE YEMEĞi
Küçük bir çocuk Tanrı''yla tanışmak istedi. Tanrı''nın bulunduğu yere gitmek için oldukça uzun bir seyahat yapması gerektiğini biliyordu. Bu yüzden çantasına bir paket çikolata ile meyve suyu da koydu ve yola koyuldu. Evinden beş blok öteye geldiğinde yol kenarındaki parkta bir sıraya oturmuş, güvercinleri seyreden yaşlı bir kadın gördü. Kadının yanına oturdu ve çantasını açtı. Tam meyve suyunu çıkarıp içmeyi düşünüyordu ki, yaşlı kadının aç göründüğünü farketti.', 'Çikolatayı çıkarıp yaşlı kadına uzattı. Kadın çocuğa gülümseyip çikolatayı aldı. Gülümsemesi o kadar sıcak ve güzeldi ki, çocuk o gülümsemeyi tekrar görebilmek için meyve suyunu da çıkarıp kadına verdi. Kadın tekrar gülümsedi ve tek kelime bile konuşmadıkları halde içi neşeyle doldu. Karanlık çökmeye başlamıştı.
Çocuk çok yorgun olduğunu hissedip oturduğu yerden kalktı ve bir kaç adım attıktan sonra dönerek kadına koştu ve sımsıkı sarıldı ona. Kadın kocaman bir gülümsemeyle bakıp içini ısıttı çocuğun.
Eve döndüğünde annesi çocuğun ışıldayan yüzüne bakıp, "Seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bakalım bugün?" diye sordu. Çocuk "Tanrı ile öğle yemeği yedim" diye cevapladı ve annesinin bir şey söylemesine fırsat bırakmadan "Biliyor musun anne, hayatımda gördüğüm en güzel gülümseyişe sahip!" diye ekledi.
O sırada yaşlı kadın neşeli bir şekilde evine girdi. Annesinin yüzündeki huzur dolu ifadeyi gören oğlu "Çok mutlu görünüyorsun anne, ne oldu?" diye sordu.
Kadın "Parkta Tanrı ile çikolata yedim." diye cevap verdi. Oğlunun şaşkın bakışına aldırmadan "Düşündüğümden çok daha gençmiş" diye de ekledi.
Uzun süreli veya kısa süreli, o veya bu sebepten ötürü, değişik insanlar hayatımıza girip çıkar. Ve biz onlarla ilişkilerimizde çoğunlukla, bir gülüşün, güzel bir sözcüğün, dinleyen bir kulağın, dürüst bir iltifatın veya ilgi dolu küçük bir hareketin gücünü önemsemeyiz. Unutmayın, Tanrı''nın neye benzediğini bilmiyorsak, insanları görünüşlerine göre değerlendirmemeliyiz. Gelin bugün tanıdığımız herkesi eşit şekilde bağrımıza basalım. Bugünkü öğlen yemeğiniz için şimdiden afiyet olsun...
Çocuk çok yorgun olduğunu hissedip oturduğu yerden kalktı ve bir kaç adım attıktan sonra dönerek kadına koştu ve sımsıkı sarıldı ona. Kadın kocaman bir gülümsemeyle bakıp içini ısıttı çocuğun.
Eve döndüğünde annesi çocuğun ışıldayan yüzüne bakıp, "Seni bu kadar mutlu edecek ne yaptın bakalım bugün?" diye sordu. Çocuk "Tanrı ile öğle yemeği yedim" diye cevapladı ve annesinin bir şey söylemesine fırsat bırakmadan "Biliyor musun anne, hayatımda gördüğüm en güzel gülümseyişe sahip!" diye ekledi.
O sırada yaşlı kadın neşeli bir şekilde evine girdi. Annesinin yüzündeki huzur dolu ifadeyi gören oğlu "Çok mutlu görünüyorsun anne, ne oldu?" diye sordu.
Kadın "Parkta Tanrı ile çikolata yedim." diye cevap verdi. Oğlunun şaşkın bakışına aldırmadan "Düşündüğümden çok daha gençmiş" diye de ekledi.
Uzun süreli veya kısa süreli, o veya bu sebepten ötürü, değişik insanlar hayatımıza girip çıkar. Ve biz onlarla ilişkilerimizde çoğunlukla, bir gülüşün, güzel bir sözcüğün, dinleyen bir kulağın, dürüst bir iltifatın veya ilgi dolu küçük bir hareketin gücünü önemsemeyiz. Unutmayın, Tanrı''nın neye benzediğini bilmiyorsak, insanları görünüşlerine göre değerlendirmemeliyiz. Gelin bugün tanıdığımız herkesi eşit şekilde bağrımıza basalım. Bugünkü öğlen yemeğiniz için şimdiden afiyet olsun...
20 LI YAŞLAR
20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden.. Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın.Onları ölesiye seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.
30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor.İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost işi hançer darbeleriyle; ve en kötü zannettiği, şefkatle imdadına yetişiveriyor.', 'Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu.. Anlıyor ki, iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve kötülük var... Kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin; kan kardeşi. İyilerle kötülerçekiştirmiyor ipi.. İyilik ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.
Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete dönüşmesine; acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine.. Tevazuuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele yürüyor. İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, günahkarla tövbekarı bir arada fark ediyor: Benim, hükmeden ve boyun eğen; zulmeden ve acı çeken. Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.. Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete bulayan benim. Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim.. Hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız ve asil..Ben, hem örs hem çekicim.
İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı.. Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı iç savaşlarına borçlu, ilerlemesini...
O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir uğraşı bırakıp-başta kendin olmak üzere- insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun; kıymet bilmeyi ve -yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun..
Tükendikçe pahalanıyor zaman; günler azaldıkça uzuyor. Saçların gibi,seyreldikçe değerleniyor dostların.. Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar;sevapları ve zaferleri kadar... Önemli değil kaç kez yenildiğin, önemli olan; kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin... Bu paramparça ruhlardan, çelişik duygulardan, çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya....
Ki olgunluk diyorlar adına.....
Can DÜNDAR (Nereye adlı kitabından)
30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor.İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost işi hançer darbeleriyle; ve en kötü zannettiği, şefkatle imdadına yetişiveriyor.', 'Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu.. Anlıyor ki, iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve kötülük var... Kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin; kan kardeşi. İyilerle kötülerçekiştirmiyor ipi.. İyilik ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.
Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete dönüşmesine; acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine.. Tevazuuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele yürüyor. İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, günahkarla tövbekarı bir arada fark ediyor: Benim, hükmeden ve boyun eğen; zulmeden ve acı çeken. Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.. Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete bulayan benim. Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim.. Hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız ve asil..Ben, hem örs hem çekicim.
İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı.. Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı iç savaşlarına borçlu, ilerlemesini...
O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir uğraşı bırakıp-başta kendin olmak üzere- insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun; kıymet bilmeyi ve -yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun..
Tükendikçe pahalanıyor zaman; günler azaldıkça uzuyor. Saçların gibi,seyreldikçe değerleniyor dostların.. Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar;sevapları ve zaferleri kadar... Önemli değil kaç kez yenildiğin, önemli olan; kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin... Bu paramparça ruhlardan, çelişik duygulardan, çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya....
Ki olgunluk diyorlar adına.....
Can DÜNDAR (Nereye adlı kitabından)
MOBBING-İşyerinde Duygusal Saldırı
Son yıllarda, özellikle gelişmiş ülkelerde çok yaygınlaşan mobbing, iş yerinde ruhsal taciz veya iş yerinde psikolojik terör olarak tanımlanıyor.
Mobbing, duygusal bir saldırıdır. Hedefi ise, bir iş yerindeki kişi veya kişiler üzerinde sistematik baskı yaratarak ahlâk dışı yaklaşımla iş performansını ve dayanma gücünü yok edip, işten ayrılmaya zorlamaktır.Gelişmiş ülkelerde cinsel tacizin de önüne geçen mobbing çoğunlukla üst düzey yönetim kademesinde çalışanlar tarafından uygulanmaktadır.
Araştırmacılar, mobbing mağdurlarının bazılarının otuzlu yaşlarda, bazılarının ise lisans üstü eğitiminin olduğunu vurgulamaktadırlar.Mobbing, örgütler içinde bulaşıcı bir hastalık gibidir. İyileştirici önlemler alınmazsa örgütün bütün yaşamsal oganlarına yayılır. Çalışan personelde, işletmeye ve çalışma arkadaşlarına olan güven ve saygı azalır, motivasyon düşer, çalışma ortamı ve çalışanlar ile örgüt arasında uyumsuzluk başlar, iş verimliliği düşer.Mobbing durumunda pasif saldırganla başa çıkmak aktif saldırgana göre daha zordur. Çünkü pasif saldırganlar kötü davranışlarını örtmek için uygun ortamlarda anlayışlı ve samimi davranışlar sergilerler. Saldırgan, kişiye yönelik cinsiyet, yaş, din, uyruk, özürlü olmak gibi herhangi bir nedene dayalı belirli bir ayırımcılıktan çok, kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla taciz, rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla kasıtlı hareketler sergiler.
Mobbing yapılan kişi, her sabah güne iş stresi ile başlar ve işe gitmek istemez. İçinde bulunduğu çaresiz durum kişinin sağlığını ciddi anlamda tehdit eder. Mağdurları en fazla etkileyen mobbing’in sıklığı, tekrarı ve süresidir. Herkesin dayanma süresi farklı olduğu için vereceği zararın etkisi de kişiye göre değişmektedir.Yapılan araştırmalar, mobbing’e maruz kalan kişilerin çalışma hayatlarında zeka, dürüstlük, yaratıcılık, başarı gibi bir çok olumlu özellik gösteren duygusal zekası yüksek kişiler olduklarını ortaya koymuştur.Özellikle yaratıcı insanların ürettikleri yeni fikirlerin diğerlerini rahatsız etmesi ve daha yüksek mevkilerde çalışan kişiler için tehdit oluşturdukları nedeni ile seçilmiş kişilerdir. Bu kişiler işini seven, yaptıkları işle bütünleşen, örgütün hedeflerine ve saygınlığına inanan çalışanlardır.Mobbing davranışlarından bazıları;
-Yaptığınız işin sürekli eleştirilir,
-Üstünüz ,meslektaşlarınız ,birlikte çalıştığınız kişiler kendinizi gösterme olanaklarınızı kısıtlar,
-Özel yaşantınız sürekli eleştirilir,
-Çevrenizdeki insanlar sizinle konuşmazlar ve başkalarına ulaşmanız engellenir,
-Dini ve siyasi görüşünüzle alay edilir,
-Asılsız söylentiler ve hakkınızda kötü konuşmalar yapılır,
-Sizi gülünç düşürmek için her türlü hareketleriniz taklit edilir,
-Cinsel imalarda veya doğrudan cinsel tacizde bulunulur,
-Size verilen işler geri alınır kendinize yeni bir iş bile yaratamazsınız,
-İşiniz sürekli değiştirilir, itibarınızı düşürecek şekilde niteliklerinizin dışındaki işler verilir,
-Fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlanırsınız,
-Fiziksel şiddet tehditleri yapılır,Örgüt bu davranışları görmezden geldiği yada göz yumduğu, kışkırttığı için mağdur kendini çaresiz hisseder ve mobbing gerçekleşir.
Mobbing örgütün seçtiği hiyerarşik yapı ve örgüt kültürüne göre yatay veya dikey olabilir. Hiyerarşi fazla ise, mobbing dikey, daha az ise yatay olur.Mobbing, her iş yerinde ve her türlü kuruluşta olabilir. Herhangi biri mobbing kurbanı olabilir veya bazı insanlar da belirli özelliklerinden dolayı seçilebilirler.
Mobbing’e maruz kalanlar, yaşadıklarının tanımlanmış bir iş yeri sendromu olduğunu, uğradıkları tacizin kendi suçları olmadığını anlamalılar ve bu yönde mücadeleye devam etmeliler. Aynı zamanda psikolojik yardım almak, onları yaşadıkları sendrom karşısında verecekleri mücadelede daha bilinçli ve güçlü kılacaktır.Avrupalı uzmanlar, mobbing sendromuna yakalanan bir kişinin topluma maliyetinin yıllık gelirinden fazla olduğunu belirtiyorlar.
Acı olan , gelişmekte olan ülkelerde çok sayıda çalışanın benzer durumda olması ve bunun ciddi anlamda psikosomatik rahatsızlıklara neden olabileceğinin bilinmemesidir.
Mobbing, duygusal bir saldırıdır. Hedefi ise, bir iş yerindeki kişi veya kişiler üzerinde sistematik baskı yaratarak ahlâk dışı yaklaşımla iş performansını ve dayanma gücünü yok edip, işten ayrılmaya zorlamaktır.Gelişmiş ülkelerde cinsel tacizin de önüne geçen mobbing çoğunlukla üst düzey yönetim kademesinde çalışanlar tarafından uygulanmaktadır.
Araştırmacılar, mobbing mağdurlarının bazılarının otuzlu yaşlarda, bazılarının ise lisans üstü eğitiminin olduğunu vurgulamaktadırlar.Mobbing, örgütler içinde bulaşıcı bir hastalık gibidir. İyileştirici önlemler alınmazsa örgütün bütün yaşamsal oganlarına yayılır. Çalışan personelde, işletmeye ve çalışma arkadaşlarına olan güven ve saygı azalır, motivasyon düşer, çalışma ortamı ve çalışanlar ile örgüt arasında uyumsuzluk başlar, iş verimliliği düşer.Mobbing durumunda pasif saldırganla başa çıkmak aktif saldırgana göre daha zordur. Çünkü pasif saldırganlar kötü davranışlarını örtmek için uygun ortamlarda anlayışlı ve samimi davranışlar sergilerler. Saldırgan, kişiye yönelik cinsiyet, yaş, din, uyruk, özürlü olmak gibi herhangi bir nedene dayalı belirli bir ayırımcılıktan çok, kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla taciz, rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla kasıtlı hareketler sergiler.
Mobbing yapılan kişi, her sabah güne iş stresi ile başlar ve işe gitmek istemez. İçinde bulunduğu çaresiz durum kişinin sağlığını ciddi anlamda tehdit eder. Mağdurları en fazla etkileyen mobbing’in sıklığı, tekrarı ve süresidir. Herkesin dayanma süresi farklı olduğu için vereceği zararın etkisi de kişiye göre değişmektedir.Yapılan araştırmalar, mobbing’e maruz kalan kişilerin çalışma hayatlarında zeka, dürüstlük, yaratıcılık, başarı gibi bir çok olumlu özellik gösteren duygusal zekası yüksek kişiler olduklarını ortaya koymuştur.Özellikle yaratıcı insanların ürettikleri yeni fikirlerin diğerlerini rahatsız etmesi ve daha yüksek mevkilerde çalışan kişiler için tehdit oluşturdukları nedeni ile seçilmiş kişilerdir. Bu kişiler işini seven, yaptıkları işle bütünleşen, örgütün hedeflerine ve saygınlığına inanan çalışanlardır.Mobbing davranışlarından bazıları;
-Yaptığınız işin sürekli eleştirilir,
-Üstünüz ,meslektaşlarınız ,birlikte çalıştığınız kişiler kendinizi gösterme olanaklarınızı kısıtlar,
-Özel yaşantınız sürekli eleştirilir,
-Çevrenizdeki insanlar sizinle konuşmazlar ve başkalarına ulaşmanız engellenir,
-Dini ve siyasi görüşünüzle alay edilir,
-Asılsız söylentiler ve hakkınızda kötü konuşmalar yapılır,
-Sizi gülünç düşürmek için her türlü hareketleriniz taklit edilir,
-Cinsel imalarda veya doğrudan cinsel tacizde bulunulur,
-Size verilen işler geri alınır kendinize yeni bir iş bile yaratamazsınız,
-İşiniz sürekli değiştirilir, itibarınızı düşürecek şekilde niteliklerinizin dışındaki işler verilir,
-Fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlanırsınız,
-Fiziksel şiddet tehditleri yapılır,Örgüt bu davranışları görmezden geldiği yada göz yumduğu, kışkırttığı için mağdur kendini çaresiz hisseder ve mobbing gerçekleşir.
Mobbing örgütün seçtiği hiyerarşik yapı ve örgüt kültürüne göre yatay veya dikey olabilir. Hiyerarşi fazla ise, mobbing dikey, daha az ise yatay olur.Mobbing, her iş yerinde ve her türlü kuruluşta olabilir. Herhangi biri mobbing kurbanı olabilir veya bazı insanlar da belirli özelliklerinden dolayı seçilebilirler.
Mobbing’e maruz kalanlar, yaşadıklarının tanımlanmış bir iş yeri sendromu olduğunu, uğradıkları tacizin kendi suçları olmadığını anlamalılar ve bu yönde mücadeleye devam etmeliler. Aynı zamanda psikolojik yardım almak, onları yaşadıkları sendrom karşısında verecekleri mücadelede daha bilinçli ve güçlü kılacaktır.Avrupalı uzmanlar, mobbing sendromuna yakalanan bir kişinin topluma maliyetinin yıllık gelirinden fazla olduğunu belirtiyorlar.
Acı olan , gelişmekte olan ülkelerde çok sayıda çalışanın benzer durumda olması ve bunun ciddi anlamda psikosomatik rahatsızlıklara neden olabileceğinin bilinmemesidir.
Sizin de Sekiz Zekanız Var!
Kişilerin, yaşadığı ortama göre bazı zekâ alanlarının zamanla köreldiğini biliyor musunuz? Peki "herkes sekiz zeka ile doğar" desek ne düşünürsünüz? Hangi zekâ türü daha önemli? Yaşanılan ortamlar zekâları nasıl etkiliyor? Hangi zekâyı etkin kullanıyorsunuz? İşte çarpıcı yanıtlar:
Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özcan Demirel, çoklu zekâ kuramının amacının, eğitimde bireylerin neler yapabildiğinden çok neler yapabileceğinin düşünülmesi olduğunu belirtiyor.
Herkesin sekiz zekâ ile doğduğuna dikkat çeken Demirel, bu konudaki soruları şöyle yanıtladı:
Bu yönteme göre ders tasarımı nasıl yapılıyor?
- Öğretmen, örneğin cebir ve geometriyi bedensel zekâyı kullanarak öğretiyor. Böylece kalem - kağıtla öğrenemeyen öğrenciler, model kurarak ve formülleri rol yapma ile göstererek daha kolay öğreniyorlar.
Yöntemi öğretmen belirler
Tüm zekâ türleri kullanılarak ders yapılabilir mi?
- Evet. Bazı öğretmenler derslerinde tüm türleri bütünleştirerek öğretimi daha uygun hale getiriyorlar. Bazıları ise öğrencilerine o konuyu nasıl öğrenmek istediklerini sorarak, alanını kendilerinin seçmesini istiyor.
Hangi zekâ türü daha önemli?
- Hepsine eşit derecede önem verilmeli. Geleneksel sistemde dil ve matematik zekâsı üzerinde yoğunlaşılıyor. Yeni kuramda ise öğrencilerde bulunan tüm güç ve becerilerin tanınması ve öğretilmesi görüşü temel alınıyor.
Herkes 8 zekâ alanına sahip midir?
- Evet, tüm insanlar hepsine birden sahip olarak doğar. Ancak öğrenciler sınıfa farklı zekâ alanları gelişmiş halde gelir. Çünkü çevreler farklıdır. Başka bir deyişle, her çocuk kendi zihinsel güç ve zayıflıklarıyla öğrenme ortamına katılır.
Zamanla değişiklik olur mu?
- İnsanların sahip oldukları tüm zekâlar yaşam boyu gelişim halindedir. Önemli olan çocuğun güçlü ve zayıf olduğu alanlarını görüp bunları geliştirecek uygulamalar yapılmasıdır. Yapılacak en büyük yanlış, bir insanın özellikle bir çocuğun tek tür ile etiketlenmesidir.
Yaşanılan ortamlar zekâları nasıl etkiliyor?
- Bu kuramın temelinde biyolojik ve kültürel boyutlar var. Kültürler, farklı zekâ türlerine verdikleri değerle zekâ gelişiminde önemli rol oynuyor.
Zekâları birlikte kullanmalı
Çevremizde hangi zekâ türüne daha fazla önem veriliyorsa o mu gelişiyor?
- Fazla değer verilen tür, diğerlerinden daha çok ve hızlı gelişiyor. Çünkü kabul gören ve değer verilen davranışlar motivasyonu arttırıyor ve bireyi bu davranışları zenginleştirmeye yöneltiyor.
Tüm türler birlikte kullanılamaz mı?
- Zekâlar her zaman birlikte çalışırlar ancak bu çok
karmaşık yollarla gerçekleşir. Örneğin bir futbol oyuncusu koşarken, yakalarken ve vururken bedensel zekâyı; sahayı ve görevini tanırken mekansal zekâyı; oyunun kurallarını öğrenirken dil ve sosyal zekâyı; kendini değerlendirirken de içsel zekâyı kullanır.
Hangi zekâyı etkin kullanıyorsunuz?
Aşağıdaki maddeleri dikkatle okuyarak, sizin ve çocuğunuz için en uygun olan cümleleri işaretleyin. Çalışmanın sonunda her bir bölümde verdiğiniz yanıtları gözden geçirin. Hangi bölüme verdiğiniz yanıt sayısı yüksek ise baskın olarak kullandığınız zekânız o olabilir. Böylece geliştirmeniz gereken zekâ bölümlerini de fark edebilirsiniz.
Sözsel - Dilsel
• Kitaplarım benim için çok önemli.
• Konuşmadan, yazmadan veya söylemeden önce kelimeleri kafamda duyabilirim.
• Televizyon veya filmi seyretmektense, radyo dinlemekten zevk alırım.
• Scrabble gibi kelime türetme oyunlarını severim.
• Tekerleme gibi dil oyunlarıyla kendimi ve başkalarını eğlendirmeyi severim.
• Bazen diğer insanlar yazı veya konuşma dilimde kullandığım kelimelerin anlamlarını sorma ihtiyacını duyarlar.
• Türkçe, edebiyat, İngilizce, sosyal bilgiler ve tarih derslerinden, matematik ve fen derslerine göre daha çok zevk alırım (alırdım.)
• Bir yolda giderken manzaradan çok ilan tahtalarındaki kelimeler dikkatimi çeker.
• Konuşmalarımda okuduğum veya duyduğum olaylara değinirim.
• Yazmaktan çok hoşlanıyorum.
• Zaman zaman amatörce ya da profesyonelce şiir veya yazılar yazarım.
Mantıksal - Matematiksel
Kolaylıkla aklımdan işlemler yapabilirim.
• Öğrenciyken matematik veya fen en sevdiğim derslerdi.
• Mantıksal düşünme gerektiren oyunlar oynamayı ve problemler çözmeyi severim.
• Eğer ile başlayan deneyler yaparım.
• Aklım olaylarda bir mantık sırası, belli bir düzen arar.
• Bilimdeki yeni gelişmelerle ilgilenirim.
• Hemen her şeyin mantıksal bir açıklaması olduğuna inanırım.
• Bazen net, soyut, kelimesiz ve imajsız olarak düşünürüm.
• Diğer insanların yaptıkları ve söylediklerinde mantık yolu bulmayı severim.
• Herşey ölçülüp, kategorize edilip, analiz edildiğinde daha rahat ederim.
• Zekâ oyunlarından zevk alırım.
Görsel - Mekânsal
• Gözlerimi kapattığımda genellikle net resimler görürüm.
• Renklere karşı duyarlıyım.
• Etrafımda gördüklerimi kaydetmek için sık sık fotoğraf makinesi veya kamera kullanırım.
• Puzzle ve bulmaca gibi görsel oyunları severim.
• Canlı ve parlak rüyalar görürüm.
• Tanımadığım bir yerde dolaşırken kolaylıkla yolumu bulurum.
• Çizmeyi ve karalamayı severim
• Bana göre geometri cebirden daha kolaydı.
• Yukarıdan kuşbaşı baktığımda bir şeyin nasıl görüneceğini kolaylıkla hayal ederim.
• Resimleri çok olan yazılara bakmayı tercih ederim.
Bedensel - Kinestetik
• Düzenli olarak bir spor dalıyla uğraşırım.
• Uzun zaman hareketsiz oturmak çok zor gelir.
• Dikiş dikme, dokuma, oyma, model yapma gibi ellerimi aktif olarak kullanabileceğim çalışmaları severim.
• Güzel fikirlerim genellikle yürürken, koşarken veya başka bir fiziksel aktivite yaparken ortaya çıkar.
• Boş vakitlerimi dışarıda geçirmeyi severim.
• Birisiyle konuşurken genellikle ellerimi veya başka şekillerde beden dilimi kullanırım.
• Bir şeyleri daha iyi öğrenmem için onlara dokunma ihtiyacı duyarım.
• Deli gibi koşmayı veya benzeri çılgın hareketleri severim.
• Kendimi ‘koordinasyonu çok iyi’ olarak tanımlıyorum.
• Yeni bir beceri geliştirebilmem için okumak veya seyretmektense uygulamam gerekir.
• Jest ve mimiklerimi, beden dilimi etkin olarak kullanırım.
Müziksel - Ritmik
• Sesimin müziğe yatkın olduğunu düşünüyorum.
• Bir notanın yanlış olduğunu hemen anlarım.
• Sık sık radyodan, kasetten, diskten müzik dinlerim.
• Bir enstrüman çalarım.
• Müzik olmasaydı hayatım pek bir şeye benzemezdi.
• Yürürken aklımda genellikle bir müzik sesi olur.
• Basit bir vurma aleti ile bile müziğe eşlik edebilirim.
• Bir çok şarkının veya müzikalin bestesini yapabilirim.
• Bir parçayı bir iki kere dinledikten sonra iyi bir şekilde söyleyebilirim.
• Çalışırken veya yeni bir şey öğrenirken genellikle mırıldanırım.
Kişiler arası - Sosyal
• Çevremdeki insanlar fikir danışmak için bana gelir.
• Voleybol, basketbol gibi grup oyunlarını yüzme ve koşma gibi bireysel olanlara tercih ederim.
• Bir sorunum olduğunda kendi başıma çözmek yerine, birinin yardımına ihtiyaç duyarım.
• En az üç tane yakın arkadaşım vardır.
• Sosyal olabileceğim oyunları tercih ederim.
• Bildiğim şeyleri başkalarına da öğretmeyi severim.
• Kendimi lider olarak görüyorum.
• Kalabalığın ortasında kendimi rahat hissederim.
• İşimle veya topluluğumla ilgili sosyal olaylara katılmayı severim.
• Evde yalnız kalmaktansa bir arkadaş toplantısına gitmeyi tercih ederim.
Kişisel - İçsel
Düzenli olarak meditasyon, değerlendirme veya hayatla ilgili önemli soruları düşünerek vakit geçiririm.
Kendim hakkında daha fazla bilgi edinmek için kişisel gelişim seminerlerine ve rehberlik toplantılarına katılırım.
Aksiliklere esneklikle yaklaşırım.
Yalnızca benim bildiğim bir hobim vardır.
Hayatımla ilgili düzenli olarak düşündüğüm önemli amaçlarım vardır.
Güçlü ve zayıf olduğum yönlerime mantıklı bir bakış açım vardır.
Etrafımda birçok insanın olduğu kalabalık bir yerde olmak yerine, tek başıma bir odada hafta sonu geçirmeyi tercih ederim.
Kendimi, istekleri güçlü ve bağımsız hissederim.
Kendi işimi kendim yaratırım ve hatta kendi işimin sahibi olmayı da düşünmüşümdür
Kaynak: Milliyet
Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Özcan Demirel, çoklu zekâ kuramının amacının, eğitimde bireylerin neler yapabildiğinden çok neler yapabileceğinin düşünülmesi olduğunu belirtiyor.
Herkesin sekiz zekâ ile doğduğuna dikkat çeken Demirel, bu konudaki soruları şöyle yanıtladı:
Bu yönteme göre ders tasarımı nasıl yapılıyor?
- Öğretmen, örneğin cebir ve geometriyi bedensel zekâyı kullanarak öğretiyor. Böylece kalem - kağıtla öğrenemeyen öğrenciler, model kurarak ve formülleri rol yapma ile göstererek daha kolay öğreniyorlar.
Yöntemi öğretmen belirler
Tüm zekâ türleri kullanılarak ders yapılabilir mi?
- Evet. Bazı öğretmenler derslerinde tüm türleri bütünleştirerek öğretimi daha uygun hale getiriyorlar. Bazıları ise öğrencilerine o konuyu nasıl öğrenmek istediklerini sorarak, alanını kendilerinin seçmesini istiyor.
Hangi zekâ türü daha önemli?
- Hepsine eşit derecede önem verilmeli. Geleneksel sistemde dil ve matematik zekâsı üzerinde yoğunlaşılıyor. Yeni kuramda ise öğrencilerde bulunan tüm güç ve becerilerin tanınması ve öğretilmesi görüşü temel alınıyor.
Herkes 8 zekâ alanına sahip midir?
- Evet, tüm insanlar hepsine birden sahip olarak doğar. Ancak öğrenciler sınıfa farklı zekâ alanları gelişmiş halde gelir. Çünkü çevreler farklıdır. Başka bir deyişle, her çocuk kendi zihinsel güç ve zayıflıklarıyla öğrenme ortamına katılır.
Zamanla değişiklik olur mu?
- İnsanların sahip oldukları tüm zekâlar yaşam boyu gelişim halindedir. Önemli olan çocuğun güçlü ve zayıf olduğu alanlarını görüp bunları geliştirecek uygulamalar yapılmasıdır. Yapılacak en büyük yanlış, bir insanın özellikle bir çocuğun tek tür ile etiketlenmesidir.
Yaşanılan ortamlar zekâları nasıl etkiliyor?
- Bu kuramın temelinde biyolojik ve kültürel boyutlar var. Kültürler, farklı zekâ türlerine verdikleri değerle zekâ gelişiminde önemli rol oynuyor.
Zekâları birlikte kullanmalı
Çevremizde hangi zekâ türüne daha fazla önem veriliyorsa o mu gelişiyor?
- Fazla değer verilen tür, diğerlerinden daha çok ve hızlı gelişiyor. Çünkü kabul gören ve değer verilen davranışlar motivasyonu arttırıyor ve bireyi bu davranışları zenginleştirmeye yöneltiyor.
Tüm türler birlikte kullanılamaz mı?
- Zekâlar her zaman birlikte çalışırlar ancak bu çok
karmaşık yollarla gerçekleşir. Örneğin bir futbol oyuncusu koşarken, yakalarken ve vururken bedensel zekâyı; sahayı ve görevini tanırken mekansal zekâyı; oyunun kurallarını öğrenirken dil ve sosyal zekâyı; kendini değerlendirirken de içsel zekâyı kullanır.
Hangi zekâyı etkin kullanıyorsunuz?
Aşağıdaki maddeleri dikkatle okuyarak, sizin ve çocuğunuz için en uygun olan cümleleri işaretleyin. Çalışmanın sonunda her bir bölümde verdiğiniz yanıtları gözden geçirin. Hangi bölüme verdiğiniz yanıt sayısı yüksek ise baskın olarak kullandığınız zekânız o olabilir. Böylece geliştirmeniz gereken zekâ bölümlerini de fark edebilirsiniz.
Sözsel - Dilsel
• Kitaplarım benim için çok önemli.
• Konuşmadan, yazmadan veya söylemeden önce kelimeleri kafamda duyabilirim.
• Televizyon veya filmi seyretmektense, radyo dinlemekten zevk alırım.
• Scrabble gibi kelime türetme oyunlarını severim.
• Tekerleme gibi dil oyunlarıyla kendimi ve başkalarını eğlendirmeyi severim.
• Bazen diğer insanlar yazı veya konuşma dilimde kullandığım kelimelerin anlamlarını sorma ihtiyacını duyarlar.
• Türkçe, edebiyat, İngilizce, sosyal bilgiler ve tarih derslerinden, matematik ve fen derslerine göre daha çok zevk alırım (alırdım.)
• Bir yolda giderken manzaradan çok ilan tahtalarındaki kelimeler dikkatimi çeker.
• Konuşmalarımda okuduğum veya duyduğum olaylara değinirim.
• Yazmaktan çok hoşlanıyorum.
• Zaman zaman amatörce ya da profesyonelce şiir veya yazılar yazarım.
Mantıksal - Matematiksel
Kolaylıkla aklımdan işlemler yapabilirim.
• Öğrenciyken matematik veya fen en sevdiğim derslerdi.
• Mantıksal düşünme gerektiren oyunlar oynamayı ve problemler çözmeyi severim.
• Eğer ile başlayan deneyler yaparım.
• Aklım olaylarda bir mantık sırası, belli bir düzen arar.
• Bilimdeki yeni gelişmelerle ilgilenirim.
• Hemen her şeyin mantıksal bir açıklaması olduğuna inanırım.
• Bazen net, soyut, kelimesiz ve imajsız olarak düşünürüm.
• Diğer insanların yaptıkları ve söylediklerinde mantık yolu bulmayı severim.
• Herşey ölçülüp, kategorize edilip, analiz edildiğinde daha rahat ederim.
• Zekâ oyunlarından zevk alırım.
Görsel - Mekânsal
• Gözlerimi kapattığımda genellikle net resimler görürüm.
• Renklere karşı duyarlıyım.
• Etrafımda gördüklerimi kaydetmek için sık sık fotoğraf makinesi veya kamera kullanırım.
• Puzzle ve bulmaca gibi görsel oyunları severim.
• Canlı ve parlak rüyalar görürüm.
• Tanımadığım bir yerde dolaşırken kolaylıkla yolumu bulurum.
• Çizmeyi ve karalamayı severim
• Bana göre geometri cebirden daha kolaydı.
• Yukarıdan kuşbaşı baktığımda bir şeyin nasıl görüneceğini kolaylıkla hayal ederim.
• Resimleri çok olan yazılara bakmayı tercih ederim.
Bedensel - Kinestetik
• Düzenli olarak bir spor dalıyla uğraşırım.
• Uzun zaman hareketsiz oturmak çok zor gelir.
• Dikiş dikme, dokuma, oyma, model yapma gibi ellerimi aktif olarak kullanabileceğim çalışmaları severim.
• Güzel fikirlerim genellikle yürürken, koşarken veya başka bir fiziksel aktivite yaparken ortaya çıkar.
• Boş vakitlerimi dışarıda geçirmeyi severim.
• Birisiyle konuşurken genellikle ellerimi veya başka şekillerde beden dilimi kullanırım.
• Bir şeyleri daha iyi öğrenmem için onlara dokunma ihtiyacı duyarım.
• Deli gibi koşmayı veya benzeri çılgın hareketleri severim.
• Kendimi ‘koordinasyonu çok iyi’ olarak tanımlıyorum.
• Yeni bir beceri geliştirebilmem için okumak veya seyretmektense uygulamam gerekir.
• Jest ve mimiklerimi, beden dilimi etkin olarak kullanırım.
Müziksel - Ritmik
• Sesimin müziğe yatkın olduğunu düşünüyorum.
• Bir notanın yanlış olduğunu hemen anlarım.
• Sık sık radyodan, kasetten, diskten müzik dinlerim.
• Bir enstrüman çalarım.
• Müzik olmasaydı hayatım pek bir şeye benzemezdi.
• Yürürken aklımda genellikle bir müzik sesi olur.
• Basit bir vurma aleti ile bile müziğe eşlik edebilirim.
• Bir çok şarkının veya müzikalin bestesini yapabilirim.
• Bir parçayı bir iki kere dinledikten sonra iyi bir şekilde söyleyebilirim.
• Çalışırken veya yeni bir şey öğrenirken genellikle mırıldanırım.
Kişiler arası - Sosyal
• Çevremdeki insanlar fikir danışmak için bana gelir.
• Voleybol, basketbol gibi grup oyunlarını yüzme ve koşma gibi bireysel olanlara tercih ederim.
• Bir sorunum olduğunda kendi başıma çözmek yerine, birinin yardımına ihtiyaç duyarım.
• En az üç tane yakın arkadaşım vardır.
• Sosyal olabileceğim oyunları tercih ederim.
• Bildiğim şeyleri başkalarına da öğretmeyi severim.
• Kendimi lider olarak görüyorum.
• Kalabalığın ortasında kendimi rahat hissederim.
• İşimle veya topluluğumla ilgili sosyal olaylara katılmayı severim.
• Evde yalnız kalmaktansa bir arkadaş toplantısına gitmeyi tercih ederim.
Kişisel - İçsel
Düzenli olarak meditasyon, değerlendirme veya hayatla ilgili önemli soruları düşünerek vakit geçiririm.
Kendim hakkında daha fazla bilgi edinmek için kişisel gelişim seminerlerine ve rehberlik toplantılarına katılırım.
Aksiliklere esneklikle yaklaşırım.
Yalnızca benim bildiğim bir hobim vardır.
Hayatımla ilgili düzenli olarak düşündüğüm önemli amaçlarım vardır.
Güçlü ve zayıf olduğum yönlerime mantıklı bir bakış açım vardır.
Etrafımda birçok insanın olduğu kalabalık bir yerde olmak yerine, tek başıma bir odada hafta sonu geçirmeyi tercih ederim.
Kendimi, istekleri güçlü ve bağımsız hissederim.
Kendi işimi kendim yaratırım ve hatta kendi işimin sahibi olmayı da düşünmüşümdür
Kaynak: Milliyet
Benim yaşlarım
İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor.
Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
***
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
***
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
***
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
***
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
***
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
***
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
Can Dundar
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor.
Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
***
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
***
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
***
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
***
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
***
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
***
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.
Can Dundar
Sunday, July 09, 2006
Kızılderili Atasözleri
*ARKAMDA yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz. (Ute Kabilesi)
*Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder. (Hopi Kabilesi)
*Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. (Apache Kabilesi)
*Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır. (Siyu Kabilesi)
*Bir kere al şunu demek, iki kere ben vereceğim demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor)
*Doğum yapan herşey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohawk Kabilesi)
*Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli. (Siyu Kabilesi)
*Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak (Sauk Kabilesi)
*Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi Kabilesi)
*Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır. (Cherokee Kabilesi)
*Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! (Cheyenne Kabilesi)
*Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder. (Hopi Kabilesi)
*Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. (Apache Kabilesi)
*Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır. (Siyu Kabilesi)
*Bir kere al şunu demek, iki kere ben vereceğim demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor)
*Doğum yapan herşey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohawk Kabilesi)
*Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli. (Siyu Kabilesi)
*Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak (Sauk Kabilesi)
*Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi Kabilesi)
*Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır. (Cherokee Kabilesi)
*Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! (Cheyenne Kabilesi)
Yönetici ve Mühendis
Büyük bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri bir gün New York üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur. İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır."Pardon. Ben neredeyim acaba?" diye sorar.
"Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin" der adam.
Yönetici sinirlenir:
"Sen mühendissin değil mi?" diye sorar.
"Evet." der adam. "Nereden bildin?"
"Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdiğin cevap 100% doğru fakat hiç bir isime yaramıyor."
"Sen de yöneticisin değil mi?"
"Evet sen nereden bildin?"
"Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun. Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu simdi benim sucum oldu."
"Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin" der adam.
Yönetici sinirlenir:
"Sen mühendissin değil mi?" diye sorar.
"Evet." der adam. "Nereden bildin?"
"Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdiğin cevap 100% doğru fakat hiç bir isime yaramıyor."
"Sen de yöneticisin değil mi?"
"Evet sen nereden bildin?"
"Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsun. Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu simdi benim sucum oldu."
Tren
Üç isletmeci ve üç mühendis is icabı trenle bir seyahate çıkacaklardır. Tren garında üç isletmeci üç bilet aldığı halde, mühendisler yalnızca bir tane alırlar. İşletmeciler bunun sebebini sorduklarındaysa, "bekleyin ve görün" derler. Trene binerler, birsure sonra üç mühendis kalkıp beraberce tuvalete gider.
Kondüktör gelir, üç isletmeciden üç bileti aldıktan sonra tuvaletin kapısını çalar,"biletiniz lütfen" der. Mühendislerden biri eliyle bileti dışarı uzatır. İşletmeciler de bunu görürler. Artık taktiği kapmışlardır. Dönüş zamanı gelmiştir, yine gardadırlar. İşletmeciler gidip bir bilet alırlar. Bakarlar mühendisler bu sefer hiç bilet almıyor,şaşkınlıkla yine sebebini sorarlar, "bekleyin ve görün" der yine mühendisler.Yolculuk baslar.
İşletmeciler beraberce kalkıp tuvalete giderler, ardından da mühendisler de karşısındaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın, mühendislerden biri dışarı çıkar, karşıdaki tuvaletin kapısını tıklatıp "biletiniz lütfen" der. Açılan kapıdan bir el bileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete geri girer.
Kondüktör gelir, üç isletmeciden üç bileti aldıktan sonra tuvaletin kapısını çalar,"biletiniz lütfen" der. Mühendislerden biri eliyle bileti dışarı uzatır. İşletmeciler de bunu görürler. Artık taktiği kapmışlardır. Dönüş zamanı gelmiştir, yine gardadırlar. İşletmeciler gidip bir bilet alırlar. Bakarlar mühendisler bu sefer hiç bilet almıyor,şaşkınlıkla yine sebebini sorarlar, "bekleyin ve görün" der yine mühendisler.Yolculuk baslar.
İşletmeciler beraberce kalkıp tuvalete giderler, ardından da mühendisler de karşısındaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın, mühendislerden biri dışarı çıkar, karşıdaki tuvaletin kapısını tıklatıp "biletiniz lütfen" der. Açılan kapıdan bir el bileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete geri girer.
Eşek
Kayseri'nin bir köyünde imece yöntemiyle yol yapılıyor. Bunun için de eşekten yararlanılıyor. Eşek hangi yolu izlerse, orası genişletip araba yoluna dönüştürülüyor.
Köye gelen Amerikalı Barış Gönüllüsü, ne olup bittiğini kavrayamadığı için sorar
-Ne yapıyorsunuz böyle?
-Yol yapıyoruz.
-Bu essek ne için?
-O, yolun mühendisi. Yola uygun geçişi o gösterir.
Barış Gönüllüsü katıla katıla güler :
-Ya eşek bulamasaydınız?
-İşte o zaman Amerika'dan mühendis getirirdik!
Köye gelen Amerikalı Barış Gönüllüsü, ne olup bittiğini kavrayamadığı için sorar
-Ne yapıyorsunuz böyle?
-Yol yapıyoruz.
-Bu essek ne için?
-O, yolun mühendisi. Yola uygun geçişi o gösterir.
Barış Gönüllüsü katıla katıla güler :
-Ya eşek bulamasaydınız?
-İşte o zaman Amerika'dan mühendis getirirdik!
Hacettepeli
Konferans sırasında arkadaş olan üç uzman birlikte tuvalete girerek ihtiyaç gidermişler. İşini ilk bitiren ellerini yıkadıktan sonra makineden peş peşe kurulama kağıtları alıp ellerini kurulamış. Tam 16 adet kağıt havlu harcamış. Arkadaşlarına dönmüş:
- Ben Boğaziçi mezunuyum, bizim okulda önce temizlik öğretilir
İşini ikinci bitiren tek bir kağıt havlu çekmiş ve elini kurulamış. İkinci kişi diğerlerine dönmüş:
Üçüncü kişi ne ellerini yıkamış, ne kağıt almış. Kendisine şaşkın şaşkın bakan arkadaşlarına dönmüş:
- Ben Hacettepe mezunuyum, biz elimize işemeyiz!
- Ben Boğaziçi mezunuyum, bizim okulda önce temizlik öğretilir
İşini ikinci bitiren tek bir kağıt havlu çekmiş ve elini kurulamış. İkinci kişi diğerlerine dönmüş:
- Ben Bilkent mezunuyum,bize okulda çevreciliği öğrettiler. Çok kağıt harcamak çevreye zararlıdır.
Üçüncü kişi ne ellerini yıkamış, ne kağıt almış. Kendisine şaşkın şaşkın bakan arkadaşlarına dönmüş:
- Ben Hacettepe mezunuyum, biz elimize işemeyiz!
NASA
NASA Mars'a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geridönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu is için ne kadar isteyeceğini sormuşlar:
- 1 Milyon Dolar demiş ve eklemiş - kızılhaç'a bağışlayacağım.
İkinci aday olan doktora da ayni soruyu sormuşlar. Doktor:
- 2 Milyon Dolar demiş. - Bir milyonunu aileme bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım.
Üçüncü aday olan Temel ayni soruya
- 3 Milyon Dolar diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon dolar istediğini sormuşlar.
Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle:
- 1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars'a göndeririz.
- 1 Milyon Dolar demiş ve eklemiş - kızılhaç'a bağışlayacağım.
İkinci aday olan doktora da ayni soruyu sormuşlar. Doktor:
- 2 Milyon Dolar demiş. - Bir milyonunu aileme bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım.
Üçüncü aday olan Temel ayni soruya
- 3 Milyon Dolar diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon dolar istediğini sormuşlar.
Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle:
- 1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars'a göndeririz.
Kurbağa
Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:
- Ben aslında bir insanim, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim"
Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:
- eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya baslar
- eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.
Sonunda kurbağa dayanamaz
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.
- Ben aslında bir insanim, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim"
Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:
- eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya baslar
- eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.
Sonunda kurbağa dayanamaz
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.
Friday, July 07, 2006
Sevgi Eylemi
Bir Sevgi Eylemiyle Harcanmamis Bir Gün Kaybedilmis Bir Gündür
Sevmek için o kadar firsatimiz olmasina karsin dünyada o kadar az sevgi vardir ki. Insanlar yalniz aglamakta, yalniz ölmekteler. Çocuklara kötü muamele edilmekte, yaslilar son günlerini sevecenlik ve sevgiden uzak geçirmektedirler. ', 'Sevgi gösterisine bu kadar çok ihtiyaç olan bir dünyada, yasamimizdaki insanlara sadece sicak bir kucaklama ya da uzatilan bir elden daha karmasik olmayan bir hareketle yardim edecek büyük bir gücümüz oldugunu anlamak çok önemlidir.
Avila''li Teresa söyle yalvarmaktadir: "Pek çok sevgi eylemine alistirin kendinizi, çünkü bunlar ruhu tutusturur ve eritir."
Dünyayi daha iyi, daha sevgi dolu bir yer yapmak için neler yaptigimizi düsünmek için en uygun zaman günün sonudur. Geceler boyunca aklimiza hiçbir sey gelmiyorsa, dünyayi daha iyiye dogru nasil degistirebilecegimizi düsünmek için de uygun bir zamandir bu. Öyle çok büyük boyutlu seyler yapmamiza da gerek yoktur; var olan basit seyler üzerinde bir seyler yapmak da yeterlidir:
Etmedigimiz bir telefon, yazmayi erteledigimiz o not, takdir etmedigimiz o iyilik. Is sevgiyi vermeye gelince firsatlar sonsuzdur ve bunu hepimiz yapabiliriz.
SEVGI ANLAYISLA YASAR
Anlayis karsisindakinin görüsünü anlamaktir. Baskalarina kendine davranilmasini istedigin gibi davran kurali, anlayisin bir örnegidir. Bu, kisisel iliskilerimizi güçlendirmeye yarayan çok kuvvetli bir insan huyudur. Anlayis, baskalarinin görüsünü kabul etmemiz gerektigi demek degildir. Sadece onu anlamaya çalismaya hazir oldugumuz demektir.
Herkesin, bizimkilere uymayan, kendileri için geçerli olan kendi deneyimleri oldugunu kabul etmedikçe, bunu yapamayiz. Herkesin dünyayi bizim gibi görmesini bekleyemeyiz.
Gerçek anlayis, ancak kendi disimiza çikabildigimiz ve nesnelerin öteki insanlara nasil göründügünü anlamaya çalistigimiz zaman gelecektir.
Pek çok kere ilk görüste kolaylikla umursanmayacak ve unutulacak insanlara rastlamisimdir. Ancak, onlar hakkinda daha çok bilgi edinmek için zaman ayirdigimda, hemen hemen her zaman onlarin davranislarini kabul edilebilir bulmusumdur. Bu da bana olumsuz önyargilarimin çogu zaman ne kadar yanlis olabilecegini ögretmistir. Anlayis bir huy haline dönünce, artik o anin tutkusunun esiri degilizdir ve sevme yetenegimiz sinirsiza ulasacaktir.
GÜÇLÜKLERI SEVGIYLE YENMEK
Karsilastigimiz güçlükler eylem gerektirir. Sevgi eylemi çözüm getirir. Sevgimizin gücü, sorunlarla ve düs kirikliklariyla nasil basa çiktigimizda kendini gösterir. Yasamimizda her sey güzelce akip giderken hos ve olumlu olmak kolaydir. Ama yasamin akisi degisip de geçici olarak bizi güçsüz birakirsa, o zaman gerçek gücümüz ortaya çikar.
Sevgi bize "Neden ben?" diyerek zaman kaybetmemeyi, onun yerine, "Simdi ne yapmali?" demeyi ögretir. Birinci soru gereksiz ve anlamsiz bir çatismaya götürür, ama ikincisi kendine acimanin ve anlamsiz suçlamanin yükünü tasimayan bir eylemi akla getirir. Eger sevgi varsa, güçlükler bozulan iliskilerin nedeni degildir.
Aslinda bu durum bizim degisip ayakta kalmamizi saglar.
LEO BUSCAGLIA Sevgi için dogmak (Inkilâp kitabevi )
Doğarken ağlamak
Doğarken tüm insanlar ağlarlar, ağlamazlarsa, bu ölmüş olduklarını gösterir. Acı, bilinçten öncede vardır. Köpekler, kediler, inekler, atlar, tümü sessizce doğarlar. En fazla, annelerine salimen doğduklarını bildirmek için küçük bir inilti çıkarırlar.
İnsanoğlunun doğumundaki acınını, başın orantısız büyüklüğünden kaynaklandığı söylenir, bunun acınası bir yalan olduğu besbellidir. ', 'Atlar ve filler de kocaman kafalarla doğarlar, gene de dünyaya gelişleri gayet sessizdir. Doğum anında kadınlar bedenlerindeki tüm solukla haykırırlar; oysa kediler yalnızca mırıldanır. Bizi mutsuz kılan uçurum işte buradadır.
Susanna Tamaro -Anima Mundi
BİR NEHRE FARKLI AÇIDAN BAKMAK
Cagiltili bir nehrin kenarinda durur da onunuzden kopurerek akan suya gozlerinizi dikip bakarsaniz, biraz sonra basiniz doner, gozleriniz kararir, dusecek gibi olursunuz. Nehre bu kadar yakindan bakmak nehri gormenizi engeller. Nehrin nereden gelip nereye gittigini gorebilmek icin biraz geriye cekilmek gerekir ..', 'Hayatla iliskilerimiz de biraz boyledir. Hemen onumuzde kopurup cagildayan sulara bakmak zamanin akisini gozden kacirmamiza neden olur.
Hemen onunuzdeki suya bakarsaniz kirlenip kabarmis bir su gorursunuz.
Biraz geri cekilip ileri bakarsaniz berrak ve guclu bir nehir goreceksiniz.
Onun icin onune bakanlar bu kadar karamsar, gelecege bakanlar bu kadar iyimser.
Sular, kabarip kopurerek temizleniyor cünkü..
NEHRE BIRAZ GERI CEKILEREK BAKMAYI DENEYIN. FARKI GORECEKSINIZ....
SEN OLMASAYDIN...
Bir adam bir kadına: "Eğer sen olmasaydın ben n''apardım?" dedi.
Kadın mahcup sordu: "Sahiden n''apardın ben olmasaydım?"
Adam: "Olmaz!.." dedi. "Çok şey eksik olurdu o zaman, yarım olurdu."', 'Çayımın şekeri eksik olurdu mesela,
Bulutun yağmuru,
Yağmurun toprağı,
Toprağın çimeni,
Rüzgarın ıslığı,
Gömleğimin rengi,
Dudaklarımın tebessümü eksik olurdu mesela,
Çiçek arısız olurdu,
Gece yıldızsız,
Deniz dalgasız,
Eğer sen olmasaydın,
Güneş yakmazdı mesela,
Elma tatsız,
Uyku rüyasız,
Gelecek umutsuz,
Göz fersiz,
Yürek sevgisiz olurdu.
Ve ruhumun ateşi körüksüz kalırdı.
HAYAT NEDIR?
Hayat skor tabelasi tutmak degildir.
Kac arkadasiniz oldugu ya da kacinin sizi arkadas kabul ettigi degildir.
Bu hafta sonu icin planlarinizin olmasi degildir.
Hafta sonu yalniz olmaniz da degildir.
Su siralar sevgilizin olmasi degildir.
Gecmiste sevgiliniz olmasi degildir, geçmiste kaç sevgiliniz oldugu degildir.
Bugune kadar hic sevgilinizin olmamasi da degildir.
Sizi kimin optugu degildir.
Ailenizin ya da onlarin serveti degildir.
Hangi okula gittiginiz degildir
Ne kadar guzel ya da cirkin oldugunuz degildir.
Giydikleriniz, ayakkabilariniz degildir.
Ne cesit muzik dinlediginiz degildir.
Okul notlariniz degildir.
Ne kadar akilli oldugunuz degildir.
Herkesin size verdigi akil notu hic degildir.
Hayat standart testlerinin belirledigi kisiliginiz de degildir.
Hayat bir kagida dokulmus hayat hikayeniz ve bu hayat hikayesini kimin kabul ettigi de degildir.
AMA HAYAT;
Kimi sevdiginiz, kimi incittiginizdir.
Kimi mutlu, kimi mutsuz ettiginizdir.
Sizin olanlari koruyabilme ya da
mahvedebilmenizdir.
Dostluklarinizdir.
Neyi soylediginiz ve neyi kastettiginizdir.
Hangi onemli hukum ve kararlari verdiginiz vede nicin verdiginizdir.
Icinizde sevgiyi tasimak, buyutmek ve dagitmaktir.
Ama en onemlisi, yalniz basina asla gerceklestiremeyeceginiz bir seyi yapmak, hayatinizi, baska insanlarin kalbine dokundurabilmektir.
Baskalarinin kalplerini etkileyecek yolu ancak siz secersiniz.
Ve hayat bu secimlerdir zaten.
Hayat silgi kullanmadan resim cizme sanatidir.
Ve insanlar boyle buyurler...
unutmayin;
YASAMA KENDIMIZDEN NE KATARSAK, YASAMDAN DA ONU ALIRIZ...
Wednesday, July 05, 2006
KINALI ALİ (BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR)
Cemal Demetçi'ye teşekkürler
Üst tegmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla lafliyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara sacinin ortasi sararmis bir cocuk gordu. Merakla adin ne senin evladim? der. Çocuk Ali diye cevap verir. Nerelisin? der. Ali Tokat Ziledenim der. Peki evladim bu kafanin hali ne?? Ali anam cepheye gelirken kina yakti komutanim der. Neden? der komutan. Ali bilmiyorum komutanim? der: Peki gidebilirsin Kinali Ali? der.
O gunden sonra herkes ona Kinali Ali der. Herkes kafasindaki kinayla dalga gecer. Kisa surede cana yakin ve cesur tavirlariyla tum arkadaslarinin sevgisini kazanir.', 'Bir gun ailesine mektup yazmak ister. Ali ''nin okuma yazmasi da yoktur arkadaslarindan yardim ister ve hep beraber baslarlar yazmaya. Ali soyler arkadaslari yazar sevgili anne babacim ellerinizden operim ben burda cok iyiyim beni merak etmeyin? diye baslar. Kiz kardesini kendinden bir kucuk erkek kardesini sorar koyundekilerin burnunda tuttgunu yazdirir. Kendilerini merak etmemesini kendileri var oldukca dusmanin bir adim bile ilerleyemeyecegini yazdirir. Gururla mektubu bitirir neden sonra aklina gelir ve yazinin sonuna anasina NOT duser: Alinin kendisinden hemen sonra askere gelicek bir kardesi daha vardir. Anacagim kafama kina yaktin burda komutanlarim ve arkadaslarim benle hep dalga gectiler sakin kardesim Ahmete de yakma onla da dalga gecmesinler der ellerinden optum? diye bitirir.
Aradan zaman gecer. Ingilizler kati netice almak icin tum gucleriyle Gelibolu’ya yuklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker sehit düsmüslerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamis onlarin sayilarida epey azalmisti gelibolu dusmek uzereydi Kinali Ali’nin komutani da olayi gorup yerinde duramiyordu. Kendisinin bolugu henuz sicak temasa hazir degildi. Onlar yeni gelmisti onlari insan bedeninin sungu ve mermilerle orak gibi bicildigi bu yere dua ediyordu Komutanlarin bu dusunceli hali goren ve durumun vehametini bilen Kinali Ali ve arkadaslari komutanlarina yalvar yakar oraya gitmek istediklerini soylerler. Komutanlari onlari olume gonderdigini bile bile caresiz gonderir. Kinali Ali'nin bolugunden kimse sag kalmaz hepsi sehit olmustur.
Aradan zaman gecer. Kinali Ali'nin ailesine yazdigi mektubun cevabi gelir. Komutanlari buruk ve gozleri dolu dolu mektubu acip okumaya karar verirler. (bu mektubun asli Çanakkale muzesinde sergilenmektedir) Babasi anlatir. Ali'' nin. "Oglum ali nasilsin iyimisin gozlerinden operim selam ederim dedikten sonra okuzu sattik paranin yarisini sana yarisinida cepheye gidecek kardesine veriyoruz simdi okuzun yerine tarlayi ben suruyorum zaten artik zahireye de fazla ihtiyacimiz olmadigi icin yorulmuyorum da siz sakin bizi merak etmeyin bizi dusunmeyin der koyu akrabalarini anlatir ve mektubu bitirir
Ali ananin da sana diyecegi bir sey var? Anasini anlatir: ? Oglum ali yazmissin ki kafamdaki kinayla dalga gectiler kardesime de yakma demissin kardesine de yaktim komutanlarina ve arkadaslarina soyle senle dalga gecmesinler bizde 3 seye kina yakarlar;
1- Gelinlik kıza gideceği aileye kurban olsun diye
2- Kurbanlik koc a Allaha kurban olsun diye
3- Askere giden yigitlerimize vatana kurban olsun diye..... gozlerinden oper selam ederim ALLAHA emanet olun?
Mektubu okuyan Alinin komutani ve digerleri hickira hickirarak aglamaktadirlar...
Subscribe to:
Posts (Atom)
